Bugün 25 Kasım 2020 Çarşamba
  • Antalya10 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    465,932
    %0.14
  • Dolar
    8,0243
    %1.86
  • Euro
    9,5328
    %2.35

Ömer Yetgin / BUGÜNLÜK

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ömer Yetgin / BUGÜNLÜK

Mağrur ve gurur…

26 Aralık 2017 Salı 00:03

Yağmurun kuru ayaza dönüştüğü bir Kış  gününde Uncalı’da oturduğum evin hemen arka tarafında bulunan kapalı semt pazarında tanıdım ilk kez onu… Pazarcılar ‘Zeynep Ana çekinmesin’ diye biraz zedelenmiş ürünleri kuytu bir köşede biriktirmişlerdi. Zaman zaman bu görüntülere rastladığımdan artık bu olguya inanmıştım.

            Kimsecikler görmesin diye semt pazarının toplandığı akşam saatlerini  tercih edişi belki de bu yüzdendi…

            İnsanın içine işleyen kuru bir ayazda titrek elleriyle poşetine domatesleri, patatesleri, soğanları koyarken hafiften burnunu çekiyordu.

            İşini bitirdikten sonra oraları toparlayıp, eski düzenine sokmak istemesi; duyarlılığını ve ezginliğini gösteriyordu.

            Son bir telaşla tezgahını toparlayan ve bir an önce evine dönmek isteyen pazarcı bir esnaf benim o görüntüleri gözlemlememe kayıtsız kalamadı ve; ‘’Kimseye zararı yoktur. Pazarın Zeynep Ana’sıdır o. Dikkatli bakarsan alınır, kırılır ve elindekileri öylece bırakır gider. Bence dikkatlice bakma. Zira gururlu birisidir. Bırak yiyeceğini tedarik etsin. Bazen satılmayan ve az kalan ürünleri duvarın dibine bırakıyoruz. Gelip alsın diye…’’ dedi.

            Pazarcının bu sözünden sonra usulca uzaklaştım…

            Ama belleğimde o kareler sürekli meşgul ediyordu beni.

            Bir sonraki hafta pazara gidişimde gözlerim yine onu aradı. Ama yoktu. Hava yağmurluydu; belki de o yüzden gelememişti.

            Ertesi hafta yine görememiştim.

            Burnunu çekerek, soğuktan pörsümüş ve çatlamış elleriyle yaşamın tüm acımasızlığını omuzlarcasına zayıf bedenine sarmalayan ‘’Zeynep Ana’’yı ılık bir ilkbahar gününde Çakırlar Pazarı’nda gördüm…

            Hem heyecanlanmış, şaşırmış, hem de bu rastlantıya sevinmiştim.

            Farklı olarak bu görüşümde yere kağıttan serdiği tezgahta fasulye, nohut, pekmez, yufka ekmeği satıyordu…  Zayıf bünyesinden, pazar arabasından zorlanmadan tanıdım onu. Hiç tereddüt etmeden yanına yaklaştım. Kısa bir sohbetten sonra bu ürünleri kendisinin mi yetiştirdiğini ve Çakırlar’a her zaman gelip gelmediğini  sordum. Ürünleri köydeki üreticilerden aldığını, günübirlik işler yaptığını, para kazanmaya çalıştığını söyledi.

            İhtiyacım doğrultusunda kendisinden alış-veriş yaptım. Borcumun ne olduğunu sordum.

‘’34 lira oğlum’’ dedi.

            Çıkardım 50 lira verdim. Aceleyle ve titrek elleriyle para üstünü denkleştirmeye çalıştığında ‘’Üstü kalsın teyzeciğim.’’ Deyiverdim.

            O ana kadar gözlerinin içi gülen Zeynep Ana’nın kaşları hafiften çattı : ‘’Sağol oğlum. Ben kazanmam gereken paramı zaten aldım. Al şu geri kalan para üstünü. Bu devirde para kazanmak zor. Benim sana söyleyeceğim en önemli şey; öyle paranı çarçur etme. Bak çocuklarının ikisi de okuyormuş. Onları bütün gücünle okut. Kendilerini kurtarsınlar. Gerekirse ceketini sat; okut onları. Ben de öyle yapıyorum bak.  Onların ihtiyaçları bitmez. Ben kazanabildiğim parayla çocuklarımı okuttum, şimdi de  torunlarımın üniversite masrafı için gönderiyorum…’’ deyip kibarca bu talebimi geri çevirdi…

            Bu sözleri; aylar öncesinde zedelenmiş ve atılmayı bekleyen sebzeleri gözü yaşlı toplayan, bir taraftan da pazarcılardan kötü bir söz duymamak için tedirginliğini her halinden belli eden o eli öpülesi insanı ‘’yeniden’’ anımsattı…

            Sözleri bıçaktan keskin; yaşam mücadelesi çok özgeydi.

            Zorluklar içerisindeki bir yaşam kesitinde; mağrurluğu ve gururu aynı anda yaşıyor ve yaşatıyordu…

Bu yazı toplam 926 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 242 311 76 60 0 242 311 76 61 | Faks : 0 242 311 46 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim