Bugün 14 Kasım 2018 Çarşamba
  • Antalya15 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    212,040
    %0.17
  • Dolar
    5,4835
    %0.50
  • Euro
    6,1905
    %0.82

Bekir Bülent Özsoy

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bekir Bülent Özsoy

PRAG BAHARI.. 1968.. 20 AĞUSTOS…

30 Ağustos 2018 Perşembe 15:53
 Bu haftadan itibaren, 50 yıllık bir geçmişi hem yurdumuz ve hem de dünya açısından ele almaya çalışacağımız bir yazı dizisine başlıyoruz. (Ancak, İtalyan ayakkabısı ile I-phone kıran zeka özürlülere de her zaman yerimiz olacak… 190 kişinin ölümünden sorumlu Yalova depremi kasabı Veli Göçer’in neden durduk yerde tekrar sanki başka bir iş kalmamış gibi inşaat işine dönüşüne ses çıkarmayıp ‘barış’ isteyenleri hapse tıkan zihniyete takılmaya da elbette devam edeceğiz..)
 Her şey bakın ne zaman başladı?
Türkiye de Süleyman Demirel, ABD de L. Johnson, iktidardaydı.. De Gaulle Fransa da 10 yılını kutlamak üzereydi ki Mayıs olayları ülkeyi felç edecekti…,  ikiye bölünmüş Almanyalar’dan DDR, Doğu Almanya da Stalinci kafasıyla Walter Ulbircht. 
 Batı da  FDR diye bilinen öbüründe ise eski Nazi yeni muhafazakar, Kurt Georg Kıesınger Sosyal Demokratlarla kurduğu koalisyon sayesinde başbakanlık koltuğundaydı.……  İngiltere ‘Beatles’ rüzgarı ile yıkılıyordu, SSCB de Brejnev hazretleri kendi doktrinini yazmak üzere pusuda bekliyordu. Vietnam savaşı kızışmış , Arap-İsrael savaşı  ‘ 6günlük aşamasını’ yeni bitirmişti. Bizimkiler gene Kıbrıs meselesinde Yunanistan ile papaz olmuş ve savaşın kıyısından son anda dönülmüştü. Çin de, Mao ‘kültür devrimi’ denen zırvalığı zirveye taşımıştı.
Komşumuz Yunanistan da askeri darbeyle işbaşına gelen ezeli Türkiye düşmanı ‘albaylar cuntası’  ülkesinde ki aydın ve sosyalistlere ve hatta liberalistlere kök söktürüyordu. (Ne ilginçtir ki , bu rejimi dünyada ilk tanıyan biz olacaktık, yani Demirel’in sağ görüşlü Adalet Partisi iktidarı…)
Ama önce her şey sırayla;
Büyük Savaş (1914-1918) bittiğinde Avrupa da birkaç mutant devlet ortaya çıkmıştı; en tuhafı da Çekoslovakya idi, biraz Polonya’dan  bir miktar Avusturya’dan ve epey bir miktar Macaristan’dan kopartılan topraklar ve üstünde ki insanlarla birlikte kurulan bu garip devletçik aslında kurulduğu gün kaderini de mühürlemişti. Ama Avrupalı olmak başka bir şeydi, Çekler ve Slovaklar derli toplu o günlere göre oldukça demokrat bir ülke yaratmayı becereceklerdi. Avrupa 30 lu yıllarda ezici sağcı ve faşist idareler altında inim-inim inlerken ve Rusya Stalin dene Gürcü haydudun elinde anasından doğduğuna pişman olurken Prag da oldukça medeni bir cumhuriyetin temelleri atılmıştı. Fransa ülkenin bir numaralı koruyucusuydu. İngiltere de olayları izliyor ve Prag rejimine karşı sempatisini saklamıyordu. Hatta Stalin bile uzak mesafeden Çek kardeşlerine ve onların zoraki akrabası Slovaklara yakın bir çizgideydi. Versay anlaşması aslında bir barış sürecini değil, Avrupa için onulmaz yaraların kanamasını sağlamıştı.  Avusturya-Macaristan imparatorluğu dağıldığında merkezi Avrupa darma duman olmuştu. Hasburg idaresi öylesine garip bir hükümet şekliydi ki, ülkesi yoktu ama hanedanı olan bir tuhaf anomali devlet formuydu. Çekler ayrı, Polonya ayrı, Ukrayna ayrı, Macaristan ayrı, Sırbıstan , Hırvatistan derken ortaya kuru aşure gibi bir milletler ve onların yasal temsilcisi olduğunu iddia eden hükümetler çıkıvermişti. İçlerinde bir tek Çekoslovakya adam gibi bir cumhuriyet kuracaktı, diğer hepsi krallık ve diktatörlük arasında seçim yapmak zorunda kalmışlardı. Her zeka özürlü toplum için ‘tek adam rejimi’ bir çıkış olmuştu. Elbette bu seçimin mantıklı nedenleri vardı.. ülkeler mali olarak iflas etmişti, tarım çökmüş, sanayi bitmişti. Meclislerin ilk işi mebusların maaşını artırmaktı, halkın sorunlarına çözüm olması gereken hükümetler, halkın bir numaralı sorunu olmuştu, e ahali de çözümün ‘tek adamda’ olduğu inancı pekişmişti. Ama ‘adam’ gibi ‘adam’, okumuş-yazmış, tecrübeli halkın sorunlarını bire bir yaşayan, saraylar ve ihtişam içinde halkın sorunlarını unutan zır cahil yarı deli tiplerin peşinde koşamazlardı. (kimse kusura bakmasın o yılların diktatörleri savaşın , ateşin takdisinden defalarca geçmiş kıdemli adamlardı, işledikleri insanlık suçlarını görmezden gelemesek de bu adamlar sıkı adamlardı) Çekoslovakya da ki asıl sorun nüfusun dağılmasında ki tuhaf durumdu. Ülkede 3,5 milyon Alman kökenli insan vardı, ve bu insanlar disiplinli çalışmaları, yobaz dincilerden uzak ve aydınlıkçı anlayışları, sanayici-akademik beyinleri ile diğer yurttaşlardan oldukça farklı tiplerdi.
 Haliyle de ülkenin ekonomik-sosyal ve siyasi hayatında giderek öne çıkıyorlardı, e bu da Çeklerin işine gelmiyordu, Slovaklar ise kendilerini Germen ırkına daha yakın tarif ediyorlardı.
Versay anlaşması Almanya gibi gururlu bir ülkeye paspas muamelesi yapmayı şart koşuyordu,
 Haliyle Almanlarında edecek bir çift lafı olacaktı…
Gelecek yazıda ;’ neler ters gitti?’
Bu yazı toplam 8241 defa okunmuştur.
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 242 311 76 60 0 242 311 76 61 | Faks : 0 242 311 46 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim