Bugün 22 Mayıs 2019 Çarşamba
  • Antalya26 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    248,237
    %0.07
  • Dolar
    6,0591
    %0.21
  • Euro
    6,7577
    %0.14

Bekir Bülent Özsoy

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bekir Bülent Özsoy

Politik ordular ve feci sonları….

25 Aralık 2018 Salı 00:46

 Önce gündeme ait bir tespit:

Fransa da olup bitenleri, hani asla Türkiye de ‘olmasın’ diye, bilip bilmeden laf yetiştiren değerli büyüklerimize.. şimdi, bütün kamu yöneticilerinin görevi, idare ettikleri ve geçici olarak hak veya işgal ettikleri makamlarda halkın sesine kulak vermektir. Eğer vermez iseler insanlar bu durumda ikaz  hakkını kullanmak zorunda kalır, ve hatta bu görevleri olur. Ei toplum bu hakkı nasıl kullanacak sokağa çıkacak , bağıracak, çağıracak …. Başka yolu var mı? Muhalefet çapsızlaşmış, basın satın alınmış, hayat pahalılığı almış yürümüş, işsizlik almış başını gitmiş, ekonomik beklentiler kötü, evlatları ölüp gidiyor, adalet işlemiyor..…

Ne yapacak sıradan insan; bir diğerini ikna edecek, ilgili makama gidecek izin alacak ve sokağa çıkıp hırsını atacak, hesap soran, benimsediği sloganlara gırtlağını yırtarcasına eşlik edecek.. içini boşaltacak evine sakin-sessiz dönecek ve ummaya devam edecek… Elbette bu kalabalığın arasına art niyetli bir takım unsurlar sızmaya çalışacak ve hatta sızarak ortalığı tahrik ve tehdiş hareketleriyle karıştırmaya çalışacak.. bunu 12 yaşında ki veletler bile bilir. E, senin polisin, emniyetin, istihbaratın falan yok mu.. Alacaksın tedbirini, dinleyeceksin insanlarını…

yani demem o ki , sayın  Patagonya da ki Posta işlerine bakan beyefendi… az çaba göster de milletini biraz tanı… Anadolu insanını kızdırmanın bir alemi yok..

Gelelim konumuza:

 1918 de Polonya devleti 200 yıla yakın tarihe gömülmüş bir vaziyette idi, nerde Ukrayna başlar, Rusya nerede biter, bu Baltık devletleri neyin nesidir.., anlayan bilen yoktu. Büyük Savaşın galipleri (1914-1918) Sovyet isyanları ile karışan Rusya’yı batıdan , yarın ne yapacağı hala belli olmayan Almanya’yı doğudan kuşatmak derdindeydiler. Özellikle Fransa Napolyon’un mirasına sahip çıkarak bağımsız bir Polonya devleti kurulmasında şampiyonluğu kimselere kaptırmıyordu. Böylece çoktan miadını bitirmiş olan Avusturya-Macaristan imparatorluğu da iyice tarihe karışmış olacaktı. Ancak yaklaşık 2 asırdan beri siyasal-ve doğal sınırı olmayan bir ülke nasıl yaratılacaktı..

Biraz oradan, biraz buradan derken ortaya bir devlet çıkmıştı , ama ilan edildiği gün Rusya da ki her siyasi görüş, gerek Çar yanlıları, gerek Sovyet taraftarları bu sınırlara itiraz etmişlerdi. Üstelik ne Ukrayna ve ne de Baltık devletleri olup bitenden hiç de hoşnut olamamışlardı. (Litvanya-Letonya-Estonya)

Daha 1920 başlamadan sınır çatışmaları, karşılıklı pogromlar almış başını gitmişti. En iri iki rakip Rusya ve Polonya idi, şimdilik Ukrayna’ya bir şey soran yoktu. Derken iki ülke arasında sıcak çatışmalar adam akıllı bir savaşa dönmüştü. Önce Polonya ordusu biraz ilerlemiş sonra da Kızıl ordu Varşova önlerine kadar gelivermişti. Ünlü Rus Mareşali Tuhaçevski, zafere elini uzatsa yakalayacak kadar yakındı. Ne var ki Tuhaçevski, Rusya da asil sınıftan gelen bir askerdi, sonradan Kızıl ordu saflarına geçmiş ve olağanüstü başarılara imza atmıştı. Dolayısıyla Stalin tarafından hiç sevilmezdi, Stalin kim ondan daha yakışıklı, akıllı, ise kim daha çok alkış alıyorsa , halk tarafından beğeniliyorsa ona düşman olurdu.

Adamına son anda takviye göndermediği gibi güney kanadını tamamen boşaltan bir askeri emir vermişti. Polonya ordusu subayları, hela nöbetinde subay olanlardan değillerdi. Kızıl ordunun bu askeri düzeninde ki yanlışı görür görmez ellerinde ne varsa yüklenmişler ve Rus ordusunu -hani derler ya- çıktığı yere kadar kovalamışlardı.

Ondan sonra da bir havalara girmişlerdi, ülkeyi asker kurtarmıştı, Polonya adına ne kadar değer varsa onlar sayesinde ayakta kalmıştı.. Yani arkadaşlara soracak olursanız Polonya da bir ordu vardı vardı başka da bir halt yoktu… Subayların cakasından geçilmiyordu. Elbette hak ettikleri bir gururdu bu ama fazla uzatmamak lazımdı.

Ülkede çok eksik vardı, sanayi yerlerdeydi, tarım arazileri reform bekliyordu, kilise sınırları içine çekilmeliydi, yollar yapılmalı, eğitim kalitesi arttırılmalıydı. Bunlar için de ‘sivil’ bir idareye ihtiyaç vardı, Adına cumhuriyet denen üç hükümet ortaya çıkıvermişti, demokrasi falan rafa kalkmış gibiydi.

İşe zorunlu olarak tekrar asker karışmak zorunda kalmıştı. Yani Polonya devleti -yine- asker sayesinde kurtulmuştu..

Böylece giderek politik olduklarının farkında olmayan her askeri yapının başına ne gelirse onlarında başına o gelecekti..

Ama o kısım da haftaya….

Bir ordu bu kadar çok mu dayak yer?

 

icradan_satilik_daire-001.png

Bu yazı toplam 6613 defa okunmuştur.
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 242 311 76 60 0 242 311 76 61 | Faks : 0 242 311 46 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim