Bugün 19 Ekim 2026 Pazartesi
  • Antalya19 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6600.44
    %-0.48
  • Dolar
    49.5462
    %0
  • Euro
    55.5985
    %-0.29

ŞAFAK ÇELİK / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
ŞAFAK ÇELİK / KONUK YAZAR

BİRAZ DA İYİ ŞEYLER İZLEMEK İSTİYORUZ

19 Ekim 2026 Pazartesi 18:19

Akşam oluyor… Günün yorgunluğunu üzerimizden atmak, biraz olsun hayatın telaşından uzaklaşmak, dinlenmek ve nefes almak için televizyonun karşısına geçiyoruz. Kimimiz bir dizi açıyor, kimimiz bir eğlence programı izlemek istiyor. Beklentimiz çok büyük değil aslında: Biraz gülmek, biraz keyiflenmek, zihnimizi dinlendirmek ve ertesi güne daha umutlu uyanabilmek…

Peki, neyle karşılaşıyoruz?

Yine mutsuz aileler, bitmek bilmeyen kavgalar, ihanetler, entrikalar, kötülükler, gözyaşları ve umutsuz hayatlar… Zengin ile fakirin bitmeyen çatışması, birbirinin kuyusunu kazan insanlar, acılarla sınanan hayatlar… Neredeyse bütün dizilerde aynı hikâyeler, aynı karamsarlık, aynı mutsuzluk!

Elbette hayatın içinde ekonomik sıkıntılar var. İnsanların geçim derdi var. Gelecek kaygısı yaşayan gençlerimiz, çocuklarının geleceği için endişelenen anne babalarımız var. Herkesin kendine göre bir mücadelesi, omuzlarında taşıdığı bir yük var. Bunları inkâr edemeyiz. Ancak bütün bunları gün boyunca zaten yaşıyorken akşamları bir de ekran karşısında aynı sorunlarla yüzleşmek zorunda mıyız?

İnsanlar artık yalnızca dertlerini anlatan değil, kendilerine iyi gelen hikâyeler de görmek istiyor.

Televizyonun en önemli işlevlerinden biri de insanları eğlendirmek, dinlendirmek ve gündelik hayatın ağırlığından bir süreliğine uzaklaştırmak değil midir? Elbette her dizi mutlu sonla bitmek zorunda değil. Elbette hayatın gerçekleri anlatılmalı. Fakat hayat yalnızca kötülükten, ihanetten, gözyaşından ve mutsuzluktan mı ibaret?

İyilik yapan insanlar yok mu? Birbirine destek olan aileler, zor zamanlarda el ele veren komşular, küçük mutluluklarla hayata tutunan insanlar yok mu? Kahkaha atan, umut eden, hayallerinin peşinden koşan, bütün zorluklara rağmen yüzü gülen insanlar bu ülkenin bir parçası değil mi?

Öyleyse neden ekranlarımızda bunlara daha az yer veriliyor?

Neden her hikâyenin merkezinde bir kavga, bir intikam, bir kötülük olmak zorunda? Neden insanları güldüren, düşündürürken içini ferahlatan, ailece oturup keyifle izleyebileceğimiz yapımların sayısı daha fazla olmasın?

Üstelik bu mesele yalnızca yetişkinleri de ilgilendirmiyor. Çocuklarımız ve gençlerimiz zaten gelecek kaygısıyla büyüyor. Birçoğu yarınlarından emin değil. Hayata umutla bakabilmek, kendilerine güvenmek ve güzel bir gelecek hayal etmek istiyorlar. Peki, onlara sunduğumuz dünyada umut nerede? İyilik nerede? Güzel örnekler, dayanışma, sevgi ve mutluluk nerede?

Sürekli olumsuzlukları izlemek, herkesin psikolojisini aynı şekilde etkiler diyemeyiz elbette. Ancak insanın günün sonunda neyle karşılaştığı, ne dinlediği ve ne izlediği de önemlidir. Zihnimizi dinlendirmek için açtığımız ekranın, bizi daha da bunaltan bir başka kaygı kaynağına dönüşmesini istemiyoruz.

Ekonomik sıkıntılarımızın farkındayız. Ülkenin sorunlarını biliyoruz. İnsanların nasıl geçinmeye çalıştığını, ay sonunu nasıl getirdiğini, çocuklarının ihtiyaçlarını nasıl karşılamaya uğraştığını görüyoruz. Bunları konuşmaktan, tartışmaktan ve çözüm aramaktan vazgeçelim demiyoruz. Tam tersine, sorunlar elbette konuşulsun; ancak hayatın güzel taraflarını da unutmayalım istiyoruz.

Çünkü bir toplumun yalnızca sorunlarını konuşmaya değil, moral bulmaya da ihtiyacı var. Bazen içten bir kahkaha, bazen güzel bir hikâye, bazen de insana kendini iyi hissettiren birkaç sahne, günün bütün yorgunluğunu hafifletebilir.

Her akşam biraz olsun nefes almak istiyoruz. Bu kadarını istemek çok mu?

Yapımcılara, senaristlere ve televizyon kanallarına seslenmek istiyorum: İnsanların neye ihtiyacı olduğunu biraz daha düşünün. Reyting uğruna sürekli kavga, entrika ve mutsuzluk üretmek yerine, farklı hikâyelere de şans verin. İnsanların yüzünü güldüren, aile bağlarını güçlendiren, dostluğu ve dayanışmayı anlatan, umudu çoğaltan yapımlar hazırlayın.

İyi insanların hikâyeleri de anlatılmaya değer. Mutlu aileler de ilgi çekebilir. Mizah da düşündürebilir. İyilik de izleyiciyi ekran başında tutabilir. İnsanları ağlatmadan da etkileyebilir, karamsarlığa sürüklemeden de düşündürebilirsiniz.

Biz her şeyin toz pembe gösterilmesini istemiyoruz. Gerçeklerden kaçmıyoruz. Sadece gerçeklerin içinde kaybolup gitmek istemiyoruz. Bize biraz nefes alacak alan, biraz umut, biraz neşe sunulmasını istiyoruz.

Unutmayalım ki hayat zaten yeterince yorucu. İnsanlar gün boyunca mücadele ediyor, akşam olduğunda ise biraz huzur arıyor. Televizyon, bu huzuru bulabilecekleri bir alan da olmalı.

Belki de artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: İnsanlara her akşam dünyanın ne kadar kötü olduğunu yeniden hatırlatmak mı istiyoruz, yoksa bütün zorluklara rağmen güzel şeylerin de mümkün olduğunu göstermek mi?

Ben ikinci seçeneği tercih ediyorum.

Çünkü bu ülkenin insanları yalnızca dertleriyle değil, sevinçleriyle de var. Gülmeye, eğlenmeye, umut etmeye ve güzel hikâyeler izlemeye hakları var.

Biraz da yüzümüz gülsün istiyoruz. Biraz da içimiz ferahlasın. Biraz da umut edelim. Çünkü biz yalnızca yaşamın zorluklarına katlanmak değil, hayatın güzel yanlarını da yaşayabilmek istiyoruz.

Çok mu şey istiyoruz?

Bu yazı toplam 158 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim