Bugün 18 Aralık 2017 Pazartesi
  • Antalya17 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    155,771
    %-0.08
  • Dolar
    3,8638
    %-0.70
  • Euro
    4,5501
    %-0.72

Bekir Bülent Özsoy

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bekir Bülent Özsoy

Amerikan tarihine kısa bir bakış…

14 Eylül 2017 Perşembe 01:47

 Geçtiğimiz Pazartesi, melun 11 Eylülün (2001) 16. Hatırlanışıydı. Komplo teorileri, o günden sonra olup bitenler hala dünyamızı ta derinden sarsmaya devam ediyor.

Günümüzün dünya jandarması, Amerika Birleşik Devletlerinin bir önce ki başkanı Obama bir televizyon mülakatında şöyle demişti: ‘Dünyanın en güçlü, ekonomisiyiz, en sağlam ordu bizde var, Üniversitelerimiz rekora koşuyor, iş dünyamızın ulaşmadığı coğrafya yok, ama yine de dünyaya yeterince katkı sunamıyoruz. Neden? Çünkü politikalarımız yanlış!’

Amerika kuruluş mücadelesini bir kışkırtma olayına borçlu; 1776 da Amerikan burjuvası 3 bin kilometre ötede ki İngiliz kralına ödemek istemiyordu. Güzel de bir slogan bulmuşlardı: No taxation, without represantation= Temsil olmadan vergi yok.

Yani diyorlardı ki; ‘kusura bakma kral hazretleri, bizden vergiyi cebe indirip bizim geleceğimiz ile ilgili karar alamazsın!’ Boston , şehrinde ki İngiliz gümrük binasının önünde bir gösteri tertip edilecekti, her kes biliyordu, İngiliz sorumlular dahil. Binanın önünde 5 adet İngiliz askeri nöbet tutuyordu. Göstericiler bir süre bağırıp- çağıracaklardı, ama İngiliz nöbetçiler gaza gelmiyordu. Derken kalabalıktan bir grup, İngilizlerden birini kıstırıp Allah yarattı demeden pataklamaya başlamışlardı, olay linçe doğru gidiyordu..

İngiliz yüzbaşı ateş emri verince 5 gösterici ölmüş birkaç tanesi de yaralanmıştı. Ertesi gün tüm gazeteler ‘Hain Boston katliamı!’ diye başlık atacaklardı. Haber kulaktan kulağa bire bin katarak yayılmış ve Amerikan kamuoyu iyice bir doldurulmuştu. Bu olayı takip eden günlerde Doğu kıyısında ki 13 Koloni idaresi bir meclis toplamışlar ve ‘Bağımsızlık beyannamesini’ yayınlamışlardı.

1782 ye kadar süren ve bir başka yazının konusu olan ‘Hürriyet savaşının’ sonunda ABD resmen kurulmuştu.

Napolyon’dan iç bölgelerde ki (bu gün o topraklar üstünde 14 Eyalet yer alıyor) araziyi de satın alan, Amerikan idaresi gözünü Güneyde ki bakir ve zengin kaynaklara sahip olan Kaliforniya, Teksas ile Meksika topraklarına gözlerini dikmişti. Orada ki beyaz yerleşimcilere ‘Yahu ne işiniz var bu esmer adamların idaresinde?’ diye yol verilmiş ve tarihe Alamo destanı diye bir sayfa yazdırmışlardı. Sayıları 200 den az olan beyazlar Meksika ordusuna  karşı direnecekler ve hepsi de kılıçtan geçirilecekti.

O günlerin sloganı ‘Alamo’yu hatırla’ olmuştu. Sonunda Meksika hükümetinin bu gün bile tanımadığı sınırlara ulaşılacak, Teksas, Meksika’nın kuzey kısmı ve Kaliforniya  ABD ye katılacaktı.(1840 lar)

1850 ye girilirken ülkenin kuzeyi sanayileşmişti, yüzlerce fabrika harıl-harıl mamul üretiyordu. E, bunları birilerine satmak gerekiyordu. Avrupa kıtası o günlerde ‘kölelik’ denen sistemi çoktan toprağa gömmüştü, ‘Ahlaki’ değerler nedeniyle çok da hazır alıcı sayılmazlardı, üstelik güçlü siyasi sistemleri, orduları, kültürleri olan memleketlerdi, kısaca, Amerikalı fabrikatörlere kafa tutabilirlerdi. Oysa kendi ülkelerinin Güney bölgelerinde milyonlarca Siyahi adam ‘köle’ statüsünde tutuluyordu. Onlar iyi ve ucuz iş gücü olabilir, dahası Kuzeyde üretilen mamullerin müstakbel tüketicisi olabilirlerdi. Sonra ‘insanlık diye bir şey vardı!’ o sistem yok edilmek zorundaydı. Güneyli asiller her yanı kontrol eden bir federal sisteme soğuk bakıyorlardı, eyaletler daha bağımsız olmalıydı,  ille de olacaksa gevşek bir Konfederasyon tercihleriydi. Bir iki kışkırtmayla Amerikan tarihinin en kanlı dönemi başlamıştı. 1861-1865 arasında süren ‘Kardeş savaşında’ 600 bin Amerikalı ölmüştü. Ülkenin büyük kısmı harap olmuş, milyonlarca insan sefil duruma düşmüştü.

İç düzeni süngü zoruyla sağlayan Washington, gözünü dünyaya dikmişti.. İngiltere ve Fransa ile papaz olamazdı, Rusya çok uzak ve kendini koruyacak kadar güçlüydü. Ama ya şu dinci-yobaz geri kalmış İspanya… ekonomik olarak çöken bir imparatorluktu, kralları lüks saraylarından başka bir şey düşünmezdi, halkı eziliyordu, üstelik dünyanın dört bir yanında sömürgeleri vardı. En başta da burunlarının dibinde ki Küba adası…

Merak ettiniz mi… iyi o halde devamı haftaya.

 

Bu yazı toplam 270 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 242 311 76 60 0 242 311 76 61 | Faks : 0 242 311 46 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim