Bugün 21 Nisan 2019 Pazar
  • Antalya11 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    238,344
    %0.20
  • Dolar
    5,8057
    %0.03
  • Euro
    6,5299
    %0.19

Bekir Bülent Özsoy

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bekir Bülent Özsoy

İSPANYA (2)

19 Ekim 2017 Perşembe 07:02

 Geçen hafta ki yazımızda İspanya iç savaşını ele almıştık, ve sağcı politikacı Sotelo’nun komünist-anarşist militanlarca öldürülmesinin ülkede askeri bir darbeye yol açtığını belirtmiştik.

’30 lu yıllar Avrupa kıtası için zor yıllardı, Hitler, Almanya da, Mussolini İtalya da iktidardaydı. Tüm kıtada adam gibi iki üç demokrat cumhuriyet vardı Fransa, Çekoslovakya, ve İspanya (İngiltere hariç)… geri kalan tüm ülkeler bir şekilde otokrat rejimlere teslimdi.

İspanya da ‘Halk cephesi’ Komünist ve anarşist militanlarına söz geçiremiyordu, sosyalistler şavalak, Sosyal demokratlar ise zavallıydı. Madrid de kim neye karar, nasıl karar veriyor belli değildi.

Karşı cephe askerlerin kontrolündeydi, haliyle daha disiplinliydiler hele  general Sanjuro ve general Mola birer ‘kaza’ ile devreden çıkınca meydan Fransisco Franco’ya kalmıştı. Franco Kuzey Afrika da ki sömürgelerde uzun yıllar kalmış ve isyancı Bedevi kabileleriyle çarpışmıştı. Kurnaz olduğu kadar cesurdu, cesur olduğu kadar da acımasız… İsyancılarla çarpışırken beyaz bir pelerin giyer ve askerlerinin en başında en kanlı çatışmalara girerdi. Bedevi Müslüman kabileler bu adama büyük bir saygı besliyorlardı. Zaten Franco da halis Müslüman askerlerden oluşan Fas Lejyonuna komuta ediyordu. İspanya da hükümete bağlı birlikler ne kadar başıboş görünseler de kolay yem olmuyor, tam tersine isyancıları gördükleri yerde kötü pataklıyorlardı. Asilerin günleri sayılıydı. Franco, mümkün olan en kısa zamanda Fas lejyonunu ana karaya taşımak zorundaydı, yoksa yandım gülüm keten helva vaziyeti olacaktı. Ne var ki İspanyol deniz kuvvetlerinin çoğu hükümete bağlı kalacaktı. Denizden taşıma söz konusu bile olamazdı. Franco acilen İtalyan ve Alman diktatörlerinden yardım isteyecekti.  İlk başta her iki faşist de olumsuzdu… hele Mussolini yardım talep eden telgrafın altına kocaman bir kırmızı ‘NO’ yazmıştı. Hitler ise ilgilenmiyordu. İngiltere ve Fransa oldum olası ‘Halk cephesine’ kuşkuyla yaklaşıyorlardı adamlar ‘dinsiz miydi ne’ bu kadar çok kilise yakılır, bu kadar çok rahip öldürülür müydü? Uzaklarda bir başka eli kanlı diktatör; Stalin, konuya ilgi duymaktaydı, İspanya da hükümet kuvvetlerine yardımcı olursa İngiltere ve Fransa’nın Moskova’ya karşı tutumlarının yumuşayacağını hesaplıyordu. Kesenin ağzını açacaktı… Bunu duyan Almanya ve İtalya artık kayıtsız kalamazdı, İspanya da üstünkörü bir demokrasi ve meclis olabilirdi, monarşi olsa daha da iyi olurdu.

 Ama asla ve kata, bir komünist devlet olamazdı. Ne komünist- ne Sosyalist… Aslan sosyal demokratları zaten hesaba bile almıyorlardı… Alman Führeri, o günlerde bir müzik festivali için Bayreuth kentindeydi en sevdiği besteci Wagner bestelerini en sevdiği maestro yönetecekti.

İspanyol aracılar geldiğinde konsere yetişmek kaygısındaydı, önceleri pek isteksiz dinliyordu, adamlar Stalin’in müdahalesinden söz etmeye başlayınca öfkelenmişti… özel bir birlik oluşturulup yollanması için derhal talimat vermiş ve sonra koşar adım konseri izlemeye yetişmişti. 20 kadar nakliye uçağı Müslüman askerleri 40 lı-50 şerli uçaklara doldurup ana karaya taşımaya başlamışlardı uçakların kapasitesi en fazla15 kişilikti ama o ‘Avrupa standardıydı’ Fas lejyonunun da çok umurunda değildi.

 Tarihin Müslüman coğrafyaya oynadığı acı bir oyundu, Kilise davasını savunmak bizimkilere kalmıştı. Faslı askerler kıyıya çıkar çıkmaz çatışmalara sokuluyorlardı, sıkı savaşçılardı. Bir süre sonra savaşın gidişatını Franco lehine çevirmeyi becereceklerdi. İspanya iç savaşı 3 acı ve kanlı yıl sürmüştü. 1939 da Madrid resmen faşistlerin eline geçecekti. Franco 40 yılı aşkın ülkeye hakim olmuştu. Ama akıllı bir adamdı, ilerleyen yıllarda Hitler’in dolduruşuna gelmeyecek ve İspanya’yı 2. Dünya savaşı belasından uzak tutmayı başaracaktı. Ne var ki o kanlı dönemeç İspanya’nın hafızasında derin bir yara açmıştı. İşte bu gün sorun olan Katalonlar o derin yaranın sancısını hala atamayan o bahtsız garipler..

Aslında basbayağı bir otonomiye sahipler, kendi meclisleri, hükümetleri, bayrakları var… çok da zenginler.. unuttukları bir şey varsa o zenginliğin markası : İspanya adı, yoksa Katalon malı dediğinde kimsenin iplediği yok. Kaldı ki merkezi hükümet, yani Madrid o bölgeye tüm ülkeden topladığı vergilerle 100 milyar euroya yakın bir alt yapı yatırımı yapmış vaziyette… dahası kimse bu dandik Katalonya devletini tanımaya niyetli değil… aklı başında herkes bir Katalon varlığını tanıyor ve hakkını teslim ediyor ama kimse onlara ‘bir batı Avrupa ülkesini böl de devlet kur!’ demiyor….

Bazı Kürt dostlardan geçen yazıyla ilgili yorumlar aldım cevabı haftaya vereceğim.

Bu yazı toplam 2984 defa okunmuştur.
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 242 311 76 60 0 242 311 76 61 | Faks : 0 242 311 46 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim