Bugün 25 Eylül 2017 Pazartesi
  • Antalya27 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    149,236
    %2.24
  • Dolar
    3,5485
    %1.65
  • Euro
    4,2033
    %0.79

Bekir Bülent Özsoy

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bekir Bülent Özsoy

26 Ağustos’a giden yol….

24 Ağustos 2017 Perşembe 00:08

 Uyduruk tarihçiler bize okul sıralarında Kurtuluş Tarihimizi anlatırken, palavra üstüne palavra kesmişler… Cumhuriyet aristokratları işin doğrusunu bilirmiş ama onların da bu bilgiyi paylaşmak işlerine gelmezmiş…

26 Ağustos’a giden yol meğer öyle anlatılan kuru masallar gibi değilmiş, hiç olmamış…

Gazi paşamız,

( o günlerde böyle anılıyordu)

Meclis de ki sesi yükselen gerici muhalefeti susturmanın yolunu arıyordu, adamlar ne istediklerini bilmiyorlardı, sırf onu yıpratabilmek için milli olan ne varsa çöpe atılmak üzereydi. Mustafa Kemal, öyle kolay çalım atılacak biri değildi. Millet son bir atakla topraklarını temizlemenin yolundaydı ve olur olmaz şeylerle bu heves örselenemezdi. Sakarya savaşı sonunda bizzat en yakın silah arkadaşları tarafından başta Kazım Karabekir olmak üzere eleştirilmişti:

‘Neden çekilen düşmanı amansız bir şekilde takip edip de işini bitirmedin !’ diye..

Savaşların arkasından konuşmak onları yapmaktan daha kolaydı elbette. Şimdi iş biraz barış görüşmeleriyle zaman kazanmak, barış olursa ne ala, olmaz ise silahla ve süngüyle bu düğümü çözmekti . Ama bunun için zafere tam olarak iman etmiş güçlü bir komuta kadrosuna gerek vardı.

İsmet paşa, sağlamdı, sözünden çıkmazdı, üstelik son derecede iyi bir organizatördü. Tümen ve alay komutanları genç subaylardı ‘Paşaya’ hayrandılar. Ama eski okul subayları ikircikliydi.

 Rauf bey, saltanatın sona ereceğinden kuşku duyuyordu, ve böyle bir uygulamaya karşı çıkacağı açıktı, ama Kurtuluş mücadelesini incitmemek için sesini çıkarmıyordu.

Fevzi paşa, sade bir askerdi politikaya aklı ermezdi, ayrıca da siyasetçileri küçük görürdü. Onun işi orduya sahip çıkmaktı. Askerin donatılması o günün yoksul ülkesinde en büyük sorundu.

Kurtuluş savaşının bu son perdesi bazılarının (Aydınlık gazetesi gibi) iddia ettiği gibi Sovyet subaylarının fiili katılımı ile planlanmıştı. (kurmay subaylar olarak hazırlık aşamasında)

Yunan cephesinin hemen karşısında bozkır topraklarda iki koca kolordu, düşmana hiçbir şey fark ettirmeden yüz km kadar güneye kaydırılmış ve düşman savunma hatlarının en güçlü olduğu Afyon tahkimatının hemen karşısında yer almıştı.

Bu kadar askerin toz-toprak kaldırmadan bu manevrası askeri tarihçilerin hala gıpta ettikleri bir operasyondur.

Asıl vurucu güç Türk 1. Ordusu olacaktı, Afyon’un hemen güneyinden Yunan siperlerinin en yoğun olduğu 12 km lik bir cepheden yarma harekatı gerçekleşecekti. Ama ordu komutanı Ali İhsan Sabis paşa su koymuştu, Mustafa Kemal’i sevmez, İsmet paşayı ise adam yerine koymazdı. Her bahaneyle İsmet’e sarıyor, her şeyi şikayet ediyordu, bazen askerin eğitiminden, bazen kalpakların yetersizliğinden, bazen de askerin eldiveni bile olmadığından yüksek sesle yakınıyordu. Son numarası ise 15 Temmuz şavalaklarına bile şapka çıkarttırırdı; askerin arasına kendine sadık subayları er kıyafetiyle sokacak ve şu dedikoduyu yayacaktı: ‘bizi bu beladan kurtarsa –kurtarsa Ali İhsan paşa kurtarır.’  Mustafa Kemal, Selanikliydi, Makedon dağlarının suyunu içmiş ekmeğini yemişti. Lafı uzatmayacak ve Ali İhsan paşayı derhal görevden alacaktı. Ama yerine bir türlü birini bulamıyordu. Sıra arkadaşı Ali Fuat paşa, ‘İsmet benden daha kıdemsiz!’ diyordu, Karabekir, ‘Doğu sınırları hala sorunlu ben burada kalsam daha iyi’ mazeretini ileri sürüyordu. En kabadayıları gene Refet Bele çıkmıştı aslından hepsinin içinde ki korkuyu o dile getirecekti:

 ‘Bu taarruz hedefine varmadan İngiltere araya girer elimiz böğrümüzde kalırız!’

Milletin kader anı yaklaşıyordu, ve hayati vuruşu yapacak olan 1. ordunun başı hala belli değildi.

Merzifon da ki yedek ordunun (iki tümeni vardı ama gene de ordu olarak anılırdı) komutanı  Sakallı Nurettin paşa düşünülmüştü. Ne var ki ‘sakallı’ kolay bir adam değildi  bir kere Mustafa Kemal neyse Nurettin paşa onun tersiydi. Aşırı muhafazakardı bölgesinde ki gayri Müslim topluluğa oldukça insafsız davrandığı iddia edilirdi. Ama askerlik yetenekleri de sorgulanamazdı. Üstelik kendine bu yeni komutanlık teklif edildiğinde günahı kadar sevmediği İsmet paşa için ‘onun emrinde itaat ve iftiharla çalışırım!’ diyecek kadar da sıkı bir adamdı.

Zaman Milli mücadele zamanıydı… kendi lükslerine ayıracak zaman yoktu….

İşte biz bu fedakar insanların bıraktığı mirasın üstünde dert-tasa görmeden yaşıyoruz… ve en acısı ise en tepemizden, en sade yurttaşımıza kadar kıymetini bilmiyoruz….

 BBÖ

Bu yazı toplam 196 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
VİDEO HABERLER
Tüm Hakları Saklıdır © 2017 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 242 311 76 60 0 242 311 76 61 | Faks : 0 242 311 46 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim