Bugün 13 Ekim 2026 Salı
  • Antalya23 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6644.2
    %0.49
  • Dolar
    49.365
    %0.09
  • Euro
    55.2716
    %0.33

BİHTER GÖRDÜ / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
BİHTER GÖRDÜ / KONUK YAZAR

ANTİK ZEYTİNYAĞI ÜRETİM KÖYÜ: LYRBOTON KOME

13 Ekim 2026 Salı 13:15

Herkese merhaba. İzmit’teki evimizin altından metro geçeceği için, binamız boşaltılarak güçlendirme yapılmasına karar verildi. Yaklaşık bir aydır, çalışmalar devam ediyor. Sabırla, güçlenecek evimize yeniden dönmek için günleri sayıyoruz.

Biz de bu arada fırsattan istifade Akdeniz’in doğasının, tarihinin ve o güzelim kültürünün tadına varıyoruz. Dağbeli Yaylası’nda, doğa ile başbaşa, bize bahşedilen sonbaharın eşsiz koleksiyonundaki paletin büyüleyici renklerinin içinde huzur buluyoruz.

Minnak kuraklığa dayanıklı ağaçlar ekmiştik. Fazla su sarfiyatı yapmadan yetiştirmeye devam ediyoruz. Onlara gözümüz gibi bakıyoruz. Bir ağacın renklerinin solarken yaşattığı görsel şölenin, aslında kışa hazırlık yapmanın hüznü olduğunu size anlatamam sevgili okur. Yaşamanız lazım.  

Hal böyleyken bugün Antalya’nın çok da bilmediğiniz farklı bir yönünden daha bahsedeceğim size. Ülkemizin en önemli tarım merkezlerinden biri olan Antalya, sadece narenciye ve sera ürünleriyle değil, aynı zamanda zeytin yetiştiriciliğinde de öncüdür.

 Çünkü Akdeniz ikliminde zeytin yetiştiriciliği hem ekonomik, hem de ekolojik açıdan oldukça avantajlıdır.  Avantajlı olmasından da öte Antalya’nın zeytin geçmişinin antik döneme kadar uzandığını biliyor muydunuz?

Kent merkezinin kuzeydoğusundaki Kepez ilçesine bağlı Varsak mahallesinin sırtını yasladığı dağın tepesinde bir antik yerleşim yeri var ki, Perge’de bulunan bir yazıta göre Elai Baris namıdiğer Zeytin Çiftliği olarak anılıyor.

Bir diğer ismi de, antik zeytinyağı üretim köyü anlamını taşıyan Lyrboton Kome… 2200 yıllık geçmişi olan bu antik köy Perge’ye bağlı. Yani bu topraklarda sızdırılan zeytinyağının zenginliği ve gücü, Anadolu’nun mimarisi ve mermer heykeltıraşlığı ile ünlü olan Perge kentine akıyor, orada mermer taklara, mükemmel heykellere, eşsiz binalara dönüşüyordu.

Lyrboton Kome, arkeolojik kalıntıların niteliği açısından Akdeniz’in en iyi korunmuş ve en büyük antik köy yerleşimi. Prof. Dr. Nevzat Çevik başkanlığında 2016-2018 yılları arasında yapılan kazılarda köyde korunmuş 2 katlı konutlar, zeytinyağı işlikleri, sarnıçlar, mezarlar, kiliseler, hamamlar tespit edilir. Bu yapılar, kentin dönemin en büyük zeytinyağı üretim merkezlerinden biri olduğunu gösterir.

Yazıtlardan elde edilen bilgilere göre, Pamfilya bölgesi zeytinyağı ihracatında öncü bir merkezken, Lyrboton Kome’de en kapsamlı ve profesyonel üretimin yapıldığı yerleşimlerden biri olur.  

Antik kentin hikayesi, yerleşimin sahibi olan Arete’nin, imparator Domitian ve Perge Antik Kenti’nin baş tanrıçasına adadığı bir kule inşa ettirmesiyle başlar. Arete bu kuleyle birlikte zeytinyağı üretim yerleşiminin organizasyonunu sağlar ve bir zeytin vakfı kurarak üretimini kurumsallaştırır. Bu vakıf, Arete’nin kızı Kille ve torunu Mouas ile devam eder.

Burası büyük bir kentsel yerleşim değil, bir köy dikkatinizi çekerim. Fakat en önemli özelliği, görebileceğiniz en büyük zeytinyağı üretim merkezlerinden biri olması. Onlarca işlik ve büyük çaplı üretime işaret eden düzenekler, burada yüksek miktarda zeytinyağı üretildiğini gösteriyor.

Özellikle Roma döneminde burada çok yüksek miktarda zeytinyağı üretilip satılıyor. O kadar büyük gelir elde ediliyor ki, Perge’deki anıtsal yapılar ve ana cadde üzerindeki pek çok yapı, bu üretimden kazanılan parayla yapılıyor.

Yıllık üretimin 200 ton civarında olduğu tahmin ediliyor. Zeytinyağı antik çağlarda aydınlatma amacıyla kandillerde de kullanılıyordu. Son derece stratejik bir sıvıydı. Yani o dönemin petrolüydü diyebiliriz.

Antik dönemde zeytin ağacının kesilmesinin cezası ölümdü sevgili okur ölüm.
Çünkü zeytin hayatın ta kendisiydi. Zeytin sıkılır yağıyla yaralar iyileştirilirdi. Meyvesi yenir şifa bulunurdu.

Sıcak havalarda gölgesinde oturulur serinlenirdi. Kuruyan dalları yakılıp ısınılırdı.

Zeytin hep kutsal meyveydi. İmparatorlar halk içine çıkarken zeytin dalından taç takarlardı. Hatırlasanıza olimpiyat sporlarını kazanan sporcuların başına zeytin dalından taçlar yapılırdı. 

Yeni doğan çocuklar zeytinin yağıyla kutsanırdı.

Kırgınlar, dargınlar barışmak için birbirlerine zeytin dalı uzatırlardı…

Zeytin dalı her zaman barışın sembolü oldu.

Zeytinyağı için sıvı altın derlerdi.
Zeytin ekmeğe katık olurdu. Tabi bulabilirsen.

Rahmetli canım anneannem anlatırdı: Kızım derdi siz böyle bol bol zeytin yiyorsunuz ama bizim gençliğimizde zeytin ağaçlarımızın azlığından sofrada herkese birer birer paylardı benim annem. Bizler yokluğu gördük, bizim ağaçlarımız kıymetli. Bizim topraklar öyle kolay vatan olmadı kızım. Memleketimizi sevmenin yolu yeşile sahip çıkmakla başlar. Ağaçlara gözünüzün bebeği gibi bakın. Sevgiyle büyütün. Yeşili koruyun. Bu cennet vatanın kıymetini bilin.  

Bu dünyada herkes kendi rolünü oynar. Rolün büyüğü, küçüğü olmaz. Rolün iyisi kötüsü olmaz. İyi oynanmışı, bir de kötü oynanmışı olur elbet. Sıkıldın mı, tasalandın mı? Memnun değil misin rolünden? Bahçeye çık, ağacı bil. Yılları sessizce, bazen müdahalesiz izleyen o ağaç ol. Öyle başla işe. Bizimki de o hesap işte.

Tabi bu arada ağaç gibi olun derken de, yapraklarınızı değiştirin ama köklerinizi sakın. Evet fikirlerimiz değişebilir ama değer ve ilkelerimiz asla… Kimbilir, belki de ben de gelip katılırım bir gün, yaprak olurum dalında diyen bile olur, ne dersiniz?

Yani insan diyorum, toprağa ayağının değeceği, oturup bir ağaç altında çay içeceği…
Ve gece yıldızları seyredip, sabah kuş cıvıltıları ile uyanacağı bir yerde yaşamalı…

Üstelik ağaçsız toprak vatan değildir. Eğer vatan denen şey kupkuru dallardan, taşlardan, ekilmemiş alanlardan, çıplak ovalardan, kentlerden, köylerden oluşmuş olsaydı, onun zindandan hiçbir farkı olmazdı. Öyle olmasaydı, “Ağaç, çiçek ve yeşillik medeniyet demektir. Yeşil görmeyen gözler renk zevkinden mahrumdur.” Der miydi Başkomutanımız Mustafa Kemal…

O vakit bu yazın yangınlarına gelecek olursak, kalmış son ağacın kıymetini bilmek için davar olmaya gerek yok değil mi? Bilmemiz gerek.

Bu yazı toplam 132 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim