Bugün 22 Mayıs 2019 Çarşamba
  • Antalya28 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    248,951
    %0.35
  • Dolar
    6,0728
    %0.43
  • Euro
    6,7755
    %0.41

Bekir Bülent Özsoy

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bekir Bülent Özsoy

Devrimler (2)

23 Kasım 2017 Perşembe 00:44
Önce şu NATO da olup bitenlerin tam olarak ne olduğunu Allah aşkına bilen var mı? Daha düne kadar ‘Rusya ateşle oynuyor!’ diyenler nerede şimdi.. Elbette ki yapılan kabul edilemez… ama bir basit soru sormak da herhalde hakkımız olsa gerek.. Bu NATO Türkiye’nin tüm üyelerle eşit olduğu bir savunma ittifakı değil mi?  Bir tatbikat yapılacağında bunu dün planlayıp,- bizimkilere haber vermeden-  bugün tatbik ediyor olabilirler mi? Eğer öyle ise bu güne kadar durduğumuz hata… Şimdi, bizim orada millete milyonlara mal olan asker ve subayımız yok mu? Bu arkadaşlar bu planları daha önce görmüyorlar mı? Bildiğimiz NATO sisteminde her ne halt yapılacaksa her bir üyenin tek-tek onayı ile yapılmıyor mu?
 
Birileri bir zahmet anlatıversin lütfen…
NATO düşmanlığına soyunan kalemşörler de ‘ bizi kim NATO’YA soktu ?’ sorusuna kadar geri dönsünler…
Yalamalık ve yalakalıkla değil, akıl ile düşünsünler… Bizim aklımızla da dalga geçmesinler. 
Rus çarlığı 300 yıldan beri Romanov hanedanın elindeydi. İyi yılları da olmuştu, kötü yılları da ..
20. asrın başında ülke batılı devletlerin epey gerisinde kalmıştı. Rusya köleliği Avrupa kıtasında en son lağv eden devlet idi. 1861. (Avrupa da en sonuncuydu ama mesela ABD den önceydi.1865)
Ancak bu yalnızca şekilden ibaretti. Zengin aristokratlar hala ülkenin %90 ına sahiplerdi. Geride kalan nüfus onların artıklarından beslenmek zorundaydı. Artık derken de kelime anlamında ‘artık’ demek istedik. Milyonlarca insan zenginlerin sofralarından arta kalanla karnını doyuruyordu. Kilise bu pis düzenin ahlaki bekçiliğini yapıyor, cihet-i askeriye ise silahlı gardiyanlığı üstleniyordu.
 
Devlet köhnemiş, dinci yobazların eline geçmişti. Adalet sistemi ara ki bulasın vaziyette idi, her yerde kara papazların lafı geçiyordu.. O kadar ki bunlardan Rasputin adlı bir soytarı Çariçenin bile korumasına mazhar olacaktı.  Memleketinin haline bakmadan ucuz kabadayılıkta Çar’ın üstüne yoktu, şimdi Uzak Doğuda kendine bir yer edinmek istiyordu. (Aslında onu  Uzak Doğuya sevk edenler Batılı devletlerdi, böylece ‘Rus ayısı’ Doğu Avrupa ve Orta Doğuyu rahat bırakır hesapları içindeydiler.)
 
1904 de Japonya’dan eşek sudan gelene kadar dayak yiyecekti. Ülkesinin zaten kıt olan imkanlarını bu rezalet savaş için harcamış ve halk iyice fukaralığın içine düşmüştü. Rus halkı itaatkardı, dinine ve devlete bağlıydı, ama sadaka ile yaşamaya pek alışkın değildi. Çar ise olayların farkında bile değildi.
 
‘Beni Tanrı yolladı tek başıma tüm Rusya’yı yönetmeliyim!’ derdindeydi. Rus meclisi Duma dumura uğramış gibiydi orada aklı başında sağ duyulu adamlar vardı ama onları dinlemeyi bir acizlik sayıyordu.. onları ikna etmeyi ise lüks…
1905 de barışçı bir gösteriye Çarın askerleri ateş açacaktı… Onlarca ölü, yüzlerce yaralı, binlerce tutuklu vardı.
 O güne kadar ‘ülkenin babası’ sayılan adamın günleri artık sayılıydı. Kasım 1917 de tüm devrimlerin en şanlısı ve en kanlısı başlamak üzereydi…
Bu yazı toplam 3163 defa okunmuştur.
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 242 311 76 60 0 242 311 76 61 | Faks : 0 242 311 46 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim