Bugün 25 Eylül 2017 Pazartesi
  • Antalya27 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    149,236
    %2.24
  • Dolar
    3,5485
    %1.65
  • Euro
    4,2033
    %0.79

Bekir Bülent Özsoy

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bekir Bülent Özsoy

Şu AĞUSTOS ayı….

31 Ağustos 2017 Perşembe 00:29

 Bir türlü bitiremedik gitti… Tamam, zaferler ayı falan da biraz rahat bırakmak gerekecek. Her kes işine geldiği bir yerinden tutuyor bir bakıyorsunuz Malazgirt, bir Çanakkale.. Büyük taarruz… tüm bu kanlı savaşları çoğu kendini bilmez bu günün siyasetine alet ediyor. İşkembeden atan atana…

Malazgirt ile başlayalım: Batılı kaynaklar bu savaşa Manzikert diyor. Alp Aslan Bizans imparatorluğunun içinde bulunduğu sosyal-siyasal-ekonomik ve askeri çıkmazın farkındaydı. Çünkü zamanına göre ‘okumuş-yazmış’ bir sultandı. Zalim, kaba-saba değil, efendi, birkaç yöresel dili bilen konuşabilen çok iyi ok atan, biniciliği tartışılmaz zır cahil asla olmayan lider gibi liderdi. O günlere bakarken bu günün değerleriyle bakarsanız çok büyük mercekle bakıyor gibi olursunuz burnunuzun dibinde sandığınız tarihsel gerçeklere çarpıp ters köşe iki seksen uzanırsınız.

Zaman zalim zamandı, kimsenin kimseye güveni falan yoktu. Hangi devlet kuruluş değerlerinden kopar ipe sapa gelmez şeyler yaparsa komşuları onu ham ederdi. Bizans dedikodu-yolsuzluk, çapsızlıklar ülkesiydi. Kötü idare ediliyordu, Anadolu da çoğu beylik-krallık-prenslik zaten bir şekilde kopmaya başlamıştı. Beri yanda bizimkiler her açıdan zirvedeydiler, sultan, kararlı ama kabadayı değil, adil, lüks içinde saraylarda yaşamayan sade bir insan ve çok akıllı bir komutandı.

Bizans İmparatoru şaşkın, kibirli, aşırı lüks içinde yaşayan kendi hayatını tüm devletinden önde gören ruh hali yerinde olmayan biriydi.(savaşa giderken bile lüks karavanından nadir çıkardı) En değerli generalini sadakatinden şüphe duyduğu için geride bırakmış en yalama olanını yanına almıştı, ordusu kuru aşure gibiydi, bir tarafta Peçenek Türkmenleri, beri tarafta Orta Avrupalı paralı askerler.. Peçenekler ikircikliydi, Paralı askerler ise gittikleri her yerde yağma ve talan peşindeydi. Ordunun ortak bir iradesi ve davası yoktu. -Batılı tarihçiler sadece İmparatorun muhafızı olan 5 bin kadar Bizanslı askerden adam gibi bahis eder, diğerlerini hesaba bile katmaz.-

Ahlat kalesi Selçuk ordusu tarafından kuşatılmıştı, düştü düşecek gibiydi, Bizanslılar acele yardıma yetişmek için süratle hareket etmek zorundaydılar. Oysa Alp Aslan araziyi iyice etüt etmiş keşif kollarıyla düşmanın her hareketini izlemişti. Paralı askerlerin yağma zaafını biliyordu, Peçeneklerin ise bir davaya ihtiyacı vardı, adamları çoktan Türkmen askerler ile temasa geçmişlerdi bile. Bundan sonrası savaşın en bilinen kısmı; bizimkiler Hilal pozisyonu alır, yağmacıların ortadan ta Alp Aslanın kampına kadar ilerlemelerine izin verili sonra hilalin kanatları kapanır. Ve kıyım başlar. Romanos, tuzağı fark ederek geri çekil emri verir, ama hani çok güvenerek yanına aldığı yalama general var ya işte o efendisini savaşın ortasında dımdızlak bırakarak kaçar.

Bu savaşta akıl ve zeka rakibini yenmiştir hepsi de budur ve bu kadar basittir. İlim-bilimle yoğrulmuş Alp Aslan üstelik dünya savaş tarihine geçecek adımını kazandıktan sonra atmış ve esir edilen Bizans imparatoruna misafir muamelesi yaparak ülkesine geri yollamıştır. (Adamcağızı orada kendi eliyle beslediği yalaka ve yalamalar öldürdü, eğer tarihten ders alınacaksa, Malazgirt zaferinden iki ders alınmalıdır, birincisi muzaffer Alp Aslanın mütevaziliği ve merhameti ile yalaka ve yanaşmaları tarafından paramparça edilen Bizans imparatorunun acı sonu ..)

Bu zafer Avrupa da ki İsevi dünyayı ürkütecek ve Haçlı seferlerinin başlamasına zemin sağlayacaktı.

Gelelim Arıburnu savaşlarına, malum Boğazları 18 Mart günü deniz gücüyle geçemeyen Fransız ve İngiliz kuvvetleri şanslarını kara savaşlarıyla deneyecekler ve 25 Nisan da ilk çıkarma harekatını başlatacaklardı. Ne var ki o günlerde 5. Osmanlı ordusu komutanı Liman Von Sanders paşanın akıllı savunmasıyla karşılaşacaklardı. Liman paşa, Türk ordusunu tüm sahile yaymaktansa tehlikenin olduğu sahillere kolayca sevk edebileceği iç toplanma bölgelerinde tutmuştu. Böylece savaş gemilerinin üstün topçusundan nispeten uzakta bulunan birlikler nerde tehlike belirirse oraya koşuyorlardı. Sonuçta cephe tıkanmış kalmıştı ne biz düşmanı söküp atabiliyorduk, ne de onlar bir metre içeri girebiliyorlardı. Liman paşa bizim siperleri olabildiğince düşman siperlerine yakın kazdırıyordu, böylece savaş gemilerinin topçuları kendi askerini vurma riskini göze alamadan ateş açamıyordu.

Yeni bir cephe açmak için Ağustos ayında Arıburnun’dan sürpriz bir çıkartma başlatmışlardı.

 Az daha da başarıyorlardı ki Mustafa Kemal ve 19. Tümeni devreye girecekti. Tümen üç alaylı yeni bir birlikti, şimdi kimse kusura bakmasın iki alay savaşma kapasiteleri sorunlu Arap alaylarıydı. (buna da diyecek bir şey yok Allah’ın adamını yurdundan yuvasından al, millerce ötede bilmediği tanımadığı bir toprak için savaşmasını iste…) elde ki tek muharip gücüne güvenilir alay ünlü 57. Alaydı.

O gün, Mustafa Kemal’in taktiksel zekası, öngörüsü, kişisel cesareti ve 57. Alayın tüm üyelerinin olağanüstü kahramanlığı sayesinde atlatılmıştı. Ne ilginçtir ki Mustafa Kemal’in o unutulmaz katkısı kendi insanları tarafından pek de o kadar önemsenmezken-o günlerde – Liman paşa bu subayın değerini anlata-anlata bitiremiyordu.

Bu gün dünyanın neresinde yazılmış olursa olsun ‘Çanakkale seferi’ dendi mi Mustafa Kemal den söz etmeyen tek eser yoktur. Onun Türk milleti için başlattığı kutsal savaşın ilk adımı olarak Çanakkale’den söz etmemek mümkün değildir.

Ne hacının –ne hocanın-ne evliyanın zaferidir. Çanakkale…

Baş komutanlık meydan savaşı, 30 Ağustos 1922..

Dün galiba şavalak bir yazar neden İnönü savaşları deniyor da ‘Kazım Karabekir meydan muharebesi’ denmiyor gibi akıllara zarar bir yorum yapmış… e çok yazınca bir de yalamalık falan yapayım derken terazinin dengesi feci halde kaçmış…

A çocuk İnönü meydan savaşları deniyor çünkü o yerin adı öyle , anlayasın diye bir kez daha anlatalım: savaş  o günlerde İnönü diye anılan bir coğrafyada yapıldı.

Kazım Karabekir paşa Doğu Anadolu’nun Ermeni ve Rus akınlarından korunmasında büyük bir rol oynadı.

Büyük taarruz diye andığımız 26-Ağustos-9 Eylül arası dönem ise üstünde oturduğumuz bu cennet  toprakları bize kazandıran büyük mücadelenin adıdır. Sırf bu yüzden saygıyla anılmalı, ülkenin kutsal değerlerinden sayılmalıdır. Her ipini koparanın üstüne gidemeyeceği kadar mukaddes bir davanın son adımıdır.  Elbette askeri tarihçiler savaşı ve aşamalarını analiz etmeli sözlerini, yorumlarını -iki ayyaş seviyesine ulaşmadan- sakınmadan söyleyebilmelidir.

Bu meseleye biraz daha devam etmek gerekecek…  

Bu yazı toplam 198 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
VİDEO HABERLER
Tüm Hakları Saklıdır © 2017 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 242 311 76 60 0 242 311 76 61 | Faks : 0 242 311 46 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim