Bugün 19 Temmuz 2019 Cuma
  • Antalya26 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    261,264
    %0.04
  • Dolar
    5,6804
    %-0.10
  • Euro
    6,3745
    %-0.15

Bekir Bülent Özsoy

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bekir Bülent Özsoy

‘Kudüs ey Kudüs’

14 Aralık 2017 Perşembe 00:22

 

Yıllar önce Dominik Lapier ve Larry Collins adlı iki gerçek araştırmacı yazarın, eserinin adıydı bu günkü yazımıza başlık olan ifade..

Şavalak sürüsü önce bu kitabı okusaydınız da sonra başımıza ‘efe’ kesilseydiniz… hoş sizden de bir halt olmaz ya… demem o ki sizin ‘efeliğiniz’ de kendinize….

Günde 14 gazete okurum.. yerel-ulusal-uluslararası… Kudüs ile ilgili en makul yazıyı Sözcü yazarı sayın Ayşe Sucu dile getirmiş… Birgün ve Cumhuriyet yazarları da önemli bilgiler verirken, Rafet Baloğolu, Aydınlık gazetesinde tam olarak döktürmüş…

Diğerlerinin çoğu uyduruk…

Selahaddin Eyyübi İslam hükümranları arasında çok özel bir yere sahiptir. Hüküm ettiği topraklarda kurduğu askeri- sosyal-siyasi- iktisadi sistem öylesine köklü ve adildi ki Batı dünyası bile can düşmanı olan bu adama hayrandı. Öyle kuru gürültücü, höt-zot eden tayfasından değildi, sahaya indiğinde kılıcını en önce o çeker, savaşa askerlerinin en başında o girerdi. Yaman bir okçu, kılıç ustası, geometri alimi, coğrafya uzmanı, dini konulara olağanüstü hakim, kısaca okumuş- yazmış, okumuş yazmış tayfasını seven, yalakalara tahammülü olmayan adam gibi adamdı.

 

KRAL MI - MEMLEKET Mİ

1186 da Haçlı seferleri sonunda Kudüs de bir Hıristiyan krallığı güç bela kurulmuştu. (güç bela falan kuruldu ama yüz yılı aşkın yaşadı)

Dürüst ve genç kral yakalandığı cüzam hastalığından kurtulamayarak ölmüştü. Tahta Guy de Lusignac adlı bir serseri geçecekti. (Cennetin krallığı filminden hatırlarsınız)

Adam, hiçbir şekilde kontrolü sağlayamıyordu, Müslümanlarla yapılan barış zaten pamuk ipliğine bağlıydı, yetmiyor, aç gözlü Şövalyeler Müslüman kervanlarını basıyor, insanlarını katl ediyor, mallarını yağmalıyordu. Yeni kralın tavrı ‘istemem ama yan cebime koy’ tarzıydı. Ganimetten pay aldığı sürece sesini çıkartmak niyetinde değildi.

İslam dünyasına ise (Şam –Kahire arasında coğrafya)  Kürt beyi Saladin –i Eyyubi hüküm ediyordu. Her iki adam bir birlerinden siyah ile beyaz kadar farklı karakterlere sahiptiler. Guy ne kadar hırsız, oynak ikircikli ise Saladin, o kadar kararlı, namuslu ve dirayetli bir yöneticiydi. Guy savaş meydanlarından bucak-bucak kaçarken, Saladin tüm ününü ve itibarını o meydanlarda kazanmıştı. Esirlere gösterdiği merhamet ve efendilik yüzünden tüm batı dünyasında ve ezeli düşmanları arasında efsanevi bir namı vardı. Tebaası içinde bütün dini inanışlara saygılı, adil bir hükümdardı. (gerçek bir Müslüman idi öldüğünde beş parası yoktu!! Ama adı yüzyıllar boyu şan ve şerefle anılacaktı.)

Bu akınlara kayıtsız kalamazdı. (Haçlı silahşorlar, yalnızca Müslüman ahaliyi  değil ama aynı zamanda Saladin topraklarında yaşayan diğer Hıristiyan unsurları da yağmalıyordu.)

Guy de Lusignac, yozlaşmış idareci türünün tipik bir temsilcisiydi, rüşvet alıyor, yandaşlara ülkenin servetini akıtıyor, halkına zulüm ediyordu, 100 yıldan beri olmayan ayırımcılığı (Hıristiyan-Müslüman) kışkırtıyordu. Kendi çıkarları var olduğu sürece ülkenin anasını ağlatabilirdi. Aklı başında bir kral  derhal Saladin ile bir ittifak kurar, ve bu serseri silahşor tayfasına bir çeki-düzen verdirirdi. Ama dedik ya Guy, ahlaksız, menfaatine düşkün,  adaletten nasibini almamış bir kraldı, Saladin ne kadar bilim adamlarını dinler, akil insanlardan tavsiye alır ise bu da o kadar yalama ve yalakayla düşer kalkar, en ufak bir eleştiriye bile katlanamazdı. Saladin ne kadar çok okursa, bu cahil kalmayı, uyduruk dini kalıplara sarılmayı marifet sayardı. Allah’ın o acımasız çölünde tüm ordusunu Saladin ile kapıştırmak için yola koymuştu. Ağır zırhlı süvariler- piyadeler 40 derece güneşin altında kavruluyorlardı, su kaynaklarından uzaklaşıyor, yanlarında da yedek su torbaları taşımıyorlardı. Ordu daha muharebe meydanına gelmeden dökülmüş kalmıştı.

Saladin’in okçuları dünyanın en yaman ok atıcılarıydı, Kudüs ordusunun uzun yürüyüş kollarına olmadık anlarda saldırıp  geldikleri süratle geri çekiliyorlardı. Hıristiyan ordusunun askerlerinin kullandıkları ağır zırhlar aslında onları bu oklardan rahatça koruyabilirdi ama o cehennem sıcağında o ağır zırhları kullanmak söz konusu bile olamazdı. Müslüman okçular işte bu askerleri inanılmaz isabetli atışlarıyla anında indiriyorlardı, çaresiz zırhını giyenler ise aşırı sıcaktan can veriyordu. Çölde ki sayılı su kaynağı, Müslüman ordunun kontrolündeydi (bu arada Müslüman ordu derken bir hatayı da düzeltelim, Saladin saflarından savaşan çok sayıda Hıristiyan asker de vardı, Guy de Lusignac’tan yaka silkmiş bir sürü bahtsız, çareyi Saladin’e sığınmakta bulmuştu. Son çare taze suyun bulunduğu göllerdi Kudüs ordusu bu göllere yönelmişti Hattin Boynuzları diye bilinen bu bölgede onları bir sürpriz bekliyordu; Saladin ve tüm ordusu taze su ile Kudüs ordusu arasından duruyordu.(4 Temmuz 1187)

Guy de Lusignac yalnızca savaşı değil ama aynı zamanda Kudüs de ki ilk ve tek Hıristiyan krallığını kaybedecekti. (Üç ay sonra da Kudüs düştü) Kudüs tüm İseviler için artık yalnızca kurtarılması gereken uzak ‘Kutsal topraklar’ olarak kalacaktı.

Guy de Lusignac, esir düşmüştü, Allah’tan Saladin gibi adamın hasına esir düşmüştü, üç ay sonra serbest kalıp Kıbrıs’a göçecekti, burada kendi öz kardeşi tarafından koltuğundan edilmişti. Veba gibi çağın ölümcül hastalığına yakalanmış ve acı için feryat-figan ölmüştü.

Peki Guy ‘eğer’ Saladin ile anlaşıp asi Haçlı askerlerini hal etseydi ve Kudüs de ki Hıristiyan krallığı sürseydi ne olurdu?

1917 senesinde Müttefik orduları komutanı General Allenby, Kudüs şehrini bileğinin hakkıyla ele geçirdiğinde o günlerin adedine uyarak bir fatih gibi at üstünde girmeyecekti. Tam tersini yapacak ve tüm kurmay heyeti ile birlikte üç tek tanrılı dinin merkezi olan bu şehre yürüyerek girecekti. Kadim düşman Selahattin’in tabutunun başına geldiğinde ise İngiliz muzipliği ile sandukaya usulca iki tık ederek, eğilip sanki kulağına söylermiş gibi; ‘Selahattin here we are again’ diyecekti…

‘Selahattin gene biz geldik!’

Evet sorumuz yineleyelim… Selahattin Kudüs krallığının yaşamasına izin verseydi… ne olurdu?

 

Bu yazı toplam 3622 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 242 311 76 60 0 242 311 76 61 | Faks : 0 242 311 46 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim