Bugün 18 Aralık 2017 Pazartesi
  • Antalya17 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    155,771
    %-0.08
  • Dolar
    3,8638
    %-0.70
  • Euro
    4,5501
    %-0.72

Bekir Bülent Özsoy

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bekir Bülent Özsoy

Eylül ayı…

08 Eylül 2017 Cuma 01:28

 Geçen yazımızı bitirirken şu bitmeyen Ağustos ayından söz ediyor ve Türk tarihinin en şanlı üç olayını analiz etmeye çalışıyorduk. Yerimiz bitince haliyle lafımızı da yarıda kesmiştik.

Türk Kurtuluş Mücadelesinin en temel adımı 26 Ağustos-9 Eylül arası atılmıştı. Bu gün bazı densizler, ‘keşke Yunan kazansaydı da…’ diye zırvalar ifade etmekte ve ne acıdır ki ülkenin en yüksek makamının sofrasında da yer bulabilmektedir.

Şimdi; 1922 de Yunanistan bölünmüş ve parçalanmış bir devletti. Bir tarafta Venizelos taraftarları , öte yanda Kral Konstantin yanlıları… Ülke iflas etmişti, halk sokaklarda aç-bilaç dolaşıyordu ama bu iki siyasi kamp birbirleriyle ölesiye savaşıyordu.

 Anadolu seferi, Yunan maliyesini çökertmişti. Sonradan görme beceriksiz-çapsız siyasetçiler, makamlarını beceri ve liyakatle değil kıç yalamayla ele geçiren asker ve sivil bürokrasi suçu atacak bir kurban arayışı içindeydi. Kral hazretleri sarayının içinde rahatça ahkam kesiyor, batan ülkeye rağmen kabadayılıkta üstüne rakip tanımıyordu, bu şavalak herkese-her şeye kafa tutuyor ama Londra ve Paris’ten fırçayı yiyince kıçının üstüne sessizce oturuyordu. Aklı başında muhafazakar askerler, general Metaksas gibi, bu maceraya bir an önce son vermesi için yalvarıyorlardı, ama adam dingilin önde gideniydi, hiçbir akılı başında uyarıyı dinlemiyordu. Bu savaş ona Venizelos’tan miras kalmıştı, onun başaramadığı her şeyi başarmak niyetindeydi ama kabiliyeti buna müsait değildi, olamıyordu-olamazdı. Ne var ki bu salak kral  işte onu anlamıyordu.

Oysa Mustafa Kemal paşa, milletinin önünde bir timsal olmuştu. Sakarya zaferinden sonra meclis de ki sözüm ona muhalif takılan ikinci grubu köşeye sıkıştırmış, seslerini kesmiş dillerini münasip bir yerlerine sokmuştu. (Bu ikinci grup, öyle demokrat falan değildi, Paşaya kırgın kızgınlardı, mamalı yerlere oturmadıkları için ileri- geri konuşuyorlardı, doğru, içlerinde bazı sağlam adamlar vardı ama onlar da diğer lafazanların peşine takılmışlardı.)

Kısaca, Yunanistan ne kadar dağılmanın eşiğindeyse, Türkiye Gazi paşasının arkasında o kadar buluşmanın yolundaydı.

Kral, ve hükümet, Papadopolos adında ki tecrübeli cephe kumandanının istifasını kabul etmiş yerine Hacıanesti gibi fikri firar bir adamı atamıştı. (Anlatılan hikayelere göre bu yeni komutan, bazı günler yatağından hiç çıkmazdı çünkü –camdan- yapıldığına inanır, ayağa kalkarsa kırılıp dağılacağından korkardı.) Yunan ordusu en kabiliyetli subaylarını Venizeleoscu oldukları gerekçesi ile geri hizmete almıştı. Bir Plasteras  ve Franko ile eski okuldan Trikopis kalmıştı. Birkaç değerli kurmay subaylarını hükümetin hışmından koruyabilen bu çekirdek kadro ,Türklerin harıl- harıl büyük bir taarruza hazırlandığını biliyorlardı.

Ama İngiliz istihbaratı, ‘Ankara da bir şeyler oluyor!’ diyordu, kestirimlerine göre Mustafa Kemal meclis de ki hakimiyetini kaybetmek üzereydi.  İstanbul da ki İngiliz büyükelçisi yaz tatili planları yapıyor, hemşerisi general Harrington tenis turnuvasına hazırlanıyordu. Londra sakin, Paris sessizdi.

 Moskova ise –bazı iddialara göre- hareketliydi, Ankara da ki Sovyet ve Azerbaycan elçileri Türk ordusunun hazırlığından haberdardılar. Hatta bu amaçla İngiliz ve Yunan ajanlarını yanıltmak için Ağustos ayının son haftasında bir davet tertip ettiklerini ve Mustafa Kemal paşanın da bu davetin –onur konuğu- olduğu yolunda ki haberleri yaymakla meşguldüler. Oysa Gazi paşa, çoktan cephede son hazırlıkları denetliyordu.

Şimdi, bazı densizler, yok öyle olmasaydı, da böyle olsaydı Mustafa Kemal bu savaşı kazanamazdı diye bazı yalaka kanallarda kıt akıllarınca yorumlar döktürüyor ve neredeyse ‘hani keşke kaybetseydi’ demeye getiriyorlar. (halk dilinde hani derler ya; ‘teyzemin ekstraları olsaydı dayım olurdu’)

Bre kot kafalılar, ve hamileri… dünya tarihi boyunca elbette savaşlarda bir taraf daha iyi hazırlanır, diğeri hatalar yapar, galip gelen bu hataları önceden görebilen olur. Savaş tarihini yorumlamak sizin gibi salaklar sofrasına mı kaldı…

Bu yazı toplam 253 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 242 311 76 60 0 242 311 76 61 | Faks : 0 242 311 46 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim