Bugün 07 Aralık 2019 Cumartesi
  • Antalya17 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    271,535
    %-0.49
  • Dolar
    5,7701
    %0.31
  • Euro
    6,3816
    %-0.05

Ergün Efe

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ergün Efe

Hem Müslüman hem de laik olunur mu?

22 Kasım 2019 Cuma 14:09

Laikliği veya seküler bir yaşam tarzını benimsemek demek, siyasetin Din işlerine karışmasını  veya karıştırılmasını istememek demektir. İş bu halde laiklik ne bir dinlilik ne bir dinsizlik beyanıdır. Hukuki bir tarif ile laiklik, devlet ile yurttaş arasında ki Dini münasebet şeklini düzenleyen bir ilke belirlemesidir, hepsi bu.

 

Hristiyanlık da bir Din olduğuna göre, nasıl bir Hristiyan hem laik hem Hristiyan olabiliyorsa, pekala bir Müslüman da hem laik hem de Müslüman olabilir. Olamazmış gibi bir görünüm vermesinin nedeni, insanımızın çoğunluk olarak yeterli sayıda seküler bir toplum anlayışına terfi etmediğinden.

 

Batı, ülkemizin “İslam ile demokrasi, laiklik, pozitif hukuk ve bilim bir arada işler” görüntüsü vermesini istenmiyor, ödü kopuyor, çünkü korkuları var! Mazallah, sonra tüm İslam coğrafyası bizi örnek alır, Batı ve onun ülkemizdeki işbirlikçileri ekmeğinden olur. Oynanan oyunun özü budur. 

 

Batı, 1096-1272 arası defalarca Ortadoğu’ya Haçlı seferleri düzenledi, ayrıca daha sonraları kendi coğrafyalarında Engizisyon mahkemeleri, kadınların “İçine şeytan girmiş” denilip yakılmaları vs., say say bitmez... Tüm bu akıl almaz mezalimlikler Ortaçağda Hristiyanlar tarafından uygulandı.

..........

Batının o karanlık çağında ilim irfan sahibi olanlar “İncil reforme edilmeli” dediğinde, o günün ortodoks anlayışı (Klerus) “Nasıl bir hadsizlik, bu dinden çıkmaktır!” diye yırtındı. Peki, işin sonu nereye vardı? İncil reforme edildi! (“Reform" değiştirmek değil yeniden uyarlamaktır)

 

Bakınız, hayatın gerçeği ile yüzleşmeyen hiçbir şey var olamaz. Hristiyanların Din öncüleri gecikerekte olsa sonunda Dünyanın değişimini algıladı, sekülarizme, demokrasiye, bilime savaş açmak yerine, savunucusu oldukları İncili çağın gereksimine göre uyarlayarak (değiştirme değil) yeniden yorumladılar, dinlerine hizmet ettiler. Böylece Din’leri tekrar o ulvi, yüce saygınlığa taşınmış oldu, yani gönüllere.

 

Batı’da, artık Hristiyan dini sadece bir dini beyan değil, aynı zamanda bir medeniyet beyanı gibi algılanmaktadır. (Din’de ki reform, Aydınlanma devri, Ulus devlete geçiş, demokrasi, laiklik v.s.’den dolayı)

 

Bir medeniyetin parçası olmak için o medeniyetine katkı sunmanız gerekir. İslam Coğrafyası böyle bir potansiyele sahip olduğunu Hristiyanlardan çok evvel, 850- 1350 yılları arasında ispatlamıştır, maalesef daha sonradan ilimden koptukça gerilemiştir.

 

Başta Türkiye, Batının o karanlıktan çıkmayı nasıl başarıp bizleri geçebildiğini, -işin içine duygu katmadan, yani nötr- bilimsel ele alarak analiz ettikten sonra tavizsiz bir şekilde, ne gerekiyorsa yapmalıdır. Devlet ve onun yönetimi sürekli yurttaşının öncüsü olmalıdır.

 

Bizde ki hayatı anlamlandırma araç ve gereçleri ağırlıklı olarak metafizik içeren Din, ideoloji, ya da her ikisi birden iken, Batı’da hayatı anlamlandırma araç gereçleri din ve ideoloji barındırsa da, ağırlıklı olarak demokrasi, bilim, pozitif hukuk, sosyal devlet anlayışı ve o devlerin vatandaşına karşı hesap verebilirliği üzerinden anlamlandırılmaktadır. 

 

Batı ile en temel farkımız ise, bizde duygular karar verir akıl eşlik eder, onlar da ise akıl karar verir duygular eşlik eder.

 

Ülkemiz diğer İslam coğrafyasına demokrasi, pozitif hukuk ve sosyal devlet alanında olumlu örnek teşkil etmesin diye, Batı ülkemize de, diğer İslam coğrafyasınada sürekli gericilik pompalamaktadır. Gericiliği, birincil olarak ülkemizde ve bu geniş coğrafyada tarikatlar üzerinden gerçekleştirmektedirler. Aslında, “Tarikat” demek yanlış,  onlara “Tarikat süsü verilmiş Holdingler” demek daha doğru. “Batı- Ortadoğu Tarikat Flörtü” konusunda bilgi sahibi, eli kalem tutanların insanlarımızı daha iyi aydınlatmaları gerekir. Bu hususta en büyük görev kendini mütedeyyin siye nitelendiren toplum kesiminin öncü insanlarına düşmektedir.

 

Siyasallaşmasına müsamaha gösterilmiş hangi Din olursa olsun topluma zarar verir. Semavi Din’ler sadece bir zümreye veya Dünya’ya değil tüm kainata inmiştir. Hiç kimsenin, o değeri ucuz Dünyevi amaçlar için siyasete alet etmeye hakkı yoktur. Zaten bu coğrafyada sürekli alet edildiği için belimiz doğrulmuyor ya! Hak’ın ilahi kudreti işte!..

 

ergunefe@live.de

Bu yazı toplam 1432 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 242 311 76 60 0 242 311 76 61 | Faks : 0 242 311 46 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim