Bugün 20 Temmuz 2018 Cuma
  • Antalya27 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    189,600
    %0.30
  • Dolar
    4,7932
    %-0.57
  • Euro
    5,6125
    %0.31

Bekir Bülent Özsoy

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bekir Bülent Özsoy

19. Asır İtalya’sı(2)

15 Mart 2018 Perşembe 18:44

 Hiç yakışmadı: koskoca dört yıldızlı general olmuşsun, yetmemiş, genel kurmayın başına geçmişsin, ve hala Büyük Savaşı (1914-1918) tarif ederken… yılların köhne satırlarını telaffuz ediyorsunuz; ‘Müttefiklerimiz yenildiği için yenilmiş sayıldık!’ Ayıp….

Hiç yakışmadı: Nurten Öztürk Opet şirketler grubunun yk. Üyesi, inanılmaz güzel eserlere imza atmış.. doğu Anadolu da ve Çanakkale de örnek köy projeleri parmak ısırtıyor.. muhteşem bir hanımefendi ve çalışkan bir kadın..

Siz hanımefendi… evet, siz ise bu şehrin en zengin belediyesinin meclis üyesi falansınız.. kendinizi şatafatlı bir şekilde tanıttıktan sonra  ‘Bir köy de Antalya da yapar mısınız?’ diye sormak hiç yakışmadı… sizin belediyenizde yok mu bu kaynak? İkna edebileceğiniz bir- iki zengin yok mu?

Galiba yok…

Çok yakıştı:

Sonunda devletimizin tepesi de dayanamadı ortalıkta hacı-hoca diye geçinip milletin anasını ağlatan sefillere bir ders vermek gereğini duydu. Elbette gülmek için ağzımızın yetmediği, ona bir başka organımızın eşlik etmesi gereken durum; yalaka tayfasının fren yapma konusunda ki halleri oldu.

Neden ortalık bu kadar karışık iken ta 19. Asır İtalyan devletinden söz ediyorum. E, birader bir okuyun, düşünün…

Az daha düşünün…

Biz hikayemizde devam edelim. İngiltere doğu Afrika konusunda Fransa ile ölümüne rekabet halindeydi, ikisi de bu toprakları diğerine yar etme niyetinde değildi. Londra da düşünmüştü ki İtalya bu topraklara vaziyet etse, ve tabii bu kıyağından dolayı her türlü ticari önceliği İngiliz tüccarlarına verse, ve daha da önemlisi Süveyş kanalının devamı olan Kızıl denizin Hint okyanusuna açılan kapısının bedavadan bekçiliğini yapsa…ne iyi olur.

 Yolsuzluk ve ekonomik kaos içinde boğulan İtalyan ahali ve hükümeti için bu teklif can simidi gibiydi..

Hatta bizzat can simidiydi..

Askerlikte daha iyi bir istihdam metodu mu vardı? Ölen ölürdü, kıdem tazminatı falan yoktu.. yalama ve yalaka gazeteciler sırada bekleşiyordu ‘kahraman asker’ hikayeleri ile milletin karnını değilse de aptal ruhunu doyuracaklardı. Ne fabrikaya gerek vardı ne ekilen tarlaya, adam boşta mı yolla askere…

İngilizler düşünmüştü ki İtalyan sömürge ruhu atalet doluydu, adamlar saat 10.00 da işbaşı yapar, 12.00 de tatile gider, 15.00 de tekrar başlar, ve 18.00 de kapatır giderdi.

Hangi gariban sömürge ülkesinin zavallı vatandaşları böyle bir sisteme baş kaldırabilirdi ki… niye isyan etsinlerdi ki… az biraz kilise, olmadı camii.. ruhlarını tazeler ekmek elden-su gölden yaşar giderlerdi…

Sefere çıkacak ordunun başına Baritieri diye her yola gelen bir general atanmıştı, general Oreste Baritieri…

Üstelik Habeş soyluları içinde en etkili birisi de İtalyan maaş bordrosuna yazılmıştı… diğerleri daha da ucuza satın alınacak gibiydi, bir- iki eski tüfek, süs eşyası, halı falan derken her türlü direniş erir giderdi.

İlk başlarda bazı küçük çatışmalar olmuş ve İtalyan basını her birini büyük bir zafer gibi sunmuştu. Çoğu silahlı kapışmanın galibi belli bile değildi. Ama olsundu… Garbim İtalyan ahalisi pek bir memnundu. Oysa hükümetin kasası bomboştu , asker tok karnına savaşırdı, çoğunun doğru-düzgün üniforması bile yoktu, Habeşistan’ın kayalık-çorak arazilerinde postalları eriyip gitmişti, tüfekleri hala eski-püsküydü, ateş edildiğinde hedeften gayrı her şeyi vurabiliyordu. Üstelik irice bir duman çıkarıyor kim ateş etme cesaretinde bulunduysa yerini kabak gibi açığa çıkarıyordu. Habeş askerleri zaten baldırı çıplak tayfasındandı, onlara göre arazinin olağanüstü bozuk olması, havanın sıcaklığı bir şey ifade etmiyordu. Sayıca her gün çoğalıyorlar ve ALLAH VAR SIKI VE GADDAR ÇARPIŞIYORLARDI.

İtalyan ordusunun büyük bir kısmını diğer Doğu Afrika kabilelerinden devşirilen ‘askarı’ dene kıtalar oluşturuyordu. Bu çocuklar için teslim olmak demek felaket demekti çünkü ‘asiler’ bu garibanları sağ elleri ile sol bileklerini canlı-canlı kesiyorlardı. E onlar da salak değildi sıkıyı görünce geri çekiliyorlardı.

Habeş imparatoru ki kendine nedense ‘krallar kralı’ diyordu. Menelik, bir yut savunması yaptığına herkesi inandırmıştı, üstelik şimdi Fransa’dan silah da alabiliyordu. Ordusunun sayısı kısa zamanda on binleri bulacaktı.

Sloganı ise günümüzün burnu sümüklü halkla ilişkilerince bulunamayacak kadar etkiliydi:

‘Siyah yılan ısırığı geçer, beyaz yılan ısırığı öldürür!’

Sonunda İtalya yüz kızartıcı bir yenilgiye uğrayacaktı, Baritieri askeri mahkemede yargılanmış ama beraat etmişti, rahat yatağında emekli olarak ölecekti. Crispi iktidarı kaybedecek ve siyaset sahnesinden silinip gidecekti. Ölen İtalyan askerleri ise… ölmüşlerdi….

Bu yazı dizisi tuttu gibi, haftaya başka bir ordunun hikayesini anlatalım.

Bu yazı toplam 3359 defa okunmuştur.
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 242 311 76 60 0 242 311 76 61 | Faks : 0 242 311 46 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim