Bugün 18 Aralık 2017 Pazartesi
  • Antalya18 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    155,545
    %-0.22
  • Dolar
    3,8262
    %-0.97
  • Euro
    4,5259
    %-0.53

Bekir Bülent Özsoy

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bekir Bülent Özsoy

1919 Almanya…

07 Aralık 2017 Perşembe 02:39

  Önce gene güncel bir konuyla ilgili olarak; biliyorsunuz Sırp kasapları Hıristiyan Batının mahkemelerinde bir, bir yargılanıyor, Müslüman dünya da adaletin yerine gelmesinden memnun..

Oysa soy kırıma uğrayan binlerce Müslüman vardı..

Neyse bu kasaplardan biri hüküm duruşmasında kameraların  önünde zehir içti, ve oracıkta can verdi. Hak etti mi, bilemem ama adam en azından cesur çıktı, ya işlediği suçların gölgesinde yaşamaya hakkı olmadığını düşündü, veya belki de gerçekten suçsuzdu… Rahmetli babam ‘üniformayı vücut değil ruh giyer!’ derdi..  Öyle ya ne mahkemeler gördük ki, bazı üniformalı şarlatanlar değil kendilerini öldürecek cesareti, suçu bile kabul edecek kadar kalibre sahibi değiller… sonra da ‘anlıyız-şanlıyız’

 Hadi canım sen de..

Şimdi bir başka gerçek ‘ordunun’ hikayesini anlatmaya devam edelim. Almanya Büyük Savaşın en önemli kaybedeni idi, ve geçen yazımızda da belirttiğimiz gibi ülke iç savaşın içindeydi. Berlin ve Münih de Sovyet konseyleri kurulmuş ve isyanlar süratle yayılmaya başlamıştı. Sosyal Demokrat arkadaşlar böyle vahim bir durumla baş edecek iradeye sahip değillerdi. Ortada iki tane egemen güç vardı;

  • Cepheden dönen askerler,
  • Komünist gruplarca organize edilerek isyan eden diğer askerler ve işçiler

Berlin, nerdeyse elden çıkmak üzereydi, Polonya ve yeni yeni kanı bitlenen Çekoslovakya Almanya’dan toprak koparma derdindeydiler. Viyana kaos içinde Buda Peşte ise Bela Kuhn denen bir Komünist siyasetçinin eline düşmüştü. Türkiye de Kemal paşa bir şeyler peşinde, Osmanlının güçlü adamı Enver ise tetikte beklemekteydi. İçerde kanlı bir iç savaş, dışarda topraklarınıdan pay isteyen bir başka sınır savaşı vermek zorunda kalan tek güç Alman ordusuydu, öyle ‘şu kadar bilmem ne düşmanı etkisizleştirdik!’ falan olmazdı.

 Ateş kes imzalanmış,

 Kayzer tahtı terk etmiş,

 düttürü bir cumhuriyet ilan edilmiş,

halk aç-perişan, sınırlar tehdit altında… Alman ordusu subay ve askerlerinin ‘İngilizce kurslarında ki başarılarıyla’ yetinme hakkı yoktu. Düşman ise hem içerde hem dışarda ‘etkisizleşmemeli’ düpedüz ‘yok edilmeliydi’ Bu da askerin göreviydi..

Alman ordusu ateş kes sonrası süratle terhis ediliyordu, ama subaylar ve erat arasında ki ‘cephe kardeşliği’ her türlü yasa ve mevzuatın üstündeydi. Terhis edilseler bile askerler silahlarını teslim etmiyorlar ve aralarında ki bağı kesmiyorlardı. Tamam, hükümete güvenmiyorlardı ama ülkeyi de sokakta bulmamışlardı, erken kalkan ucuz kabadayılara teslim etmeye hiç niyetli değillerdi. Hangi politik güç devlete  el koymaya niyetlenirse niyetlensin önce Ordunun iznini almak zorundaydı.

Sağcısı için de böyleydi, solcusu için de… dört yıl boyunca cephe de kan döken askerler geri döndüklerinde köşe yastığı gibi durmayacaklardı.

Komünist fikirler sel gibi yayılıyordu, Allah’ı var adamlar doğru şeyler söylüyorlardı, savaşı bitirecekler, sınıf farkını kaldıracaklar, her kes eşit ekmek ve iş imkanına sahip olacaktı.

Komünizm harika bir ilaç gibiydi, tüm dertler bitecek gibiydi. Ama Komünizm başka, Komünistler başka şeylerdi. Macaristan da Bela Kuhn ve çetesi halka ölüm kusturuyordu, Moskova’dan gelen haberler ürkütücüydü. Üstelik Alman Komünistleri Moskova ne diyecek diye öyle bekleşiyorlardı.

 Oysa Alman halkı milli değerlere ters düşecek siyasi sisteme mesafeliydi, asırlardan beri bu böyleydi. Komünistler bir türlü bu gerçeği göremiyorlar Sovyet Rusya ne diyorsa onu yapma konusunda ı manasız bir inat içinde aklı başında çoğu Alman burjuvasını küstürüyorlar , dahası dünyayı dar ediyorlar yapmadıkları zulüm kalmıyordu.

Yerimiz bitti… gerisi haftaya…

Bu yazı toplam 3252 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 242 311 76 60 0 242 311 76 61 | Faks : 0 242 311 46 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim