Bugün 20 Kasım 2018 Salı
  • Antalya22 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    210,687
    %0.75
  • Dolar
    5,3446
    %0.15
  • Euro
    6,1099
    %0.01

Bekir Bülent Özsoy

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bekir Bülent Özsoy

Ottovon Bismarck……

18 Ocak 2018 Perşembe 00:23

Namı diğer ‘demir başbakan’ idi.. orta düzey bir Prusyalı asil ailenin çocuğu olarak 1815 de doğmuştu.
İyi bir eğitim almıştı, diploması falan her şeyi vardı, sınıf arkadaşları vardı, üniversite anıları vardı… Yani kendisi ne kadar gerçek ise, geçmişi de bir o kadar okunaklı ve gerçekti. Ama hırtın tekiydi. Bir oturuşta iki litre birayı soluk almadan içer, sosisleri kangal-kangal götürürdü. Gençliğini bayağı bir iyi yaşamıştı, kız arkadaşları olmuş, erkek kankalarıyla bar meyhane ne varsa dolaşmıştı. Kısaca adamımız yaşamadığı , yaşayamadığı bir gençliğin kompleksleri içinde kapkara bir vicdan ile donatılmamıştı. Ülkesinin tarihini hurafelere dayanmaksızın bilir, o tarihi şahsiyetlere hayran olmasa bile saygı duyar ve bu saygısını kamuoyu önünde her fırsatta ölçülü ifadeler ile belirtirdi. 18. Asırda  Prusya tarımsal olarak fakir bir ülkeydi. Sanayi de çok gelişmiş değildi.


Efsane kral Fredrik dini kurumları kiliselerine sokmuş, toplumdan ellerini ayaklarını kesmişti. Varsa-yoksa üniversite ve Ordu diyordu… Bu sayede Prusya ekolü bilim ve askerlikte Avrupa kıtasının en ileri ülkesi olmuştu. ‘Berlin de yargıçlar var’  söylemi ile bu güne kadar uzanan sağlam bir adalet sistemi de kurulunca. Prusya küçümsenmeyecek bir devlet haline gelmişti.


Napolyon sonrası Avrupa epey karışıktı, İngiltere özenle kıta sorunlarının dışında kalıyor ama yakından izliyordu. Osmanlının ahı gitmiş vahı kalmıştı, Rusya yavaşça büyüyordu ama hala çok ilkeldi. Fransa yaldızını kaybetmişti ama hala verimli ovalara, kömür kaynaklarına, bir taraftan Atlantik bir yandan da Akdeniz kıyılarına ve butik yaşama sahipti.


Prusyalı elitler kendilerine bir yer bulmalılardı. Tarlalar sürülmeli , halk beslenmeli, ordu kuvvetli olmalı, kömür madenleri çalıştırılmalıydı. Adalet sistemi tam olarak oturmalıydı. Bütün bu işler iman ile değil ilim ile olabilirdi. Tarlalar verimli değildi, iyi ziraat mühendislerine ihtiyaç vardı, madenler için tecrübeli ve bilgili madenciler gerekliydi.

Ordu eski parlak günlerine dönebilirdi ama sıkı bir eğitim ve talim lazımdı. Ayrıca aristokrasinin etkisinden kurtulması rütbelerin insanların asalet unvanına göre değil, askeri yeteneklerine göre dağıtılması şarttı. Asil veya değil her subay gayet gaddar bir eğitimden geçeceklerdi, kim rütbe sahibi olmak istiyorsa önce askeri akademilerde sonra da savaş meydanlarında bunu kazanmalıydı ‘eşeği bağlasan albay olur’ ordulardan olmamak için başka bir yol yoktu.
Güneyde ki Germen prenslikleri, Katolik, kuzeydekiler ise Protestan idi, şimdi bu halkı ‘onlar-bunlar, bizimkiler’ falan diye ayırmak has bir geri zekalılık olacaktı. Çoğu Prusyalı yönetici bu tuzağa düşmeyeceklerdi. Onlara her Alman lazımdı. Oysa aynı milletten bile olsa Katolikler Protestanları ayrı bir varlık gibi kabul ediyorlardı. Halk aptal olabilirdi ne var ki vizyonu ve misyonu olan liderlerin aptal olma lüksleri yoktu. Ayırım politikası en tehlikeli enstrümandı, herkesi bir arada tutmanın yolunu bulmak gerekiyordu. Sınırların dışında olup bitenlere bakıp ülke içinde, kendi halkı önünde ucuz kahramanlık naraları atmak ancak çapsız , cahil ve süzme salak yönetimlerin işiydi.
Bismarck, bütün bunları bilen, tartışan, analiz eden bir hamurdan geliyordu.


18 Ocak, 1871 de kadim düşmanı Fransa’nın sembolü Versay sarayının aynalı salonunda 2. Alman İmparatorluğunu ilan ettirdiğinde. İşte bu hamurun son ürününü dünyaya takdim etmişti.
Kurt bir kere kan tadını almıştı. Şimdi tüm mesele kapitalist düzenin onu ne kadar aç bırakabileceği meselesiydi…

 

Bu yazı toplam 3649 defa okunmuştur.
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 242 311 76 60 0 242 311 76 61 | Faks : 0 242 311 46 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim