Bugün 10 Aralık 2018 Pazartesi
  • Antalya12 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    212,562
    %0.05
  • Dolar
    5,2871
    %0.00
  • Euro
    6,0468
    %0.41

Bekir Bülent Özsoy

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bekir Bülent Özsoy

‘Tesadüfün kolları uzundur’ Çin deyişi…

10 Ağustos 2018 Cuma 12:26

Bizim bu tarih yazılarında kastımız kısaca şu: yobaz ve bağnaz olanların hiçbir halta yaramadığı gerçeğini bu yobaz çetesini besleyenlere tarihsel açıdan anlatmak…. Hem tarihsel hem de ülkesel olarak bazı örnekler vereceğiz ki anlayın! Karşı görüşü olanlar ise ucuz tehditler yerine, varsa ellerinde başka bir bilgi ve belge açıklasın…

Bu ‘boksör’ güruhu Jackie Chan filmlerinde olduğu gibi değillerdi, bunlar en ucuzundan, en sahtesinden sözüm ona adam bozuntularıydı. Yalnızca masum sivillerin ve silahsız insanların karşısında ayranları kabarıyordu. Düzenli ordunun subaylarının kafası karışıktı, bu çetelere yardımcı olsalar bir türlü, olmasalar bir türlüydü… Pekin de ki saray da arada kalmıştı.. Boksörler savaşmıyor yağma ve katliam yapıyorlardı. Ama ok yaydan çıkmıştı bir kere, Batılı askeri güçlerin elinde istedikleri her türlü koz vardı ve kesin olarak bir müdahaleye hazırdılar. Pekin de yabancı elçilik mahallesinde kimler yoktu ki.. Almanya, ABD, Japonya, Rusya, İngiltere, Avusturya-Macaristan, Fransa, İtalya, İspanya, Portekiz.. Bütün bu diplomatik misyonun elinde altı-üstü 400 ü biraz aşkın asker vardı. Bir miktar da sivil gönüllü… Mahalleyi çeviren Çinlilerin sayısı ise binleri aşıyordu, daha da tehlikelisi içlerinde Çin İmparatorluk askerleri de vardı, ve onlar yaman savaşçılardı. Ama yobaz sürüsü her şeye karışıyordu Çinli subaylar arada bir bunlara da girişiyor ve hadlerini bildiriyordu ama saray, bu serseri sürüsüne yeşil ışık yakıyordu. Çinli subayların çoğu siyasi beklentileri ve çıkarlarını askerlik töresinin üstünde tutuyorlardı.

Elçilik mahallesine yapılan taarruzların hiç biri koordineli değildi en basit askeri kurallara bile uyumuyordu. Boksörler kendilerine beyaz üstüne yamalı bir tuhaf kıyafet giyiyorlardı, içlerinde birkaç provokatör bunları iyice gaza getiriyor, geçmişin büyük Çin tarihinden uçuk-kaçık ucube hurafeler ile bu sürüyü yabancıların önüne sürüyorlardı. Batılı diplomatların asker sayısı azdı ama adamlar askerlik töresini eksiksiz yerine getiriyorlardı;

* Önce siviller korunacaktı,

* Her ne kadar farklı milletlerden de olsalar aralarında ki en kıdemli subay komutan olacaktı.

(İngiltere elçisi bu göreve seçildi)

* Ellerinde ki silah ve cephane en etkin bicinde kullanılacak ve gerekli savunma tahkimatı için tüm kaynaklar seferber edilecekti. (Öyle ki paha biçilmez Çin ipeklilerinden oluşan kum torbaları mahalleyi çevreliyordu)

Saray, anlamasın anlamıştı ki bu sokak serserilerinden bir halt olacağı yok, düzenli ordu birliklerine yol vermişti… Boksörlerin şefleri her zaman olduğu gibi sıkıyı görünce geri çekilmişlerdi. Ancak düzenli ordunun da uygulanan bu tuhaf savaş politikası hakkında şüpheleri vardı, çoğu, Batılı devletlerin askeri misyonlarında eğitim almışlardı. Ellerinde ki asker sayısı yeterli olsa da teknik olarak çok geriydiler kısa zamanda anlayacaklardı ki; bu bir vatanı kurtarma savaşı değildi..

Ve

Bu savaş kazanılamazdı!

Çin ordusu Pekin üstüne yürüyen koalisyon kuvvetlerine göstermelik bir iki direniş sergiledikten sonra pes etmişti.

55 gün süren Pekin kuşatması yarılmış ve saray teslim alınmıştı. İmparatoriçe önce kaçmış sonra geri gelmişti… Batılı devletler öyle uygun görmüştü…

Sefer katılan devletlerin hepsi Pekin de askeri birlik bulunduracaklardı, Çin yargısına ve hakimlerine tuvalet kağıdı muamelesi yapacaklardı, Çin ağır bir savaş tazminatı ödemeye mahkum edilecekti.

Sonra da kendi aralarında ki kapışmaya döneceklerdi.

Çin tarihinde Boksörlere bir daha hiç denk gelinmeyecekti. Ulusal bir dava için savaşmaya ise ancak 20. Asrın ilk yarısında başlayacaklar ve 1949 senesinde kanlı bir iç savaştan iki yeni devlet olarak çıkacaklardı; Çin Halk Cumhuriyeti ve Tayvan…

Yazıyı Discovery kanalından bir hayvan belgesinden öğrendiklerimiz ile bitirelim: Tabiatta bir anomali yüzünden iki başlı yılan doğarmış, bazen… iki başlı yılan diğer türdaşları gibi normal yaşayabilirmiş..

Ancak; yılan doğası gereği bir tehlike anında süratli hareket etmesi gerekirmiş, gel de bu iki başa bunu anlat, biri oraya biri buraya derken niyazi olurlarmış.

Ama daha da ürkütücü olanı; bu yılanlar özel hayvanat bahçelerinde beslenirken bilim adamları her iki başı da doyurduktan sonra dikkatlice temizlermiş..

Neden mi?

Öbür baş hala yemek kokuyorsa diğeri onu da yemek için saldırırmış ve yılan gene niyazi olurmuş…

Böylesi bir yaratık dediğimiz gibi bir doğal arıza sonucunda oluşurmuş.

Peki idare ettikleri ülkeleri iki başlı yılandan beter yapan idarecilere ne demeli?

Bu yazı toplam 5323 defa okunmuştur.
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 242 311 76 60 0 242 311 76 61 | Faks : 0 242 311 46 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim