Bugün 27 Eylül 2026 Pazar
  • Antalya20 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6740
    %0
  • Dolar
    48.8475
    %0
  • Euro
    56.1129
    %0

PINAR TEYİN / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
PINAR TEYİN / KONUK YAZAR

ŞİDDET DE ÖĞRENİLİR, SEVGİ DE

27 Eylül 2026 Pazar 00:07

Bir bebek dünyaya geldiğinde hayatın ilk dersine başlamıştır.

Önce ışığı fark eder, sonra sesleri… Annesinin sesini diğerlerinden ayırmayı, dokunulmayı ve güvende olmayı öğrenir. Zamanla kendi bedenini, çevresini ve insanları keşfetmeye başlar.

Henüz konuşamıyordur ama öğreniyordur.


Çünkü insan, doğduğu andan itibaren öğrenen bir varlıktır.

Konuşmayı, yürümeyi, okumayı ve yazmayı öğreniriz. Fakat hayat bize yalnızca akademik bilgiler öğretmez. Sevmeyi, paylaşmayı, beklemeyi, sınır koymayı, kaybetmeyi ve öfkemizle baş etmeyi de öğreniriz.

Peki şiddet?


Şiddet de öğrenilebilir mi?

Bugün okullarda karşılaştığımız öğrenci şiddetine yalnızca bir disiplin problemi olarak bakarsak, daha büyük bir meselenin yalnızca görünen kısmını konuşmuş oluruz.

Elbette şiddet kabul edilemez. Zarar gören çocuğun güvenliği her şeyden önce gelir. Sınırlar net olmalı, yapılan davranışın sorumluluğu alınmalıdır.

Ancak bir eğitimci olarak şu soruyu da sormamız gerekir:

Bir çocuk şiddete başvurduğunda, ona sorun çözmenin başka yollarını yeterince öğretebildik mi?

Çocuklar yalnızca söylediklerimizi dinleyerek değil, bizi izleyerek büyür. Evde gördükleri ilişkileri, okulda karşılaştıkları tutumları, arkadaşlarının davranışlarını ve ekranlarda gördükleri iletişim biçimlerini kaydederler.

Bir sorun çıktığında insanlar konuşuyor mu, yoksa bağırıyor mu?

Bir hata yapıldığında kişi uyarılıyor mu, yoksa aşağılanıyor mu?

Güçlü olan kendisini haklı mı sanıyor?

Çocuk bütün bunları sessizce öğreniyor.


Bu nedenle “Saygılı ol”, “Öfkelendiğinde kendini kontrol et” ya da “Karşındakini dinle” demek tek başına yeterli değil. Çocuğa saygıyı yaşatmak, öfkemizi nasıl yönettiğimizi göstermek ve onu gerçekten dinlemek gerekir.

Çünkü çocuklar söylediklerimizden çok, yaptıklarımızı öğrenir.


Sevgi de böyle öğrenilir.

Sevgi yalnızca sarılmak ya da güzel söz söylemek değildir. Sınır koyabilmek, “hayır” cevabına saygı göstermek, hata yaptığında çocuğu değersizleştirmeden yol göstermek, özür dilemeyi ve özrü kabul etmeyi bilmektir.

Kısacası sevgi, bir ilişki kurma biçimidir.

Şiddetin karşısına yalnızca ceza koyarsak davranışı durdurmaya çalışırız. Oysa çocuğa öfkesini nasıl ifade edeceğini, çatışmayı nasıl çözeceğini, reddedilmeyle nasıl baş edeceğini ve yardım istemenin güçsüzlük olmadığını öğretirsek, şiddetin yerine başka bir davranış koyabiliriz.

Eğitim tam da burada başlar.

Eğitim yalnızca doğru cevabı bulmak değildir. Bazen eğitim, yanlış bir davranışın yerine doğru davranışı koyabilmektir.

Bir çocuğa matematik öğretmek önemlidir. Ama öfkelendiğinde durabilmesi de önemlidir.

Bir metni anlayabilmesi değerlidir. Ama karşısındaki insanın duygusunu fark edebilmesi de.

Başarılı olması gurur vericidir. Ama kaybettiğinde arkadaşını tebrik edebilmesi de.


Çünkü çocuklarımızı yalnızca sınavlara değil, hayata hazırlıyoruz.

Okul, çocukların birbirinden farklı insanlarla aynı ortamda yaşamayı öğrendiği yerdir. Orada yalnızca dersler değil; sıra beklemek, paylaşmak, farklı fikirlere saygı duymak, kaybetmek, kazanırken ölçülü olmak ve bir arkadaşının üzüntüsünü fark etmek de öğrenilir.

Bu nedenle okul şiddetiyle mücadeleyi yalnızca disiplin dosyalarına, tutanaklara ve cezalara bırakamayız.

Kurallar olmalı, sınırlar çizilmeli ve şiddete karşı net bir tutum sergilenmelidir. Ancak bunun yanında çocuğa şu sorunun cevabı da öğretilmelidir:

“Kızdığında ne yapacaksın
?”

Çocuğun elinden yalnızca şiddeti almak yetmez. Onun eline başka bir çözüm yolu vermek gerekir.

Bu noktada aile ve okul birlikte hareket etmelidir. Çocuğun ihtiyacı, yetişkinlerin aynı cümleyi kurmasından çok, aynı değeri yaşatmasıdır. Evde sorunlarını konuşarak çözmesini istediğimiz bir çocuğa, biz de sorunlar karşısında konuşarak yaklaşmalıyız. Okulda empatiyi anlatırken evde birbirimizi dinlemeyi bilmeliyiz.

Çünkü çocuk, en çok tutarlılıktan öğrenir.

Dijital dünya da bu öğrenme sürecinin bir parçasıdır. Çocuklar yalnızca gerçek hayattaki davranışları değil, ekranlarda gördükleri iletişim biçimlerini de izliyor. İnsanların birbirine nasıl saldırdığını, öfkenin nasıl gösterildiğini ve gücün nasıl kullanıldığını görüyorlar.

Çocukları dünyadan tamamen koruyamayız. Fakat gördüklerini anlamlandırmalarına yardımcı olabiliriz.


“Bunu izleme” demek yerine, “Sence burada ne oldu?” diye sormak; davranışların sonuçlarını birlikte değerlendirmek, çocuğun eleştirel düşünmesine ve gördüğü her şeyi doğru kabul etmemesine yardımcı olur.

Bugün çocuklara öğretmemiz gereken en önemli şeylerden biri de şudur:


Güçlü olmak, karşındakini ezmek değildir.

Gerçek güç; öfkeliyken kendini durdurabilmek, hakkını savunurken başkasına zarar vermemek, zorlandığında bunu söyleyebilmek ve gerektiğinde yardım isteyebilmektir.

Öfkelenmek, üzülmek, kıskanmak ve hayal kırıklığı yaşamak insani duygulardır. Çocuk bu duyguları yaşayabilir. Bizim görevimiz duyguyu yok saymak değil, davranışı yönetmesine yardımcı olmaktır.

“Öfkelenme” demek yerine,

“Öfkelendiğinde ne yapabileceğini birlikte bulalım” diyebilmek gerekir.

Çocuklardan kusursuz davranışlar beklemek yerine, doğru davranışı öğrenebilecekleri ortamlar hazırlamalıyız. Çünkü insan yalnızca anlatılanı değil, gördüğünü ve yaşadığını da öğrenir.

Bu yüzden asıl soru şudur:


Biz çocuklara nasıl bir dünya gösteriyoruz?

Korkunun, baskının ve gücün belirleyici olduğu bir dünya mı?

Yoksa güvenin, sınırların, adaletin ve empatinin birlikte var olduğu bir dünya mı?

Bir çocuğun hayatına dokunan her yetişkin, onun dünyaya dair düşüncesini şekillendirir. Evde kurduğumuz bir cümle, sınıfta gösterdiğimiz bir tutum, bir hataya verdiğimiz tepki ya da bir çatışmayı çözme biçimimiz, çocuğun gelecekteki ilişkilerine 
yön verebilir.

Bu nedenle çocuklardan beklediğimiz davranışları önce kendi hayatımızda gerçekkılmalıyız.

Onlara yalnızca “şiddet uygulama” demek yetmez. Saygının nasıl gösterildiğini, öfkenin nasıl yönetildiğini, özrün nasıl dilendiğini, sınırların nasıl korunduğunu ve anlaşmazlıkların nasıl çözülebileceğini de göstermeliyiz.

Çünkü çocuklarımızın geleceği, yalnızca onlara verdiğimiz bilgilerle değil, onlara yaşattığımız ilişkilerle şekillenecek.

İyi bir karne hayatın bütün sorularını çözmez. Ancak güçlü bir vicdan, empati, sorumluluk duygusu ve sağlıklı iletişim insanın hayatı boyunca yolunu aydınlatır.

Şiddet öğrenilebilir.

Ama sevgi de öğrenilir.

Empati, saygı, sabır ve sorumluluk da…

Bugün çocuklarımız için vereceğimiz en önemli karar, onlara yalnızca ne yapmamaları gerektiğini anlatmak değil; nasıl bir insan olabileceklerini göstermektir.

Çünkü çocuklar geleceği yalnızca bizden dinlemeyecek.

Geleceği, bizim davranışlarımızdan öğrenecekler.

Ve eğer daha güvenli okullar, daha sağlıklı ilişkiler ve daha adil bir toplum istiyorsak, değişimi çocuklardan beklemek yerine önce kendi dilimizde, kendi tutumumuzda ve kendi ilişkilerimizde başlatmalıyız.

Çocuklara bırakacağımız en değerli miras, korkuyla itaat eden bireyler değil; gücünü incitmeden kullanabilen, hakkını savunurken başkasının hakkını gözeten ve sevgiyi davranışlarıyla gösterebilen insanlar yetiştirmektir.

Çünkü bir çocuğun dünyayı nasıl öğreneceği, büyük ölçüde bizim ona nasıl bir dünya gösterdiğimize bağlıdır.

Bu yazı toplam 33 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim