Bugün 18 Aralık 2017 Pazartesi
  • Antalya17 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    155,771
    %-0.08
  • Dolar
    3,8638
    %-0.70
  • Euro
    4,5501
    %-0.72

Deniz Karataş

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Deniz Karataş

Betonlaşıyoruz!

21 Ağustos 2017 Pazartesi 00:42

 İnsanoğlu var olduğu zamandan beri bir takım şeylerin inşası içindedir. Bunlar kimi zaman barınmak için kimi zaman daha kaliteli yaşayabilmek adına yapılmaktadır. Fakat endüstrinin gelişmesiyle birlikte yapılan bu yapılar; çevreye karşı yapılan büyük haksızlıkları da beraberinde getirmiştir. Tarım alanları ve hayvancılığın sonunu hazırlamıştır. İklim üzerinde yarattıkları değişiklikler de cabası. İnsanlara psikolojik etkisini naçizane anlatmayacağım bile.

Çünkü bu yazının konusu değil, ikincisi haddim değil. Yalnızca kendi iş kolum adına şunu söyleyebilirim. Aslında hayat kalitemizi artırmak amacıyla yaptığımız yapıların; her kesimden 15 yaşında çocuğun bile elinde akıllı telefon olan; üretmekten çok tüketmeye giden toplumumuzda; yüksek yüksek binaların varlığının insanlara nefes alma ortamı yaratmadığını, gürültü ve hava kirliliklerinin sağlıklarımızı kötü etkilerken; psikolojilerimiz üzerinde de olumsuz etki yarattığını söyleyebilirim. Hepimizi taş bloklar arasında sıkışıp kaldık maalesef…


Türkiye’de son 15 yılda 2 milyon 500 bin dekar tarım arazisi imar politikalarının kurbanı yapılarak betona gömüldü.
Tabii ki; ülkemizde konut ihtiyacı, sanayi anlamında kullanılacak arazi ihtiyacı var. Ancak yapılacak konutların, sanayiye ve imara açılacak alanların iyi belirlenmesi gerekiyor. Kentlerin genişletilmesi sırasında buna dikkat etmek gerekiyor. Bunlar tarımın yapılamadığı alanlar olarak belirlenmeli ve ona göre bir çalışma yapılmalı. İmarın adı yatırım olmamalı…


Marmara depreminin 18’inci yıldönümünü yaşadık. Uzmanlara göre büyük deprem kapıya dayandı. Beklenen yeni İstanbul depreminin eli kulağında. Kesin tarih verilemese de; 2030 yılına kadar ortalama 7.6 büyüklüğünde bir deprem tehdidi altındayız. Ülkemizin durumu deprem açısından bakıldığında tam bir felaket bu anlamda. Kırılacak fayın boyu da belli dolayısıyla ne kadar bir alanı etkileyeceği de, kırılacak kabuk parçasının derinliği de belli. Arkasından tetiklenerek gelecek yeni deremler de. Sağır sultan bile duydu artık…

Türkiye olası depreme hazır değil!


Yüz ölçümünün % 42'si birinci derece deprem kuşağı üzerinde olan ülkemizde, bırakın vuracak depremi; şiddetli yağan bir yağmurda bile sel baskınlarına maruz kalıyoruz. Alt yapımız zayıf. Betonlaşmanın plansızca yapıldığı en güzel örneği kentimiz İstanbul’un içinde bile kar yağdığında hiçbir yere gidemiyorsunuz. Deprem olduğu zaman İstanbul’u nasıl besleyeceksiniz? Yaralılara nasıl hizmet götüreceksiniz, insanlar nereye sığınacak? Hareketli iskelelerimiz hazır mı?  Böyle oturup felaketi beklemeye devam mı edeceğiz? Bu felaket geldiğinde Türkiye beğenmediğimiz Avrupa’ya yardım için muhtaç olacak.   İstanbul’un yıkıldığını düşünebiliyor musunuz? Hangi gelirle ayağa kalkacak? Hangi uzmanlıkla kaybolmuş, zarar görmüş, kültürel varlıklar tamir edilecek? Kaldı ki; uzman kadroları bir bir doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar hesabı yok sayarken ya da uygulanan bu kötü politikalar yüzünden işlerinden atarken. Bunları hiç düşünmüyoruz…


Geçen 18 yılda, bir sürü seçim oldu. Belediye başkanları, bakanlar, başbakanlar değişti. Bütün yetkililer olası depremin kritik tahminlerini, olası bilançolarını açıkladı, kentsel dönüşüm master planlarından bahsetti. Biz de her platformda, yazılarımızda dedik ki: “Kentsel dönüşüm siyasi partilerin değil ülkenin sorunudur ve bu bilinçle hep birlikte, düşünmeliyiz, üretmeliyiz, durmadan çalışmalıyız…
Deprem afet değil, doğa olayıdır. Depremi afet yapanın rant yaratma politikaları ve buna bağlı işletilen bozuk yapı üretim sürecidir. Veli Göçer’ler örneklerini hatırlatmaya gerek yok sanırım. Öldürenin deprem değil; bilimi ve tekniği yok sayan günübirlik çıkarlar olduğunu unutmamalıyız…


2012 yılında çıkarılan 6306 sayılı “Kentsel Dönüşüm Kanunu” ile yık-yap anlayışlı oluşan sorunların  bazı kesimlerin kentlere dönük saldırısı, kentsel değerlerin ve kamusal alanların sermayeye teslim edilmesi ve kent merkezlerinin rant projelerine ayrılması, kentsel dönüşüm adı altında yağmalanmalar, rant eksenli politikalar olduğunun bilincinde olmalıyız…


Ve son olarak betonlaşma ile başladık, betonlaşma ile bitirelim. Bu vesile ile de; canı çok acıyan  7 kuşak Antalya’lı olarak; ilgililerin kulağına bir kar suyu daha kaçırmaya çalışalım.
Hem tarihe, hem doğaya, hem de sosyal yapıya olumsuz etkilerinin aşikar olacağı gözlenen, hiç de ihtiyaç olmamasına rağmen; Kaş-Kalkan arasına 28.7 km’lik otoyol yapılmak isteniyormuş; -ki yukarıda bahsettiğimiz bu kadar acı tecrübeye rağmen…
Yetkililere soralım:
Yol yapım çalışmaları ve çıkarılacak taş ocakları malzemeleri sırasında; yapılacak patlatmalarla yeraltı suları etkilenmeyecek mi? 


Doğal yaşamı ikiye bölerek; bölgede yaşamını sürdüren bölgeye has nadide Endemik Likya Orkidesi’ne ve hayvanlara zarar verilmeyecek mi? 
Tarım ve orman arazileri yine yok olmayacak mı?
Saatte geçecek bir araç için; projeye göre harcanması öngörülen 73 milyon lira milli servetimizden gitmeyecek mi? İsraf en büyük günahlardan değil mi?
Doğa bu yüzden bile; biz tarihi boyunca sadece yakıp, yıkan, savaşan, tahrip eden insanoğlundan ya da torunlarımızdan ya da onların torunlarından yine hesap sormayacak mı?
En önemlisi “sit alanı” olan bu bölgenin; yine neden, kimin çıkarı için tahrip edileceğini soralım ve yine soralım:
Kaş yaparken göz çıkarmaya devam mı edeceğiz?
Saygılarımla,

 

Deniz KARATAŞ
İnşaat Mühendisi
Tüm İnşaat Müteahhitleri Federasyonu Genel Başkan Vekili
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Meclis Üyesi
Antalya İnşaat Müteahhitleri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı

 

Bu yazı toplam 258 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 242 311 76 60 0 242 311 76 61 | Faks : 0 242 311 46 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim