Bugün 28 Mayıs 2018 Pazartesi
  • Antalya22 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    196,867
    %-0.10
  • Dolar
    4,7083
    %-0.18
  • Euro
    5,4926
    %-0.73

Orhan Özçatalbaş

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Orhan Özçatalbaş

Müttefiğe Zeytin Dalı -2

10 Mart 2018 Cumartesi 02:30

 Yirminci yüzyılın en büyük askeri ittifakı olan NATO yani Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü(North Atlantic Treaty Organization) 1949 yılında 12 ülkenin (Belçika,  Lüksemburg,  Kanada, Hollanda, Norveç, Danimarka, Portekiz, Fransa, İzlanda, İtalya, Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri) Kuzey Atlantik bölgesinde istikrarı sağlayarak  üyelerinin "özgürlüğünü, ortak miras ve medeniyetini korumak" amacıyla ve Sovyetler Birliği'nin Avrupa'daki etkisini kırmak üzere kurulmuştur.  Türkiye ise NATO’ya 1952 yılında Kore savaşına(1950) katıldıktan sonra, Yunanistan ile aynı zamanda katılmıştır. Almanya (1955), İspanya (1982), Çek Cumhuriyeti, Polonya, Macaristan (1999), Litvanya, Bulgaristan, Estonya, Romanya, Slovakya, Slovenya ve Letonya (2004), Hırvatistan ve Arnavutluk (2009), Karadağ(2017) ise ittifaka Türkiye’den daha sonra katılan ülkelerdir. 
1955 yılında ise Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa ülkeleri NATO'ya karşı bir askeri güç olarak Varşova Paktını kurmuşlardır. Ancak Sovyet Cumhuriyetler Birliği'nin 1991'de dağılmasıyla birlikte Varşova Paktı dağılmıştır. Paktın dağılmasıyla komünizme karşı kurulan NATO ‘nun kuruluş amacı bir bakıma ortadan kalkmış ve amaç değişikliğine giderek “üyelerin istikrarını tehdit eden “terörizm” gibi tehditlere karşı savunma yerine müdahaleci bir görev üstlenmesi” söz konusu olmuştur.  Askeri işbirliğinin önemli bir yer tuttuğu NATO antlaşmasında “üye ülkelerden birine  herhangi bir saldırı olması halinde diğer üye ülkeler, saldıran ülkeyi ortak düşman olarak tanıyıp, askeri birlik gönderme ya da askeri müdahale dahil yaptırım uygulama hakkına sahip kılınmıştır.”
Türkiye’nin  NATO’da askeri kabiliyet bakımından  özel bir yeri vardır ve öyle ki; Türkiye NATO’nun en önemli ve yüksek kabiliyete sahip askeri güçleri arasında ilk sıralardadır. Kore, Afganistan, Bosna gibi pek çok yerde bu kanıtlanmıştır.
Türkiye kuruluşundan beri NATO savunması kapsamında Varşova Paktı’na (Doğu Blokuna) karşı dik durmuş ve NATO’nun güney sınırını korumuştur. Bu uğurda kalkınması için kullanabileceği fiziki, mali ve insan kaynaklarını üye olmazdan da önce başlamak kaydıyla harcamış ve halen harcamaya devam etmektedir. 

Afrin’e Zeytin dalı harekatını doğru okumak!

Türkiye karasal alandaki NATO’nun güney sınırlarına olan terörist güçlerin tehdidini doğru okumuş ve önce Fırat Kalkanı sonraysa Zeytin Dalı harekatını başlatmıştır. Bu kapsamda Zeytin Dalı Harekatı Afrin üzerinden “kadim devletimizin ve asil milletimizin tüm dünyada insanlık için adaleti hakim kılmak yönündeki niyet beyanı ve hareketi” olarak öne çıkmıştır. Bu nedenle bulunduğu coğrafyada  barışı tesis etmek, adaleti sağlamak, hakkı hakim kılmak ve haklının yanında olmak üzere mazlumlara kucak açmıştır.  
Yine bilindiği gibi harekat uluslararası hukuk temelinde BM Sözleşmesi'nin 51. maddesine dayalıdır ve hedef terör örgütleridir ve harekat Türkiye’nin meşru müdafaa hakkı kapsamında devam etmektedir.  Ayrıca BM Güvenlik Konseyi'nde alınan terörle mücadeleye ilişkin 1373, 1624, 2170, 2178 sayılı kararlar uyarınca, Suriye'nin toprak bütünlüğüne saygı esasına göre yürütülmektedir." Bunun yanında  "Harekat uluslararası hukuk temelinde zorunluluktan doğmuştur.  Ancak ABD müttefikimiz olarak Türkiye’yi tehdit konusunda Türkiye’nin gerekçelerini anlamazken; yakın geçmişte  ve halen NATO için karşısında durduğumuz Rusya gerçeği net olarak görmüş ve Zeytin Dalı harekatında Türkiye’nin haklılığını kabul etmiştir.
Türkiye’nin beka meselesi!
Türkiye kendisinin ve coğrafyasının bekası için büyük bir devlet ve kabim bir medeniyetin sahibi olarak üzerine düşen görevi yapmış ve Afrin üzerinden tüm dünyaya Zeytin Dalı uzatmıştır. Türkiye meşru müdafaa hakkının verdiği büyük güçle milletiyle, devletiyle, askeriyle, siviliyle ve tüm unsurlarıyla tek vücut olarak mücadeleye karar vermiş, hakiki müttefik ve gönül coğrafyasındaki devlet ve insanların destekleriyle harekatı başarıyla sürdürmektedir.  Ve tabi ki; Türkiye aynı sözleşmeye imza koyan müttefiklerinden müttefikliğin gereklerini yerine getirmelerini beklemektedir. 

Prof. Dr. Orhan Özçatalbaş
Akdeniz Universitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü Politika ve Yayım Bilimdalı Öğretim Üyesi

Bu yazı toplam 38725 defa okunmuştur.
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 242 311 76 60 0 242 311 76 61 | Faks : 0 242 311 46 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim