- IMKB
% - Altın
6632.42
%0 - Dolar
49.4845
%0 - Euro
55.6438
%0
- GÜNCEL
- RESMİ İLANLAR
- SPOR
- SAĞLIK
- POLİTİKA
- EKONOMİ
- YAZARLAR
- EĞİTİM
- KÜLTÜR SANAT
- DÜNYA
- GENEL
- YEREL
- ASAYİŞ
- ÇEVRE VE İKLİM
- 16:03 - ADANA’DA SAĞANAK ÇİLESİ: OTOMOBİL SUYA GÖMÜLDÜ, VATANDAŞLAR RÖGARLARI KENDİLERİ TEMİZLEDİ
- 15:51 - UZAY KONGRESİ GÜÇLÜ BİR MİRAS BIRAKTI
- 15:28 - DEV DALGALARIN ARASINA TEHLİKEYE ALDIRIŞ ETMEYİP DENİZE GİRDİLER
- 15:18 - BURDUR’DA BARİYERLERE ÇARPAN OTOMOBİL TAKLA ATTI: 1 ÖLÜ, 4 YARALI
- 14:21 - SAHTE ARAMA KARARIYLA EVE GİRİP PARA ÇALAN ŞÜPHELİ TUTUKLANDI
- 13:38 - YAYLADAĞI’NDA HAFİF TİCARİ ARAÇTA YANGIN ÇIKTI
- 13:38 - BELEN’DE KONTEYNER YANGINI YAŞANDI
- 13:08 - HIDIRLIK KULESİ’NDE "GÜN BATIMI KONSERLERİ" SÜRÜYOR
- 13:08 - OSMANİYE’DE ÜNİVERSİTELİ KIZLAR FISTIK KIRMA YARIŞMASINDA KIYASIYA MÜCADELE ETTİ
- 13:03 - ADANA’DA YOLLAR GÖLE DÖNDÜ
- 12:53 - SONBAHARI DRAMA İLE KARŞILADILAR
- 12:53 - 20 YIL HAPİS CEZASIYLA ARANAN ŞAHIS, ÇALINTI ARAÇTA YAKALANDI
- 12:38 - ATSO BAŞKAN ADAYI HATİCE ÖZ: "YARIN ANTALYA İÇİN BAMBAŞKA BİR GÜN OLACAK"
- 12:38 - MERSİN’DE İLGİNÇ GELİN ALMA: DAMAT, VİNÇ SEPETİYLE 4. KATA ÇIKARAK GELİNİ ALDI
- 12:13 - POZANTI’DA YAŞLILARI DOLANDIRDIKLARI ÖNE SÜRÜLEN 2 ŞÜPHELİ YAKALANDI
PROF DR RAMAZAN DEMİR / KONUK YAZAR


ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK
Özet
Toplumların baskı, hak ihlalleri ve demokratik gerileme karşısında neden ortak bir tepki geliştiremediği, psikoloji, sosyoloji ve siyaset biliminin kesişiminde yer alan önemli bir sorundur. Her gün bazı insanların gözleri önünde öldürüldüğü varsayımsal bir esir kampında, hayatta kalanların kısa süre içinde günlük rutinlerine dönmesi, bireysel hayatta kalma davranışları ile kolektif eylemsizlik arasındaki ilişkiyi düşündürmektedir. Bu makale, söz konusu metaforu öğrenilmiş çaresizlik, travmatik deneyimlere uyum, tercih çarpıtması, kolektif eylem ve böl-parçala-yönet stratejileri çerçevesinde incelemektedir. Temel amaç, toplumsal sessizliğin yalnızca korkaklıkla açıklanamayacağı; algılanan riskler, örgütsel güvensizlik, ortak hareket etme kapasitesinin zayıflaması ve ekonomik yaşamın sürdürülmesi zorunluluğu gibi etkenlerin de bu süreçte rol oynadığıdır. Bununla birlikte, psikolojik kavramların doğrudan bütün bir topluma uygulanmasının bilimsel açıdan dikkat gerektirdiği vurgulanmaktadır. Sonuç olarak demokratik dayanıklılığın güçlenmesi, yalnızca bireysel cesarete değil, güvene, örgütlü dayanışmaya, bağımsız kurumlara ve ortak eylem kapasitesine bağlıdır.
+++
Anahtar kelimeler: Öğrenilmiş çaresizlik, toplumsal duyarsızlaşma, siyasal baskı
Giriş
Korkunun Gündelik Hayata Dönüşümü
Binlerce kişinin esir tutulduğu bir kamp varsayalım ve neler olabileceğini düşünelim. Kamp yetkilileri her gün esirleri bir araya toplamakta, kura yoluyla seçtikleri on kişiyi diğerlerinin gözleri önünde kurşuna dizmektedir. İnfazın ardından geride kalan binlerce insan dağılıp gündelik yaşamına geri dönmektedir. Bir sonraki gün aynı korku, aynı belirsizlik ve aynı ölüm ihtimali yeniden ortaya çıkmaktadır. Bu hal süregider.
+++
Dışarıdan bakan biri için asıl soru şudur: Sayıca ezici bir üstünlüğe sahip olan bu insanlar, kendilerini sistematik biçimde yok eden küçük bir azınlığa karşı neden ortak bir direnç geliştirememektedir?
Can alıcı bir soru.
Bu sorunun yanıtı, yalnızca insanların cesareti veya korkaklığı üzerinden verilemez. Çünkü sayısal üstünlük, kendiliğinden örgütlü güce dönüşmez. İnsanların ortak bir tehlikeyle karşılaşması, onların aynı anda ve aynı yönde harekete geçeceği anlamına da gelmez. Bireyler, başkalarının ne yapacağını bilmediklerinde, direnişin başarı ihtimalini düşük gördüklerinde veya harekete geçmenin ağır bedelleri olacağını düşündüklerinde sessiz kalmayı tercih edebilirler.
+++
Bu varsayım kamp, belirli bir tarihsel olayı kanıtlayan bir örnek değil, toplumsal davranışları anlamaya yardımcı olan bir düşünce deneyidir. Dolayısıyla buradaki temel mesele, esirlerin neden direnmediğini yargılamak değil; ağır baskı koşullarının insan davranışını ve kolektif hareket etme kapasitesini nasıl etkileyebildiğini sorgulamaktır.
+++
Aynı soru, demokratik toplumlarda da farklı biçimlerde karşımıza çıkar: Bir hak ihlali yaşandığında neden herkes tepki göstermez? Bir kamu kurumunun özerkliği zedelendiğinde, seçilmiş bir siyasetçi baskıyla karşılaştığında veya hukukun eşit uygulanmadığı düşünüldüğünde, toplumun bir bölümü neden sessiz kalır?
Daha önemlisi, bu sessizlik gerçekten rıza anlamına mı gelir?
+++
Bu soruları yanıtlamak için öğrenilmiş çaresizlikten toplumsal uyuma, siyasal korkudan kolektif eylem sorununa uzanan çok katmanlı bir değerlendirme gereklidir.
+++
Öğrenilmiş Çaresizlik
Öğrenilmiş çaresizlik kavramı, bireyin olumsuz sonuçları kontrol edemediği deneyimlerle karşılaşmasının, daha sonra değiştirebileceği durumlarda bile eyleme geçme ihtimalini azaltabileceğini açıklamak amacıyla geliştirilmiştir. Seligman ve Maier’in (1967) deneysel çalışmaları, kontrol edilemeyen olumsuz deneyimlerin sonraki davranışlar üzerindeki etkisini araştıran bu yaklaşımın temel kaynakları arasındadır.
Ancak bu kavramın siyasal yaşama uygulanmasında dikkatli olmak gerekir. Bir toplumun seçimlere katılması, protesto etmesi veya değişim talep etmesi, ardından istediği sonucu elde edememesi, tek başına öğrenilmiş çaresizlik tanısı koymak için yeterli değildir. Buna karşılık, tekrar eden başarısızlık deneyimleri, sonuçları değiştiremeyeceğine ilişkin beklentileri güçlendirerek siyasal katılımın azalmasına katkıda bulunabilir.
Örneğin bir yurttaş, yıllarca demokratik yollarla değişim aradığı hâlde hiçbir sonucun değişmediğine inanırsa zamanla çabasının anlamsız olduğu düşüncesine kapılabilir. Bir başkası, düşüncelerini açıkladığında işini, toplumsal konumunu veya güvenliğini kaybetmekten korkabilir. Bir diğeri ise tek başına hareket etmesinin hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini düşünebilir.
+++
Bu davranışların hepsini aynı psikolojik mekanizmaya indirgemek doğru değildir. Bununla birlikte, ortak noktaları, bireyin kendi davranışı ile beklediği sonuç arasındaki bağın zayıfladığına inanmasıdır.
Böylece şu düşünce giderek güçlenebilir: “Ne yaparsam yapayım hiçbir şey değişmeyecek.”
Bu düşünce, siyasal edilgenliğin hem sonucu hem de sürdürücüsü olabilir. İnsanlar harekete geçmedikçe değişim ihtimali daha uzak görünür; değişim ihtimali uzaklaştıkça harekete geçme isteği azalır. Çaresizlik böylece kendi kendini besleyen bir döngüye dönüşebilir.
+++
Bununla birlikte, sessiz kalan her insanın çaresiz olduğuna hükmedemeyiz. Bazıları bilinçli bir strateji izliyor, bazıları başka mücadele biçimlerini tercih ediyor, bazılarıysa mevcut koşullarda harekete geçmenin maliyetini çok yüksek buluyor olabilir.
+++
Toplumsal Duyarsızlaşma
Esir kampı metaforunda her gün yaşanan infazların ardından hayatın devam etmesi, ilk bakışta insanların acıya alıştığı izlenimini verir. Fakat burada önemli bir ayrım vardır: Bir olaya verilen duygusal tepkinin zamanla azalması, o olayın ahlaken kabul edildiği anlamına gelmez.
Tekrarlanan ve yoğun biçimde yaşanan olumsuz olaylar, bazı kişilerde duygusal tepkilerin azalmasına veya kişinin kendisini korumak amacıyla duygusal mesafe geliştirmesine yol açabilir. Ancak bu tepki kişiden kişiye değişir; her travmatik deneyim aynı sonucu doğurmaz. Ayrıca günlük rutine dönmek, bazen psikolojik dayanıklılığı korumanın bir yolu, bazen de başka seçeneği bulunmayan insanların zorunlu uyum davranışıdır.
+++
İnsanların çocuklarını doyurması, işe gitmesi, alışveriş yapması veya aile yaşamını sürdürmesi, çevrelerinde meydana gelen adaletsizlikleri önemsemediklerini kanıtlamaz. Günlük hayatın devam etmesi ile toplumsal vicdanın ortadan kalkması aynı şey değildir.
Bununla birlikte, sürekli kriz ortamı toplumsal algıyı değiştirebilir. Dün olağan dışı kabul edilen bir, bugün daha büyük bir olayın gölgesinde kalabilir. Kamuoyu, peş peşe gelen gelişmeleri takip etmekte zorlanabilir; medya gündeminin hızla değişmesi de bazı sorunların görünürlüğünü azaltabilir.
+++
Bu nedenle asıl sorun, yalnızca insanların olaylara alışması değil, adaletsizliklerin süreklilik kazanması sonucunda olağan dışı olanın olağan kabul edilmesi riskidir.
Bir toplum açısından tehlikeli eşik, insanların yaşananları duygusal olarak daha az hissetmesi kadar, bu olayların sorgulanmasını gereksiz veya sonuçsuz görmeye başlamasıdır.
+++
Korku ve Tercih Çarpıtması
Toplumsal sessizliği anlamak için Timur Kuran’ın tercih çarpıtması yaklaşımı önemli bir açıklama olanağı sunar. Kuran’a (1995) göre bireyler, toplumsal veya siyasal baskı nedeniyle özel düşünceleri ile kamuya açıkladıkları düşünceler arasında farklılık oluşturabilirler.
Bir insan, özel yaşamında bir uygulamayı yanlış bulduğu hâlde çevresinden dışlanmamak, işini kaybetmemek veya çeşitli yaptırımlarla karşılaşmamak için kamuoyu önünde sessiz kalabilir. Başkalarının da benzer kaygılar taşıdığını bilmediğinde, kendi düşüncesinin toplumda azınlıkta olduğunu sanabilir.
+++
Bu durum, karşılıklı bir yanılgı yaratır. Herkesin sessizliği, toplumda geniş bir onay varmış gibi algılanabilir. Oysa görünürdeki uyumun altında önemli bir hoşnutsuzluk bulunabilir.
Kuran’ın (1989) siyasal değişim üzerine geliştirdiği yaklaşım, kamuya açıklanan görüşlerin gerçek tercihleri her zaman yansıtmadığını ve muhalefetin gücünün olduğundan küçük algılanmasının mevcut düzeni olduğundan daha sağlam gösterebileceğini ortaya koyar.
Bu açıdan, esir kampındaki bireylerin sessizliğini yalnızca korkuyla açıklamak eksik kalır. Her esir, diğerlerinin ne düşündüğünü, kaç kişinin direnişe katılacağını ve ilk harekete geçenlerin nasıl bir bedel ödeyeceğini bilemeyebilir. Bu belirsizlik, ortak hareket etme kararını güçleştirir.
+++
Demokratik toplumlarda da benzer bir sorun ortaya çıkabilir. İnsanlar, çevrelerindeki herkesin mevcut durumu desteklediğini düşünerek kendi eleştirilerini gizleyebilir. Oysa bireylerin özel düşünceleri ile kamusal davranışları arasındaki fark, toplumsal desteğin gerçek dağılımını görünmez hâle getirebilir.
Dolayısıyla sessizlik, her zaman onay değildir. Bazen korkunun, bazen belirsizliğin, bazen de başkalarının davranışlarına ilişkin yanlış tahminlerin sonucudur.
+++
Kolektif Eylem Sorunu
Kırk bin esirin karşısında yalnızca birkaç gardiyanın bulunduğu bir ortamda sayısal üstünlük ilk bakışta belirleyici görünebilir. Ancak kolektif eylem, yalnızca aynı amaç doğrultusunda hareket etme isteğine değil, koordinasyona, güvene, ortak beklentilere ve eylemin maliyetlerinin paylaşılmasına da bağlıdır.
Olson (1965), ortak bir çıkarın varlığının bireylerin kendiliğinden kolektif eyleme katılmasını garanti etmediğini göstermiştir. Bireyler ortak bir sonuçtan yararlanmak isteseler bile eylemin risklerini başkalarının üstlenmesini bekleyebilir veya kendi katkılarının belirleyici olmayacağını düşünebilirler.
+++
Esir kampında bu sorun daha da ağırlaşır. Direnişe katılanların cezalandırılması, diğerlerinin de ağır bedeller ödeyeceği beklentisini doğurabilir. Üstelik baskı altında insanlar birbirlerine güvenmekte zorlanabilir; kimin harekete geçeceği, kimin geri çekileceği veya kimin diğerlerini tehlikeye atacağı belirsizdir.
Demokratik toplumlarda da ortak bir hak ihlaline karşı çıkmak isteyen insanlar, tek başlarına kaldıklarında etkisiz olacaklarını düşünebilirler. Herkes başkasının ilk adımı atmasını beklerse ortak tepki gecikir veya hiç oluşmaz.
Bununla birlikte, kolektif eylemin tek biçimi kitlesel ve ani bir başkaldırı değildir. Örgütlenme, hukuki başvurular, bağımsız gazetecilik, meslek örgütleri, sivil toplum kuruluşları, seçimlere katılım ve dayanışma ağları da ortak hareket etme kapasitesinin parçalarıdır.
+++
Bu nedenle bir toplumun gücü, yalnızca kaç kişinin aynı düşünceyi paylaştığıyla değil, ortak düşüncenin sürdürülebilir ve meşru eylemlere dönüştürülebilmesiyle ölçülmelidir.
+++
Böl ve Yönet@
Böl ve yönet yaklaşımı, karşı karşıya olunan topluluğun ortak hareket etme kapasitesini zayıflatmak amacıyla ayrılıkların ve rekabetlerin kullanılmasına dayanır. Bu yaklaşımın siyasal sonuçları, yalnızca aktörlerin birbirinden ayrılmasıyla sınırlı değildir; ortak amaçların geri plana düşmesi ve karşılıklı güvenin aşınması da sürecin bir parçası olabilir.
Siyasal muhalefet farklı partilerden, ideolojik geleneklerden, toplumsal kesimlerden ve kişisel beklentilerden oluşur. Bu çeşitlilik, demokratik yaşamın doğal bir unsurudur. Dolayısıyla muhalefetteki her ayrılığı kasıtlı bir müdahalenin sonucu saymak doğru olmaz.
+++
Ancak farklılıklar, ortak hak ve özgürlükler etrafında iş birliği kurmayı imkânsızlaştıracak biçimde derinleştiğinde, kolektif hareket etme kapasitesi zayıflayabilir. Bir aktörün baskıyla karşılaşması karşısında diğerlerinin sessiz kalması, zamanla herkesin kendi başına bırakılacağı düşüncesini güçlendirebilir.
Bu noktada nokta atışı hamleler olarak tanımlanabilecek, belirli kurumların veya siyasal aktörlerin ayrı ayrı hedef alınması, ortak tepki oluşturma bakımından bir sınama yaratır. Ancak belirli bir olayın bu tür bir stratejinin parçası olduğunu ileri sürmek için yalnızca benzer sonuçların ortaya çıkması yeterli değildir; karar süreçleri, belgeler ve somut kanıtlar incelenmelidir.
+++
Muhalefet açısından temel sorun, farklılıkların varlığı değil, bu farklılıkların ortak hareket etme kapasitesini ortadan kaldırmasıdır. Bir kesimin maruz kaldığı haksızlık, diğer kesimler tarafından yalnızca kendi siyasi çıkarları açısından değerlendirildiğinde dayanışma zayıflar.
Bugün bir aktöre yönelen baskının yarın başka bir aktöre yönelmesi ihtimali, ortak demokratik ilkeler etrafında dayanışmayı gerekli kılar. Bu dayanışma, her konuda aynı düşünmeyi değil, temel hakların korunmasında ortak sorumluluk üstlenmeyi gerektirir.
+++
Salami Taktiği ve Sınırların
Salami taktiği, bir bütünün küçük parçalar hâlinde aşamalı biçimde etkisizleştirilmesi veya ortadan kaldırılması stratejisini anlatmak için kullanılan siyasal bir metafordur. Bu kavram, kurumların ve hakların bir anda değil, birbirini izleyen küçük adımlarla zayıflatılabileceği ihtimalini düşünmeye yardımcı olur.
Bir müdahale tek başına sınırlı göründüğünde, kamuoyu buna daha düşük yoğunlukta tepki verebilir. Ardından başka bir müdahale geldiğinde önceki olayın yarattığı tepki azalmış, yeni durum ise mevcut koşulların bir parçası hâline gelmiş olabilir.
+++
Bununla birlikte, her aşamalı değişimi önceden tasarlanmış bir salami taktiği olarak nitelendirmek, kanıtlanması gereken bir niyeti varsaymak anlamına gelir. Bilimsel çözümleme, görülen sonuçlarla bu sonuçları doğurduğu ileri sürülen amaçları birbirinden ayırmalıdır.
Kavramsal açıdan önemli olan, küçük ve birbirinden bağımsız görünen değişikliklerin birikimli sonuçlarıdır. Kurumsal güvencelerin aşınması, denetim mekanizmalarının etkisizleşmesi veya temel hakların uygulanmasındaki eşitsizlikler, tek tek değerlendirildiğinde olduğundan daha küçük görünebilir. Oysa uzun vadede bu değişiklikler, demokratik sistemin işleyişini birlikte etkileyebilir.
+++
Bu nedenle toplumların yalnızca güncel olaylara değil, olayların zaman içinde oluşturduğu genel eğilime de bakması gerekir. Tek tek krizlerin gündemden düşmesi, onların uzun vadeli sonuçlarının ortadan kalktığı anlamına gelmez.
+++
Sürekli Kriz ve Psikolojik Savunma
Toplumsal sessizliğin bir başka boyutu, bireylerin gündelik yaşamlarını sürdürme zorunluluğudur. Ekonomik güvencesizlik, iş kaybı riski, aile sorumlulukları ve belirsizlik, insanların siyasal katılım için ayırabilecekleri zamanı ve kaynakları sınırlayabilir.
Bu koşullarda bir insanın sessiz kalması, mutlaka yaşananları onayladığı anlamına gelmez. Bazen kişi, temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için çatışmadan uzak durmayı seçebilir. Bazen de uzun süreli baskının yarattığı yorgunluk nedeniyle yeni bir mücadeleye katılacak gücü kendinde bulamayabilir.
Lazarus ve Folkman’ın (1984) stres ve başa çıkma yaklaşımı, insanların zorlayıcı durumları nasıl değerlendirdiklerinin ve mevcut kaynaklarını nasıl algıladıklarının davranışları üzerinde etkili olduğunu açıklar. Aynı olayla karşılaşan iki kişi, farklı kaynaklara ve beklentilere sahip oldukları için farklı tepkiler verebilir.
+++
Bu çerçevede günlük rutine dönmek, yalnızca duyarsızlığın değil, başa çıkma çabasının da bir göstergesi olabilir. İnsanlar bir yandan yaşananları eleştirirken diğer yandan hayatlarını sürdürmeye çalışabilirler.
Ancak burada önemli bir tehlike vardır: Hayatta kalma zorunluluğu ile siyasal sessizlik birbirini besleyen bir döngüye dönüşebilir. İnsanlar yalnızca kendi günlük sorunlarına odaklandıkça ortak sorunlar görünmezleşebilir; ortak sorunlar çözülemedikçe de bireysel güvencesizlik derinleşebilir.
Bu döngüyü kırmak için insanlardan sınırsız bir fedakârlık beklemek yeterli değildir. Hak arama yollarının güvenli, erişilebilir ve etkili olması; bağımsız kurumların korunması ve toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesi gerekir.
+++
Türkiye Bağlamında Bir Değerlendirme
Esir kampı metaforu, Türkiye’deki siyasal gelişmeleri anlamak için bir soru çerçevesi sunabilir; ancak ülkenin bütününü bu metaforla özdeşleştirmek analitik açıdan aşırı genelleme olur. Türkiye’deki seçmenlerin, muhaliflerin ve siyasal aktörlerin tutumları tek tip değildir. Siyasal katılım, protesto, seçim davranışı, gündelik uyum ve sessizlik farklı nedenlerle ortaya çıkabilir.
Bir hak ihlali karşısında tepki göstermeyen kişilerin tümünü korkak veya duyarsız saymak, davranışın arkasındaki koşulları gözden kaçırır. Benzer biçimde, her siyasal geri çekilmeyi öğrenilmiş çaresizlik olarak açıklamak da kavramın kapsamını gereğinden fazla genişletir.
Daha anlamlı bir değerlendirme, şu soruların somut verilerle araştırılmasını gerektirir:
+++
* İnsanlar siyasal görüşlerini açıkça ifade ederken hangi maliyetleri göze almak zorunda olduklarını düşünüyor?
* Hukuki başvuru yollarının ve demokratik katılım mekanizmalarının etkili olduğuna ne ölçüde inanıyorlar?
* Toplumsal gruplar arasında güven ve dayanışma hangi koşullarda güçleniyor veya zayıflıyor?
* Kamuoyunun gündemi, yaşanan hak ihlallerinin uzun vadeli sonuçlarını izlemeye elverişli mi?
* Muhalefet aktörleri, farklılıklarına rağmen ortak demokratik ilkeler üzerinde ne ölçüde uzlaşabiliyor?
+++
Bu sorulara verilecek yanıtlar, toplumsal sessizliğin nedenlerini yalnızca bireylerin psikolojisinde aramaktan daha kapsamlı bir çözümleme sağlayabilir.
Demokratik yaşamın niteliği, yalnızca seçimlerin yapılmasıyla değil, yurttaşların haklarını güven içinde kullanabilmesi, kurumların denetlenebilirliği ve siyasal iktidarın hukuki sınırlar içinde kalmasıyla da ilgilidir. Dolayısıyla sorun, yalnızca insanların neden tepki göstermediği değil, tepki göstermeyi mümkün veya imkânsız kılan kurumsal ve toplumsal koşulların neler olduğudur.
+++
Çaresizlik Döngüsünün Panzehiri@
Öğrenilmiş çaresizlik, tercih çarpıtması ve kolektif eylem sorunları farklı kavramlardır; ancak belirli koşullarda birbirlerini besleyebilirler. İnsanlar eylemlerinin sonuç vermeyeceğine inanabilir, düşüncelerini açıklamaktan kaçınabilir ve diğer insanların da sessiz kalmasını değişmez bir toplumsal gerçeklik olarak yorumlayabilirler.
Bu döngünün kırılması, yalnızca daha cesur bireyler yetiştirmekle mümkün değildir. Bireysel cesaret önemlidir; fakat güvenilir kurumlar, ortak amaçlar ve sürdürülebilir dayanışma olmadan cesaretin etkisi sınırlı kalabilir.
+++
İlk olarak, insanlar arasındaki güvenin güçlendirilmesi gerekir. Farklı siyasal görüşlere sahip yurttaşların, temel haklar ve hukuk devleti ilkeleri üzerinde birlikte hareket edebilmesi, ortak eylem kapasitesini artırabilir.
+++
İkinci olarak, hak ihlallerinin belgelenmesi, bağımsız bilgi kaynaklarının korunması ve kamusal tartışmanın sürdürülmesi önemlidir. Sessizliğin yarattığı yanlış algılar, gerçek görüşlerin güvenilir biçimde ifade edilebildiği ortamlarla azaltılabilir.
+++
Üçüncü olarak, hukuki yolların, sivil toplumun, meslek kuruluşlarının ve demokratik katılım mekanizmalarının işlerliği güçlendirilmelidir. İnsanlar ortak eylemin sonuç verebileceğine ilişkin somut deneyimler edindikçe, değişim ihtimaline dair beklentileri de yeniden şekillenebilir.
+++
Son olarak, muhalefetin dayanışması, farklılıkların ortadan kaldırılması anlamına gelmemelidir. Demokratik bir ortaklık, düşünsel çeşitliliği koruyarak temel hakların ihlal edilmesine karşı birlikte durabilmeyi gerektirir.
Buradaki hedef, herkesi tek bir düşünce etrafında toplamak değil; hiç kimsenin haklarının yalnızca kendi siyasal kimliği nedeniyle savunmasız bırakılmadığı bir toplumsal düzen oluşturmaktır.
+++
Sonuç
Sessizlik Rıza mıdır?
Binlerce kişinin yaşadığı esir kampı metaforu, insan davranışının önemli bir çelişkisini görünür kılar: Birlikte hareket ettiklerinde daha güçlü olabilecek insanlar, tek tek kaldıklarında kendilerini güçsüz hissedebilirler. Ancak bu durum, onların neden sessiz kaldığını tek başına açıklamaz. Korku, belirsizlik, güvensizlik, örgütsel sorunlar ve hayatta kalma zorunluluğu birlikte değerlendirilmelidir.
Psikoloji, bireylerin kontrol edemediklerini düşündükleri koşullara nasıl tepki verebildiklerini anlamamıza yardımcı olur. Sosyoloji ve siyaset bilimi ise bireysel davranışların ortak normlar, kurumsal yapılar, toplumsal ağlar ve güç ilişkileri içinde nasıl biçimlendiğini gösterir.
+++
Bu nedenle toplumsal sessizliği yalnızca korkaklık olarak nitelendirmek hem ahlaki açıdan haksızlık hem de bilimsel açıdan yetersizliktir. Fakat sessizliğin nedenlerini anlamak, onun sonuçlarını önemsizleştirmek anlamına da gelmez. Sessizlik, hangi nedenle ortaya çıkarsa çıksın, hak ihlallerinin denetimsiz kalmasına katkıda bulunabilir.
Demokratik toplumların karşı karşıya olduğu temel sorunlardan biri, bireylerin özel düşünceleri ile kamusal davranışları arasındaki mesafenin büyümesidir. İnsanlar kendi görüşlerini yalnızca kendilerinin paylaştığını düşündüklerinde, ortak hareket etme ihtimali zayıflar. Oysa benzer kaygıları taşıyan insanların birbirlerinden haberdar olması, dayanışmanın gelişmesi ve ortak eylemin mümkün olduğuna ilişkin inancın güçlenmesi, bu mesafeyi azaltabilir.
+++
Sonuçta mesele, yalnızca insanların ne düşündüğü değil, düşündüklerini hangi koşullarda ifade edebildiği ve ortak iradelerini hangi yollarla hayata geçirebildiğidir.
Bir toplumun demokratik gücü, yalnızca haksızlık karşısında kaç kişinin sesini yükselttiğiyle değil, sesini yükseltenlerin yalnız bırakılmamasını sağlayan kurumları ve dayanışma ilişkilerini ne ölçüde geliştirdiğiyle de ölçülür.
Çünkü sessizlik her zaman rıza değildir; fakat sessizliğin kalıcılaşması, adaletsizliğin sıradanlaşmasına zemin hazırlayabilir. Bu döngüyü kırmanın yolu, bireyleri suçlamak değil, ortak hareket etmenin mümkün, anlamlı ve güvenilir olduğu koşulları oluşturmaktır.
+++
Kaynakça
Kuran, T. (1989). Sparks and prairie fires: A theory of unanticipated political revolution. Public Choice, 61(1), 41–74. https://doi.org/10.1007/BF00116762
Kuran, T. (1995). Private truths, public lies: The social consequences of preference falsification. Harvard University Press.
Lazarus, R. S., & Folkman, S. (1984). Stress, appraisal, and coping. Springer Publishing Company.
Olson, M. (1965). The logic of collective action: Public goods and the theory of groups. Harvard University Press.
Seligman, M. E. P., & Maier, S. F. (1967). Failure to escape traumatic shock. Journal of Experimental Psychology, 74(1), 1–9. https://doi.org/10.1037/h0024514
ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİKPROF DR RAMAZAN DEMİR
KADIN DİYALEKTİĞİIŞIK YARGIN
“KIRKMERDİVEN” EDEBİYAT DERGİSİ VE “ANSAN” 1YUNUS YAŞAR
VİTRİNE ÇIKMAKOYA ÖZGÜR
ŞAİR FARUK ÇAĞLAR’IN HATIRA DEFTERİAHMET İLBARS
DİJİTAL KAPİTÜLASYON: BU KANUN KİMİN İÇİN HAZIRLANIYOR?TUGAY TOYDEMİR
ŞAİRİN ÖLÜMÜ VE SONRASI-6GAZANFER ERYÜKSEL
YENİ PARTİ UMUT OLABİLİR Mİ?EŞREF URAL
MAKAMIN BÜYÜKLÜĞÜ DEĞİL, İNSANIN AĞIRLIĞIMELTEM YUVARLAK
BİR ÇOCUK NEDEN OKULA GİTMEK İSTEMEZ?PINAR TEYİN
ATSO SEÇİMLERİ VE STK'LARAHMET DİKİCİ
MEVLÜT SOSYAL MEDYADAN UZAK DURMALIKAHRAMAN KÖKTÜRK
TÜKETİCİ HASSAS TERAZİ TAŞIMAK ZORUNDA DEĞİL!AV İBRAHİM GÜLLÜ
ANTİK ZEYTİNYAĞI ÜRETİM KÖYÜ: LYRBOTON KOMEBİHTER GÖRDÜ
BAŞARIYA GİDEN YOLALYA ŞAHİN
MEDRESE: ZEKÂNIN ZİRVESİ, AKLIN İSE TATİLİTARIK ÇELENK
BİR SOFRANIN KIRK YILLIK HİKAYESİ ERCAN EVRAN VE GÖNÜL DOSTLARI.MUHARREM YELLİCE
BÜŞRA, AK PARTİ'YE GEÇSE NE YAZAR GEÇMESE?VEDAT GÜRHAN
ÜLKEMDEN MANZARALARAHMET GEDİKAĞAOĞLU
SOSYAL ÇÖZÜLMENURİ SEZEN
EKOLOJİK DEVLET: GELECEĞİ YÖNETEBİLEN DEVLETCEM ARÜV
KENDİNE YER AÇMAKSİBEL ARSLAN
SANDIKTAN ÇIKAN BIÇAK SIRTI DENGEİZZET ÜNLÜ
ATATÜRK'ÜN İZİNDE OTELLER-9NİZAMETTİN ŞEN
XIX. VERONA AVRASYA EKONOMİK FORUMU İSTANBUL’DA DÜZENLENİYOR
SELİN YARATTIĞI OLUMSUZLUKLAR GİDERİLMEYE ÇALIŞILIYOR
EYLÜL'DE ANTALYA HAVALİMANI'NDA 5 MİLYON YOLCUYA HİZMET VERİLDİ
BERKAY BAHAR'DAN 'ATSO PAZAR' YAKLAŞIMI
KALEİÇİ OLD TOWN FESTİVALİ SONA ERDİ
NEVADA COFFEE ANTALYA’DAKİ İLK MAĞAZASINI AÇTI
ÇIRALI'DA KUM ZAMBAĞI SAYISI ARTTI
HATİCE ÖZ: "10 GÜN SONRA HEP BİRLİKTE TARİH YAZACAĞIZ"
Erbaş, Hacı Bayram Veli Camii’nde teravih namazı kıldırdı
Otomobilin yan yattığı kaza anı kameraya yansıdı
Samsun'da trafik kazası: 3 yaralı
ABD'de düzenlenen yarışmada dünya 2.'si oldu
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
- 6
- 7
- 8

- AVUSTRALYALI TURİST MÜSLÜMAN OLDU
- SAHTE ARAMA KARARIYLA EVE GİRİP PARA ÇALAN ŞÜPHELİ TUTUKLANDI
- ALANYA’DA OTOMOBİL TAKLA ATTI: 2 YARALI
- DEDELERİNDEN MİRAS KALAN YÖNTEMLE YAPIYORLAR: KURUTTUKLARI İNCİRLERİ BOZULMAMASI İÇİN KEKİKLİ KAZANDA KAYNATIYORLAR
- MAHALLEDEKİ HERKESİN SOYADI ’ÖZTOPRAK’ OLUNCA BABA İSİMLERİ VE İKİNCİ İSİMLERLE KARIŞIKLIĞIN ÖNÜNE GEÇTİLER
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim
