Bugün 16 Nisan 2021 Cuma
  • Antalya22 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    459,370
    %1.01
  • Dolar
    8,0549
    %0.19
  • Euro
    9,6486
    %0.30

Ömer Yetgin / BUGÜNLÜK

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ömer Yetgin / BUGÜNLÜK

Vicdana sınır çizilmez…

19 Aralık 2018 Çarşamba 00:05

 

            Bunaltıcı bir Temmuz sıcağında  özel bir hastanenin hemen önündeki yolda aracımın camına yaklaşan zayıf bünyeli, orta yaşlardaki  kişi çekingen, ürkek bir tavırla bir şeyler anlatmaya çalışıyordu.

   Aracın camını açtığımda titrek bir ses tonuyla sözcükler döküldü dudaklarından : ‘’Beyefendi çok özür dilerim sizden bir isteğim olacak. Hastanedeki hastamız için ilaç alacağım ama reçete için param yetmedi. 55 liraya ihtiyacım var.’’

            Bu sözleri dile getirirken dokunsan ağlayacak gibiydi. Sözlerine devam etti : ‘’Ben dilenci değilim, inanın borç istiyorum’’ dediğinde ilk başta bu sözlerine  kayıtsız kaldım. Hatta inanmadım.

            Birkaç saniye bekledikten sonra boynunu bükerek  elinde eczaneden alacağı ilaçların reçetesi ile yanımdan uzaklaştı. O uzaklaşırken, bir taraftan da göz ucuyla izlemeye aldım.

            Etraftaki başka araçlara yönelmeden  kuytu bir köşeye oturdu ve elindeki reçeteye bakarak iki elini başının arasına alıp ağlamaya başladı.  O kadar kişinin içinde sanki pes etmiş gibiydi!

            Yorgun ve umutsuz gibiydi…

            Daha fazla dayanamadım ve aracımdan çıkıp yanına yaklaştım. ‘’Kardeşim al şu parayı ihtiyacını gider’’ dedim.

            Yüzündeki mutsuzluk birden sevince dönüşmüştü; ayağa kalktı, göz bebekleri irileşti : ‘’Abi Allah ne muradın varsa versin. Bu parayı senden inan ki  borç olarak alıyorum. İsminiz ne? Mutlaka ödeyeceğim’’ dedi.

            Parayı yardım amaçlı verdiğimi söylememe rağmen ısrarlı sözlerinden sonra o an okuduğum gazetemizi kendisine verdim ve çok isterse gazetenin adresinden beni bulabileceğini söyledim.

            Tekrar teşekkür ettikten sonra koşarak özel hastanenin karşısında bulunan eczanelere gitti.

            Merhameti ve yardımlaşmayı zedeleyen,  dini duyguları suistimal eden insanlara karşı hep mesafeli durdum yaşantım boyunca. İlk başta bu olaya bakışım da böyleydi. Ama içimden sürekli ‘’Ya dediği doğruysa ve ben yanımda para olmasına karşın yardımda bulunmazsam vicdanımla nasıl yüzleşecektim?

            Bu duygularla geçti günlerim.

            Har trafik ışığında para isteyen birisini gördüğümde, marketlerin önünde dilenen insanları gördükçe hastane önünde reçete parasını denkleştirmeye çalışan o zayıf bünyeli adam gözümün önüne geldi.

            Herkes gibi ben de yardımseverlik duygularım kullanılmış, en zayıf anımdan faydalanılmış olabilirdim…

            Birkaç hafta sonra öğle saatlerinde yemek yediğim mekana  yanaşan bir kişi aç olduğunu ve karnını doyurmak için yiyecek istiyordu. Pastane sahibi 1 simit bir de poğaça sarıp dilenciye verdiğinde ; ‘’Ben yeni pişen etli pidelerden  istiyorum simit ve poğaça istemiyorum!’’ deyiverdi.

            O ana kadar oldukça sakin olan lokanta sahibi sinirli bir ifadeyle : ‘’Artık insanların yardımseverlik duygularını da köreltiyorsunuz. Hem açım diyorsun, hem de yiyecek beğenmiyorsun! Müşterinin etli pidesini sana mı vereyim? İnsanları yardımdan soğutuyorsunuz. Artık bu işin tadı iyice kaçtı!’’ dedi.

            Bu olaylar maalesef çok sık yaşanmaya başlamıştı.

            Bu iletişimlere yabancı değildim ve nedendir bilinmez aklıma aylar önce yaşadığım olay geldi.

            Kendimi sorgularken; yardım etmeseydim; vicdanımla yüzleşecek; mutsuz ve tedirgin olacaktım.

            Bu duygularla kalktım oturduğum yerden. Dilenciliği meslek haline getirenlerle ilgili her haberde adeta utanan ben oldum.

            Günler haftaları, haftalar ayları kovaladı.

                        Bir Sonbahar akşamında  ilerleyen zaman diliminde gazetede baskı için son kontrolleri yaparken büronun zili çaldı. Herkes gittiği için kapıyı ben açtım. Yağmurda ıslanmış, elinde kırık bir şemsiye ile beliren zayıf bünyeli adam; ‘’Ömer bey siz misiniz?’’ dedi. Evet dediğimde; ‘’Beni tanıdınız mı abi? Ben aylar önce sizden 55 lira borç alan kişiyim. Kusuruma bakmayın biraz geciktirdim’’ dedi.

            Bunları söylerken aylar önce okuması için kendisine verdiğim gazeteyi rulo haline getirmiş; diğer elinde sıkıştırdığı paraları usulca  bana uzattı. Tam 55 liraydı…

            Evet; onu tanımıştım…

            Ürkek, tedirgin ve mahçup tavırları gözümün önünde yeniden canlandı.

            ‘’Çok sağol abi; sana borcumu vermeye geldim. Allah senden razı olsun.’’ Dedi.

            Bu parayı  yardım amaçlı verdiğimi, kendisinde kalmasını istediğimde kabul etmedi : ‘’O gün işsizdim, param yoktu ve annemin rahatsızlığı için para istedim. Şimdi çalışıyorum. Gazetedeki adresten sizi buldum. Sizin de ihtiyacınız vardır. Tekrar teşekkür ederim.’’ diyerek parayı uzattı.

            Israrlı bir şekilde parayı verdikten  sonra : ‘’Bugünkü gazeteden bir tane verirseniz severek okurum’’ dedi.

            Günlük gazeteden kendisine bir tane verdiğimde teşekkür etti ve müsaade isteyerek bürodan ayrıldı.

            Hiç ummadığım bir anda aylar öncesinden okumak için aldığı gazeteden arayarak beni bulan, aldığı parayı geri veren ve geciktirdiği için özür dileyen bu kişi; kaybolan değerlere inat onurlu bir duruşu temsil ediyordu.

            Belli ki hala paraya ihtiyacı vardı; kırık şemsiyesi ve yağmurda ıslanmış, delinmiş ayakkabıları pek çok şeyi anlatıyordu…

            Zor anlarda yardımlaşmak gibi saf ve özge bir davranışın tanımsız duygularının hepsini zayıf bünyesinde toplamış gibiydi.

            Vicdanımın sesi; özge bir karakteri tanımama yardım etmiş, merhamet ve yardımlaşma olgusunu  zirveye taşımıştı. Bu duyguları yaşarken kapıyı açıp çıktı gitti.

            İsmini ve nerede çalıştığını bile öğrenemeden tekrar onu görmek için pencereden baktığımda sanki son kez gördüm kendisini.  Hiç ummadığım bir anda yanıma kadar gelerek aylar öncesinde aldığı borcunu ödeyen  bu onurlu  kişi;  bardaktan boşanırcasına yağan Sonbahar yağmurunda sessizce kaybolup gitti…

Bu yazı toplam 1929 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 242 311 76 60 0 242 311 76 61 | Faks : 0 242 311 46 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim