Bugün 20 Ocak 2019 Pazar
  • Antalya9 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    219,530
    %-0.96
  • Dolar
    5,3279
    %-0.70
  • Euro
    6,0542
    %-0.85

Bekir Bülent Özsoy

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bekir Bülent Özsoy

Amerikan tarihine kısa bir bakış (2)

21 Eylül 2017 Perşembe 02:03

 Geçen hafta ki yazımızda ABD tarihini analiz ediyorduk, dikkatinizi bir noktaya çekmeye çalışmıştık.

Kaldığımız yerden devam ediyoruz. ABD kurulmuş, iç düzeni süngü ile kabul ettirmiş, gözünü dünyaya dikmişti..

Avrupa devletleri içinde gözüne yobaz-dinci sapık- yolsuzluklar içinde yüzen İspanya’yı kestirmişti. Küba burnunun dibindeydi, İspanyol egemenliği altındaydı. ‘HEARST’ basını o günden beri kamuoyu yaratmada önde giden kumpasçı bir örgüttü. 1898 senesinde fotoğraf teknolojisi henüz istenen ayarda değildi. İş çizgiye kalıyordu. Hemen her gün Amerika da bir basın organı, Küba da işlerin ne kadar kötü olduğunu ,yönetimin ne feci bir şekilde yolsuz olduğunu yazıyordu. Liberal Amerikalılar ‘ah-vah’ ediyorlardı ama hepsi o kadardı. Derken kampanyanın en aşağılık kısmı başlayacaktı.

Küba gümrüğünde ‘bu esmer sarkık bıyıklı adamlar’ –beyaz- kadınları anadan doğma soyuyor ve ‘kontrol’ ediyorlardı!! Olacak şey miydi…çizgilerin biri bile gerçek değildi ama istenen etkiyi fazlasıyla yaratmıştı. ABD hemen olaya el koymalı ve ‘beyaz’ kadınların namusunu korumalıydı.

‘Maine’ adlı savaş gemisi Havana limanına bir ziyaret gerçekleştirecekti. İspanyolların umurunda bile değildi. Bir gece yarısı ‘Maine’ bir patlamayla suya gömülecekti.

 ABD, derhal İspanya’yı bu –hain- saldırıdan sorumlu tutarak ve savaş ilan etmişti. Kabadayılıkta üstüne adam tanımayan Madrid de ki yobaz idare Amerikalıların karşısında iki hafta içinde perişan olmuştu. 20 Asrın başında ABD, Küba ve Porto-Riko ve Filipinlerde efendiliğini ilan etmişti.

Büyük Savaş (1914-1918) patladığında ABD henüz tarafını seçmemişti, çok doğaldı bu çünkü nüfusunun %40 nın birinci derecede ki akrabaları Avrupa da ki savaşan tarafların arasındaydı.

En iyisi –uygun- bir olay beklemekti. Atlantik de Alman denizaltıları bir yolcu gemisini batırmışlardı, ölenler arasında yüzü aşkın Amerikan vatandaşı vardı… ama tutmamıştı Amerikan halkı hala gaza gelmiş değildi. Almanya ile ipler her geçen gün geriliyor ama bir türlü kopmuyordu.

 Derken yeryüzüne gelmiş ikinci beceriksiz dış işleri bakanı Alman, Zimmermann’ın telgrafı yayınlanacaktı. Bu şavalak adam Amerika’nın güney komşusu karnını zor doyuran garibim Meksika’ya bir mesaj yollamıştı; buna göre ‘eğer Meksika ABD ye savaş açarsa Almanya ona kaybettiği tüm toprakları iade etme sözü veriyordu. Bu mesaj İngilizler tarafından önce çözülmüş  sonra da Amerikan yetkililere iletilmişti. Basın bu topu doksandan kaleye takacaktı; ’Utanmaz Almanya Meksika gibi bir ülkeye topraklarını geri verecekti ha..!’ (bu topraklar Kaliforniya, Teksas falan)

1917 Nisan ayında Washington Berlin’e savaş ilan etmişti.

1918 de savaş sona erdiğinde ABD artık bir dünya gücüydü, Başkan Wilson ünlü 14 maddelik deklarasyonunu açıkladığında Fransa lideri Clemancu, ‘el insaf be, Musa bile 10 madde saymıştı!’ diye feryat edecekti.

1920 ler ve 30 ların başına kadar geçen sürede Amerika yine kendi kalıpları içine çekilmişti, derken 1929 krizi patlayacaktı. Yeni Başkan Roosevelt, kamu yatırımlarını artırmıştı, ama yetmezdi.. Amerikan halkı fazla bekletmeye gelmezdi.. Onlar da artan refahtan pay istiyorlardı, buzdolabı-radyo- sakız ve hamburger satarak koca bir ülke geçinemezdi. Okkalı bir sanayi atılımı gerekliydi.. okkalı bir sanayi ne olabilirdi?

Pasifik okyanusunda Japonya durmadan silahlanıyordu, gemiler-uçak gemileri-toplar-uçaklar tanklar ara vermeden üretiliyordu. Avrupa kıtasında Almanya da tepeden tırnağa silah doluydu. Bu ülkeler faşist rejimlerdi, halkın karnı doyduğu sürece iktidardan hesap sorma gibi bir hakkı ve lüksü yoktu, zaten karnı doyan ahalinin de buna niyeti yoktu. Ama Amerikan kamuoyu öyle değildi. Ortada yeterince tahrik yoksa Amerikalılar durduk yerde dünya arenasında ki savaşlara teşni olmayı sevmiyordu.

Japonya ile bağlar her geçen gün geriliyordu. Hele 1940 Temmuz ayında Japonya bir oldu bitti ile bu günkü Vietnam’a girince Washington derhal ülkede ki tüm Japon mal varlığını dondurmuştu, üstelik her türlü ticareti de süresiz kesecekti. Japonya ihtiyaç duyduğu malzemenin 3 de 1 ni ABD den sağlıyordu özellikle petrol oradan geliyordu. 1941 Temmuz ayında Tokyo’nun elinde dört aylık yakıt stoku kalmıştı. Beri yanda Amerika ona demir leblebilerini yutturmak için nota üstüne nota veriyordu;

 Vietnam dan çıkacaktı, üstelik 1931 den beri kenar köşe işgal ettiği Çin’i de terk edecekti.

Japonya bu kadar ağır şartlara razı mı gelirdi yoksa elinde ki donanma ve ordu ile Pasifik okyanusunu işgale mi karar verirdi?

Cevap 7 Aralık 1941 de Pearl Harbor baskınıyla gelecekti…

ABD, 2 Dünya Savaşına dahil olacaktı. Ve bu savaştan dünya jandarması olarak çıkacaktı.

Bu yazı toplam 522 defa okunmuştur.
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 242 311 76 60 0 242 311 76 61 | Faks : 0 242 311 46 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim