Bugün 12 Aralık 2018 Çarşamba
  • Antalya16 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    214,207
    %0.15
  • Dolar
    5,3484
    %-0.23
  • Euro
    6,0747
    %0.15

Bekir Bülent Özsoy

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bekir Bülent Özsoy

MACARİSTAN 3

11 Mayıs 2018 Cuma 16:17

 Günlük siyasete dair söylenecek çok şey var da ben birinden bahis edeyim; billboardlarda kocaman-kocaman bir yazı var: 223 bin kişi Antalya da iş başı yapmış… iyi, hoş, güzel. SGK diye bir kurum var bu rakamı doğrulayabilir mi lütfen?

Macaristan, Büyük Savaşın travmasını bir türlü atlatamıyordu demiştik geçen yazımızda.. ve bir eski askeri, bir amirali ? (tuhaf çünkü artık denize kıyısı yoktu …) göreve çağırmışlardı. Adam köşesine çekilmiş tarımla uğraşacaktı ama halkı tarafından ona bir görev verilmişti: Ülkeyi kurtarmak!

30 lu yıllara giren Macaristan oldukça stabil bir hale gelmişti.. tarımsal üretim boldu, istihdam artmıştı, aşırı sol ve aşırı sağ dengelenmiş gibiydi Sanayi ağır da olsa atak içindeydi. Üniversiteler bilim ve irfan saçıyordu, eğitim sistemi yerine oturmuştu. Elbette her şey toz pembe değildi yönetim oldukça otoriter idi, aykırı seslere pek izin verilmiyordu, Alman nüfusun ırkçılık damarı Berlin de ki ‘adam’ yüzünden gene kaşınıyordu.

Ama o günlerde zamanımızda ki demokrasiyi bir tek İngiltere, biraz Fransa, e, biraz ABD ve tuhaf biçimde biraz da Çekoslovakya da bulurdunuz.

Adolf Hitler, Almanya’nın tek hakimi olunca orta Avrupa coğrafyasında ki bozulan siyasi haritayı yeniden çizmek niyetindeydi. Çeklere falan tahammülü yoktu. Macar Amirale birbirinden çekici teklifler götürmüştü Budapeşte Berlin ile saf tutarsa ondan alınan ne kadar toprak varsa geri verilecekti. (Romanya hariç, çünkü Bükreş’ e de aşağı yukarı aynı söz verilmişti) Macarlar Çek ve Slovaklara ayrıca Polonya’ya kaptırdıkları tüm arazileri geri alabilecekti. Amiral Horty, öteden beri sağ-muhafazakar bir görüşün insanıydı, bu tekliflere direnmenin bir anlamı yoktu, çünkü Avrupa da ki öteki zorba Stalin hiç de Hitler kadar ‘anlayışlı’ olamıyordu.

Sonunda ‘Viyana anlaşması’ ile Macarlar kaptırdıkları çoğu toprağı ve üstünde ki vatandaşlarını geri kazanmışlardı.

AMMA, Adolf’un da küçücük bir ricasını kabul edivereceklerdi gari.. Almanya ve İtalya ile askeri-siyasi-ekonomik bir pakta dahil olmak!!!

Sonuçta İkinci Dünya savaşı çıkmış ve Macaristan bu sefer bu ilkinden çok daha acımasız bir savaşın kurbanı olmuştu. 1945 de ülke yanmış-yıkılmıştı.. Üstelik eski belaları sevgili Komünistleri hem de Kızıl ordunun desteği ile tekrar gelmişlerdi. Savaş sonu Batı demokrasileri ile Stalin hazretleri arasında bağlanan anlaşmalarda Macaristan Sovyet etki sahasına bırakılacaktı. ‘Kızıl terör’ bu sefer daha kalıcı ve kararlı bir şekilde geri dönmüştü. Ne var ki Macarlar bu sefer kolay lokma olmayacaklardı. Ülkenin Komünist felsefenin temelleri ile bir sorunu yoktu, Komünizm o günlerde dünyada ki çoğu insana sempatik geliyordu, ama komünizmi kullanıp ‘halka adına’ işlenen suçlara sabırları tükenmişti, ne manyak yobaz sürüsüydü böyle; önce birileri çıkmış ‘Tanrı adına’ diye millete kan kusturmuştu, şimdi aynı terör ve korku bu sefer ‘halk adına’ devam ettiriliyordu.

Yeter deme zamanı çoktan gelmişti..

Macarların en hızlı Komünist politikacıları bile bazı dinci süprüntüler gibi önce ‘dinci’ sonra milliyetçi değillerdi.. onların çoğu önce Macar, sonra komünist idi..

1956 da hem de sapına kadar Komünist olan yöneticileri tarafından başlatılan şanlı isyan ne yazık ki insafsızca bastırılmıştı. O Günlerin şartlarında 200 bin Macar evini ve yurdunu terk etmek zorunda kalmıştı. O zalim Sovyet yöneticileri dahi ‘biletlerini alalım da gönderelim!’ dememişti… daha doğrusu diyememişti…

Macarları tekrar bir millet haline getirmek için Moskova kökenli idareci kadrosu kolları sıvayacak ve Macaristan, sıkı komünist, ipleri Moskova’dan yönetilen ‘Varşova paktı’ içinde ki en liberal ‘baraka’ olmak özelliğini koruyacaktı.

Bu satırların yazarı ta 1986 da ailesi ’56 ihtilalinde katl edilen Macar bir dostundan, ‘ne yanlış gitti?’ sorusuna, ulu orta , halka açık bir lokanta da yüksek sesle şu tüyler ürperten yoruma tanık olacaktı: ‘ çünkü bizim bir Mustafa Kemal Atatürk’ümüz yoktu!!’

Kısaca diyeceğim şu: Macar milleti bu gün sahip olduğu statüye bedavadan gelmedi, çok pahalı bir bedel ödedi, onların seçimi doğru-yanlış bu bedelin tecrübesinde yapılmıştır. Ve ‘bağzı’ bedavacılarla karıştırılmamalıdır. 15 Temmuz’un sahtekar kamyon sürücüleri gibi….

Bu yazı toplam 5582 defa okunmuştur.
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 242 311 76 60 0 242 311 76 61 | Faks : 0 242 311 46 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim