Bugün 16 Aralık 2017 Cumartesi
  • Antalya16 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    155,894
    %-0.46
  • Dolar
    3,8638
    %-0.70
  • Euro
    4,5501
    %-0.72

Bekir Bülent Özsoy

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bekir Bülent Özsoy

İspanya…

12 Ekim 2017 Perşembe 10:30

İber yarımadasının 3 de 2sini kaplayan bu ülke, son 200 yıldır bir türlü tam huzur bulamadı.1808 de Napolyon, İspanya tahtında oturan  yalama-yalaka ve yolsuz ve yobaz Kral ve veliaht oğlunu masasından ‘s..tir’ çekip kovmuştu. (Herifler, Napolyon’un masasında yalakalık yarışına girmişler daha sonra birbirlerine olmadık hakaretler etmişler, İmparatorun canını sıkmışlardı.)

İspanyollar çok dindar bir ulustu, ama salak da değillerdi, görmüşlerdi ki Monarşi denilen tek adamlık rejimi bir yolsuzluk ve yobazlık sistemiydi.  Bu yobaz sistemi destekleyen kiliseleri yakmışlar, papazları öldürmüşler ve soyluları devre dışı bırakmaya çalışmışlardı,1868 senesi geldiğinde ise hala adam gibi bir sistem kuramayacaklardı. Bu ara zamanda ülke bir kaostan diğerine sürüklenmişti. Askerler, tekrar monarşiyi kurmak zorunda kalacaklardı ama ülke barut fıçısına dönmüştü bir kere..

1900 geldiğinde İspanya ABD den esaslı bir dayak yemiş ve sömürgeleri, Küba ile Filipinleri kaybetmişti. Ülke ikiye bölünmüştü, bir tarafta Kilise, zengin toprak ağaları, diğer tarafta işçiler, giderek etkisi artan burjuva ve topraksız köylüler vardı. Komünizm, Sosyalizm, ve hatta Anarşizm , yeni fikirlerdi ve ikinci gruba yakın söylem ve sloganları vardı. Sermaye sınıfının elinde ki güçle ‘Sarı sendikalar’ kuruluyor, özellikle fabrikalarda ki işçi direnişi ikiye bölünmeye çalışılıyordu. Toprak ağaları zengin federasyonlar oluşturuyor, küçük çiftçiye ucuz krediler sağlıyor, bedelsiz uzman gönderiyordu. Küçük esnaf ve çiftçinin karşı gruba katılmaması için yapılan bir hazırlıktı bu…

Ne var ki ülke yobaz Kilise ve yolsuz idare altında inim-inim inliyordu. Tüm bu liberal yaklaşımlar bir sonuç vermeyecek gibiydi. 1920 lerde general Primo de Rivera bir askeri darbe ile iktidara gelmişti. Kral hala tahtında oturacaktı, ama ülke fiilen General tarafından idare edilecekti. İşin doğrusu , adam ülkede kısa süreli bir 2altınçağ’ başlatmayı becermişti. Ama tüm bu başarı yüzeydeydi ve derine inememişti. Ayrıca kral bu kadar da etkisiz eleman olmayı içine sindirememişti. 1931 de Primo de Rivera aleyhine bir saray darbesi yapılacak ve general ülke dışına sürülecekti. Ne var ki hemen ardından tekrar kaos başlamıştı, bir tarafta sağcı milisler kadın çocuk demeden topraksız köylüleri zalimce katl ederken öbür taraf kiliseleri yakıyor, suçlu- suçsuz demeden papazları öldürüyordu.

Milli bir şuur, adalet, insan hakları, gibi kavramların hepsi çöpe atılmıştı, güçlü olan güçsüz olanın anasını ağlatıyordu. Alcala Zamora adında orta halli bir liberal geçici bir hükümet kurmuş, ülkeyi bölen bu seviyesiz ikiliği ortadan kaldırmaya çalışmıştı, ama hepsi boşunaydı. ( Bu kadar katı ve gaddar acımasızlıkla bölünen tüm ülkelerin başına ne geldiyse ve ne gelecekse (!) İspanya da o belayı yaşıyordu..)

Kral çoktan tüymüştü, Zomara, şimdi cumhurbaşkanı seçilmişti, genelde kabul görecek gibiydi.

Seçimlerde Sosyalistler önde çıkmışlar ve azınlık hükümeti kurmayı dahi becermişlerdi. Ordu bu durumu kabul etmekte zorlanıyordu 1 Ağustos 1932 de Sağcı fikirlerin hamisi General Sanjuro Sacanell bir darbe teşebbüsünde bulunacaktı ama hükümete bağlı kuvvetlerce bastırılmıştı.

Solcular, iktidar şanslarını iyi kullanamıyorlardı, yeni seçimde bu sefer Katolikler ve merkez Sağcılar ortak hareket ederek Sosyalist hükümeti düşüreceklerdi. Koalisyon fena değildi, tek adam ve tek parti rejimine kıyasla daha çok ‘uzlaşmayı’ içeriyordu. Ama becerebilene…

1934 Ekim ayında Katalon Milliyetçileri, Sosyalistleri ve Asturya madencileri ortalığı gene karıştıracaklardı. Hatta Asturya madencileri geçici bir Proletarya diktatörlüğü bile kurmuşlardı.

Kim ne kadar sert hareket ederse karşı tepki de o denli sert ve acımasız oluyordu.. Bu fasit daireyi kırmanın bir yolu da ufukta görünmüyordu.

1936 seçimleri bir çıkış olabilir miydi? Bu sefer şaşkın Sol kanat ‘Frente popular’ = ‘Halk cephesi’ diye bir araya gelmeyi becerebilmişti. Ama içindekilere nasıl hakim olacaktı? Marksistler, Komünistler, Sosyalistler .. her biri ayrı bir havadaydı. İşçi sendikaları –şimdilik- arkalarındaydı...

Hapisten çıkan liberal Azana hükümeti kuracaktı; sorun basitti, ülke dinci yobazların elinde paramparça edilmek üzereydi Hükümet programının ilk maddelerinin hedefi; bu dinci soytarıları öncelikle kamu sahasından temizlemekti. Okullar, kamu hizmetleri kilisenin etki sahası olmaktan çıkarılacaktı. Azana, bunu medenice hal etmek niyetindeydi, bu bir kadro operasyonu olacaktı, bir katliam operasyonu değil… yıllardır beri karşılıklı biriken ‘kin’ ne yazık ki sandıktan çıkmıştı..

Komünistler ve bazı sosyalistler –derhal- ve –ne pahasına olursa olsun- diyorlardı. Hatta kendi başlarına hareket ediyorlar Azana’nın barışçı programını kasten sabote ediyorlardı. Orta halli, bir İspanyol olup bitenlere tanık oldukça ‘Halk cephesine’ olan güveni örseleniyordu. Hem kilise ve onun yobazları hem de Azana muhalifi solcuların korkulu rüyası ‘ya adam bu işi başarırsa’ korkusuydu.

Azana, şimdi ülkenin en itibarlı makamına, cumhurbaşkanlığına seçilmiş ve dolayısıyla etki sahası daha da genişlemişti.  Jose Calvo Sotelo adında ki bir sağcı politikacı işte bu günlerde Komünist teröristler tarafından vahşice öldürülmüştü. Sanjuro ve Mola adında ki generaller, hemen hareket etmezler ise trenin kaçacağı endişesi içinde 16 Temmuz 1936 da bir askeri darbe organize etmişlerdi.

 İspanya tarihinin en kanlı, en vahşi ve utanç verici günlerine girmek üzereydi.

Derken yerimiz bitti, devamı haftaya..

Bu yazı toplam 3527 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 242 311 76 60 0 242 311 76 61 | Faks : 0 242 311 46 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim