Bugün 17 Kasım 2018 Cumartesi
  • Antalya11 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    208,990
    %0.19
  • Dolar
    5,3413
    %0.47
  • Euro
    6,0898
    %1.17

Yusuf Katrağ

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Yusuf Katrağ

Su kaynaklarını geleceğe taşımak zorundayız

23 Ekim 2018 Salı 05:00

Biz bu dünyayı geleceğimiz olan evlatlarımızdan emanet aldık.

Emanete en güzel şekilde sahip çıkarak aldığımız gibi bırakma sorumluluğumuz var.

Yani, 100-200-300 yıl sonra dünyaya gelecek olan çocuklar da bugün sahip olduğumuz gibi bir dünya bulmalı karşılarında.

Doğal kaynakları tükenmemiş, yaşanabilecek bir dünya.

Bunu onlara sağlayacak olan bizleriz.

Bugünkü gidişata baktığımızda bundan pek fazla emin değilim.

Çevre, hava ve su kirliliği, tahrip olan doğa, küresel ısınma, mevsimlerin kayması, bozulan dünya dengesi ve hızla tükenmekte olan doğal kaynaklar vs. geleceğimizden emanet aldığımız dünyaya sahip çıkamadığımızın en büyük göstergelerinden.

Böyle bir gidişatla nasıl yüzyıllar sonrasına yaşanabilecek bir dünya bırakacağız?

Mümkün mü?

Yaşamak için en büyük ihtiyaçlardan olan temiz hava ve suyu nasıl geleceğe aktaracağız?

Su kaynaklarını ele aldığımızda hızla kirlenmekte ve tükenmekte olduğuna üzülerek şahitlik ediyoruz.

Su seviyeleri hızla düşen veya kuruyan dereler, nehirler, göller…

Çok değil yakın zamanda öğrendik Burdur Gölü’nün geri dönülemez biçimde kurumaya başladığını, Türkiye'nin en büyük 11. tatlı su kaynağı olan Afyon'daki Eber Gölü’nün ise tamamen kurduğunu.

Artık öyle bir noktaya geldik ki, kuruyan şelaleleri dahi taşıma suyla turistlerin beğenisine sunmaya başladık.

Hızla yerüstü su kaynaklarının yetersiz kalmaya ve yeraltı su kaynaklarını tüketmeye başladığımızı görüyoruz.

Yeraltı su kaynaklarına yönelerek, geleceğimizin su kaynaklarını yok etmeye başladığımızı görmezden gelemeyiz.

Çünkü, nasıl ki bugün suya ihtiyaç duyuyorsak gelecekte de ihtiyaç olacak.

Eskiden tarım arazilerine Devlet Su İşleri’nin (DSİ) yapmış olduğu kanallarla gelirdi su.

En azından bizim oralarda böyleydi.

Daha sonradan ne oldu bilmiyorum ama DSİ’nin o sulama kanalları kaldırıldı.

Arazisini sulamak isteyen herkes sondaj saldırmaya başlayarak yeraltı su kaynaklarına yöneldi.

Kimse farkına varmadı belki ama açılan her sondaj kuyusu, yeryüzüne kendiliğinden ulaşan su kaynaklarına vurulan bir darbeydi aslında.

Bugün açılan her sondaj kuyusuyla yeraltı suları daha da derinlere çekiliyor.

Bunun neticesinde de kurumuş su gözleriyle karşı karşıya kalıyoruz.

Eğer ki bu hızla yeraltı su kaynaklarını tüketmeye devam edersek, geleceğe bir şey bırakmayacağız demektir.

Onun için daha çok geç olmadan önlemini almak zorundayız.

Bunun da yolu su politikası oluşturmaktan, elimizdeki suları en verimli şekilde nasıl değerlendirebileceğimizi planlamaktan geçiyor.

En önemlisi de eskiden olduğu gibi yeryüzüne kendiliğinden çıkan suları tarım arazilerine ulaştırmaktan.

Artık teknolojiler ve imkanlar çok gelişti.

Borular vasıtasıyla suyu kilometrelerce ötelere rahatlıkla ulaştırma imkanımız var.

Bu noktada DSİ’ye önemli görevler düşüyor.

Yerüstü sularını arazilerin başına kadar ulaştırarak insanların yeraltı sularını tüketmeye yönelmesini önlemek ve böylece yerüstü su kaynaklarının kurumasının, daha derinlere çekilmesinin önüne geçmek her duyarlı kişi, kurum ve kuruluşun birinci önceliğidir bence.

Siz vatandaşa ihtiyacı olan suyu ulaştırırsanız, vatandaşlarda başka su kaynaklarını tüketmeye yönelmez.

Böylece geçmişten günümüze gelen kaynaklarımızı, geleceğe de aynı şekilde taşıyabiliriz.

Bu yazı toplam 992 defa okunmuştur.
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 242 311 76 60 0 242 311 76 61 | Faks : 0 242 311 46 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim