- IMKB
% - Altın
6740
%0 - Dolar
48.8475
%0 - Euro
56.1129
%0
- GÜNCEL
- RESMİ İLANLAR
- SPOR
- SAĞLIK
- POLİTİKA
- EKONOMİ
- YAZARLAR
- EĞİTİM
- KÜLTÜR SANAT
- DÜNYA
- GENEL
- YEREL
- ASAYİŞ
- ÇEVRE VE İKLİM
- 19:18 - ASPENDOS'TA PERDE KAPANDI
- 18:13 - AĞABEYİNE ÇARPTIKTAN SONRA ARACIYLA ÇUKURA UÇAN SÜRÜCÜ TUTUKLANDI
- 18:03 - CUMHURİYET MEYDANI’NDA ŞEMSİYELER AÇILDI, TURİSTLER YAĞMURA RAĞMEN GEZİLERİNİ SÜRDÜRDÜ
- 16:26 - DENİZ SUYU HAVADAN SICAK
- 16:08 - MOTOSİKLETİN ÇARPTIĞI YAYA AĞIR YARALANDI
- 14:08 - TATİL DÖNÜŞÜ YOLCULUK YAPTIKLARI GEMİNİN BATMASIYLA KAYBOLAN 6 VE 12 YAŞINDAKİ KARDEŞLER İÇİN GIYABİ CENAZE NAMAZI KILINDU
- 14:03 - KEPEZ’DEN MODERN ÖĞRENCİ YURDU
- 13:58 - AKDENİZ TİYATRO ÖDÜLLERİ SAHİPLERİNİ BULDU
- 13:52 - ANTİK DÜNYADA GÜCÜN VE STATÜNÜN SİMGESİ MOR
- 13:32 - 3,27 DOLARLIK HACİZ GİRİŞİMİ
- 13:23 - KAHRAMANMARAŞ’TA BİLİM VE TEKNOLOJİ DOLU ÜÇ GÜN
- 13:18 - ALANYA İNCEKUM AÇIKLARINDA DENİZ ÜZERİNDE HORTUM OLUŞTU
- 12:53 - ARSUZ’DA 6 BİN 846 METREKARELİK KAPALI SPOR SALONUNDA SONA GELİNDİ
- 12:53 - ESRA MASATLI, YÜREĞİMİZDEKİ IŞIK PROJESİ KAPSAMINDA AİLELERLE BİR ARAYA GELDİ
- 12:48 - ANTAKYA VE HASSA’DA YERLEŞİM YERLERİNDE GÖRÜLEN YILANLAR YAKALANDI
BAHAR UYSAL HAMALOĞLU / KONUK YAZAR


EL YAZISI DİJİTAL ÇAĞA YENİK DÜŞMEYİ HAK ETMİYOR
Yaş aldıkça insan geleceğe dair meraklarından vazgeçip geçmişe hasretine mi sarılır? Genelleme yapmak doğru olmasa da gözlemlediğim kadarıyla insanların kıyaslama yapabilecekleri yeniliklerle yüzleştiklerinde bellekte bir mukayese mücadelesinin başlamasının kaçınılmaz olduğunu fark ediyorum. Geçenlerde eski bir filmde Türkân Şoray’ı daktilo başında görünce şaryonun ilerleyişi, parmak darbelerinin klavyedeki tuşlardan geri dönen yankısı bana özlediğimin kendi tarihim olduğunu bir kez daha anımsattı. Her vuruşta tipo çubuğunun yazı şeridine vurup kağıtta bıraktığı izlerse belleğimi ilkokuldaki yazı dersi defterindeki mürekkep lekelerine uzanan bir yolculuğa çıkardı. Bir zamanlar ilkokullarda güzel yazı dersleri vardı. Çantamızda kitaplar, defterlerimiz, kurşun kalem, silgi ve kalemtraşımız yerlerini yazı derslerinde bir dolapta saklanan hokkalara, divitlere ve mürekkep kutularına bırakırdı. Nasıl sabırsızca bekliyorsam ben yazı derslerini, onların da beni ve yazı dersini sabırsızlıkla beklediğini düşünürdüm o karanlık dolabın kuytusundan bir an önce çıkmak için. Herkes, her şey değer verilmesini istemez mi kendine, herkes, her şey bir işe yarayayım istemez mi hiç! Ben en çok üç numara divit ucunu severdim. Mürekkep dolu hokkamı birkaç kez devirip her yeri batırdığım da oldu ama yazı derslerinden bıkmışlığım hiç olmadı. Soluk mavi kurutma kâğıtlarım hemen yardımıma koşardı. Dört çizgili satırlardan oluşan defterlere farklı karakterde harflerle yazar, hiçbir harfi, heceyi atmazdık. Ne sözcüklere ne hecelere ne harflere kıyabilirdik bugünki müsriflik ve hoyratlığın aksine. Kentlerin, kent insanlarının bir an görünüp bir an gözden yitirildiği hız çağında değildik zira. Bazen çok bastırdığımda divit ucunun ortadaki birleşme hattından hafifçe iki yana ayrılmasının çift çizgiye neden olması bir an için canımı sıkardı ama üşenmez tekrar yazardım. Mutluydum; dikkat, sabır ve sebatın kol kanat gerdiği bu derste…O dolapta hepimizin üzerine etiketler yapıştırılmış hokkalarımız vardı. Altı sarı, üstü lacivert hokkam belli ki Fenerbahçeyi çağrıştırıyordu; sorulardan anlardım. Sınıf arkadaşlarım bana ‘’Fenerbahçeli misin?’’ diye sorduklarında duraklayan ben, futbolun pek konuşulmadığı iki evde büyümüştüm. Ne babam ne de dedemin futbol hakkında ne konuştuğunu duydum ne de radyodan maç dinlediklerini. Okuldaki soruyu babama yönelttiğimde heyecan barındırmayan sıradan bir ses tonuyla ‘’Ben Galatasaray’ı tutuyorum.” demiş, sonra başını eğip kavanoz dibi misali gözlük camlarını romanın sayfalarına gömmüştü.
Hangi çağda olursa olsun insan, düşüncelerini, duygularını, kolektif tarihini ve kişisel deneyimlerini iletmek ve bunları gelecek nesillere aktarmak istedi. Sözle ifade ettiklerini grafiksel olarak da temsil etmek ve başkalarının da bilgisi, haberi olsun istediklerini kaydetme gereksinimini böyle karşıladı. Her kültür, günümüzdeki alfabelere evrilen farklı yazı sistemleri kullanarak kendini yazıyla ifade etti. Sözle karşılaştırıldığında yazı zamansızdı ve uzaklara ulaşabilirdi; en önemlisi tarihe düşmüş kanıttı. Yazı, tarihte ilk kez M.Ö. 3600-3500 civarında Mezopotamya’da Sümer medeniyetinde karşımıza çıkıyor. Şehirlerin büyümesi, bölgede eksik olan kaynaklara, ürünlere gerek duymaları onların uzun mesafeleri kapsayan bir ticaret geliştirmelerine neden olmuştu. Bu da onları iletişim sağlama amacıyla bir şey icat etmeye zorladı. Çivi yazısı diye adlandırılan bu icat, ıslak kil üzerine kamış benzeri bir aletle belirli işaretler yapmaktan oluşuyordu. Tarihte ilk defa nesneleri temsil eden semboller kullanıldı. Piktograflar hangi tahıl paketlerinin nereye gittiğini veya tapınaklardaki kurban törenleri gibi etkinlikler için kaç koyuna ihtiyaç duyulduğu gibi şeylerin hatırlanmasına aracılık ediyorlardı. Resimler ıslak kil üzerine basılıp kurutuluyordu; böylece resmî ticaret kayıtlarına dönüşüyordu. Aslında Sümerlerin ilk kez geliştirdikleri yazı tipi eşyaları ve nesneleri not etme tekniğiydi, buna tam anlamıyla bir yazı sistemi de denemezdi. Finansal işlemler veya ürün listelerinden daha karmaşık kavramları ifade etmek için daha gelişmiş bir yazı sistemine ihtiyaç duyuldu ve bu sistem M.Ö. 3600/3500 civarında Sümer şehri Uruk'ta geliştirildi. Hâlâ kullanımda olan piktogramlar, sesleri temsil eden semboller olan fonogramlara yerini bıraktı ve bu sesler Sümer halkının konuşma dilini oluşturdu. Daha önce, piktogramlarda yalnızca koyun ve tapınak gibi nesneleri gösteren statik görüntüler vardı. Fonogramların gelişmesiyle birlikte, bir yere doğru giden veya bir yerden gelen hareketi, malları kimin gönderdiğini ve kimin aldığını, miktarını ve kalitesini ve diğer bilgileri iletmenin dinamik bir yolu bulunmuş oldu. Bu yeni iletişim aracı, kâtiplerin zamanın olaylarını ve dinî inançlarını kaydetmelerine ve zamanla, kelimelerden önce mümkün olmayan bir sanat formu olan edebiyatı yaratmalarına olanak sağladı. Diğer kültürlere ithal edilen erken yazı sistemleri, o kültürlerin yazılı diline dönüşerek evrimleşti; tıpkı Semitik Aramice yazının İbranice, Arapça ve muhtemelen Sanskritçe'nin temelini oluşturması gibi, Yunanca ve Latince de Avrupa yazısının temelini oluşturdu. Yazanların kullandığı malzemeler de evrim geçirdi; erken dönem Mezopotamya kâtiplerinin çivi yazısının kil tabletlerini işaretlemek için kullandıkları kamışlardan, Mısırlıların kamış kalemlerine ve papirüslerine, Yunan ve Romalıların parşömenlerine, Çinlilerin kaligrafisine ve günümüzdeki bilgisayarlı kompozisyon ve işlenmiş kağıt kullanımına kadar uzanan bir süreç yaşandı.
Yüzyıllar boyunca sivri taşlar, kemikler, içi boş kamışlar, kuş tüyleri, antik çağlarda is karası, bitki özleri, reçine ve metal oksitlerin karışımından oluşan mürekkeple, grafiti keşfedip kurşun kalemlerle, mürekkep haznesinin kaleme eklenmesiyle dolma kalemlerle ve 20. yüzyılda ucundaki bilye sayesinde mürekkep akıtan tükenmez kalemlerle yazdık. Mağara duvarlarına, taşlara, kayalara, kil tabletlere, tahtaya, papirüse, keçi ve koyun derilerine, ağaç kabuklarına, yapraklara, hayvan kemiklerine, fildişine, balmumu kaplı tahta levhalara ve bronz, kurşun plakalara yarına, geleceğe, uzağa notlar düştük. Günümüzün teknolojisi bizi masaüstü, dizüstü bilgisayarlar, akıllı cep telefonları, tabletlerle tanıştırdı. Yazı aracı klavyeye, yazdığımız yüzey ise ekrana dönüştü. Bugünlerde sadece kısa bir not alırken, alışveriş listesi hazırlarken, bankada form doldururken el yazısıyla yazı aracı olarak kalemi, yazı yüzeyi olarak kâğıdı kullanıyoruz. Son yirmi yılda, klavyeler ve ekranlar okullarda, dershanelerde, ofislerde, resmî kurumlarda, evlerde günlük rutinlerimizde sessizce el yazısının yerine geçti. Zamanla yarışır bir aceleyle çocuklarımızın, torunlarımızın eline cep telefonları tabletler tutuşturduk, masalara bilgisayarlar yerleştirdik. Küçük çocukların "dijital çağa" ne kadar kolay uyum sağladığını görmek, tanımı zor bir hayranlık uyandırdı bizlerde. Eğitim müfredatları da giderek daha fazla yeni teknolojilerin kullanımını teşvik etti ve defter, kalem tu kaka olup tahta dijital araçlar oturdu.
Biz nasıl oldu da unuttuk el yazısını! Son yıllarda nörologlar ve eğitim psikologları, defterlerin yerini yeni teknolojilerin almasının yarattığı riskler konusunda uyarılar yapıyor. Bu teknolojileri kullanmaya başlamanın erken yaşlara inmesi beyin gelişimi için gerekli diğer etkinliklerden zaman çalmak anlamına geliyor. El yazısı, beynin her iki yarım küresinin de koordineli olarak, bilişsel, motor ve düşünme alanlarını birlikte çalıştıran son derece karmaşık ve özel bir süreç. Bu süreçte birden fazla duyu organı devreye giriyor. Parmaklarımızla bir kalemi tutup, bir yüzeye bastırıp harfler ve kelimeler oluşturmak için ellerimizi hareket ettirmek gibi çok fazla dikkat gerektiren karmaşık bir becerinin yanı sıra sesleri harf biçimlerine eşleştirmeyi içeren bir işlemi aynı anda gerçekleştiriyoruz. Bu işlem grafik bir çerçeve içinde yazma durumunu planlama, el-göz koordinasyonu, el ve parmakları hareket ettirme yeteneği sağlayan ince motor beceriler, kelimeleri ve satırları ayırmaya yardımcı olan alanın kontrolü, yeniden üretilecek harflerin şekillerini hatırlamayı barındırıyor. Nörogörüntüleme çalışmaları, klavyede yazı yazmaya kıyasla elle yazarken beynin daha aktif olduğunu gösteriyor. El yazısı, beynin görsel ve motor alanlarının bütünleşme ve uyumunu sağlayarak beyinde yazım kuralları ve kelimelerin ses ve anlamlarıyla bağlantılı bölgeleri de harekete geçiriyor. Bu bölgeler, dil üretimi ve kavrama süreçlerinin yanı sıra okuduğunu anlama açısından da kritik öneme sahip diğer bölgelerle örtüşüyor. Hafıza, dikkat, konsantrasyon, düşünme, planlama, görsel, duygusal kontrol, yaratıcılık, iletişim akıcılığı ve dil zenginliği gitgide gelişiyor.
Bilgisayarda yazarken, kelime işlemci elle yazarken sürece katılan beyin eylemlerinin çoğunu değiştiriyor. Harf oluşumunun zihinsel temsilini kaybediyoruz, el-göz koordinasyonunu kullanamıyoruz. Önceden belirlenmiş sembollerle tuşlara basmakla çevrili sınırlar içine hapsolup kalıyoruz. Ayrıca, bir yazı aracını ve yazdığımız yüzeyi kavramanın duyusal ve algısal yönünü de yitiriyoruz. Hareket minimum düzeyde çünkü sadece tuşlara basıyor ve kelime işlemci veya diğer uygulamaların işi yapmasına seyirci kalıyoruz zorunlu olarak. Klavye ise hareketi basit bir tuş basımına, beyne aynı zengin duyusal geri bildirimi sunmayan ve biteviye tekrarlanan mekanik bir eyleme indirgiyor. Kağıt, fiziksel mekânsal ve zamansal ipuçları sunarak zihinsel haritalar oluşturmamıza neden olup bize kolayca bunları anımsatırken dijital dünyadaki, kaydırma olgusu harita oluşturmamıza fırsat tanımıyor. Bilgi kolayca uçuyor ve karmaşık metinleri derinlemesine anlamakta zorlanabiliyoruz.
Tüm bu veriler teknolojiyi yok sayalım anlamına gelmiyor tabii ki. Giderek dijitalleşen bir dünyada amaç, yeniliği reddetmek değil, bir denge kurmaktır. Önemli olan bilgisayarın nasıl kullanıldığı; doğru kullanıldığında yararları elbette göz ardı edilemez. El yazısı ise bilgiyi klavye kullanmaya kıyasla çok daha aktif bir şekilde işlediği için beyni öğrenmeye odaklamış, yani bildikleri ile bilmedikleri arasındaki sınırda harekete geçirmiş oluyor. Okullarda ve evlerde, derste not almaktan mektup ve günlük yazmaya ya da sadece elle bir alışveriş listesi hazırlamaya kadar, el yazısını canlandıracak birçok seçenek önümüzde duruyor ve hâlâ vakit var. Belki bir kart atarak belki de bir mektup yazarak…Özlemişim!

EL YAZISI DİJİTAL ÇAĞA YENİK DÜŞMEYİ HAK ETMİYORBAHAR UYSAL HAMALOĞLU
TÜRK MÜSLÜMANLIĞI VE SOL’UN AYMAZLIĞIEŞREF URAL
KARAMAN’IN KÖKÜNDEN TÜRKÇE’NİN ÖZÜNEAHMET DİKİCİ
ŞİDDET DE ÖĞRENİLİR, SEVGİ DEPINAR TEYİN
ISRARCI GEÇİNMELERRAZİYE GÖK AKTAŞ
YAĞLI GÜREŞ CUMHURBAŞKANLIĞI KUPASINURİ SEZEN
UYANIŞIŞIK YARGIN
KILBASANLI SAKIZCI KEMAL VE UÇAN BALONYUNUS YAŞAR
SANAT SİZİ KANDIRIYOR MU?GÖZDE SARI
TÜRKÇE'NİN SESİ: 26 EYLÜL TÜRK DİL BAYRAMIDOÇ DR BEKİR DİREKCİ
ŞAİRİN ÖLÜMÜ VE SONRASI: ORHAN VELİ (1914-1950)GAZANFER ERYÜKSEL
İBN HALDUN TIMUR'UN KARŞISINDA-2MUHARREM YELLİCE
AKIŞTA OLMAKAHMET İLBARS
TEKE ZORTLATMASI VE YENİ YAŞIMBİHTER GÖRDÜ
ÜRETEN KADINLARIN GÜCÜ: İKBAL YALIN’IN KOOPERATİFÇİLİK YOLCULUĞUALYA ŞAHİN
KAFKASLARDA EFSANE BİR KASABA: MESTİAYALÇIN DUMAN
OSMAN ÖZKÖYLÜ İLK MAÇINDA KAZANDIKAHRAMAN KÖKTÜRK
ATATÜRK'ÜN İZİNDE OTELLER-6NİZAMETTİN ŞEN
BANA GÖRE DEĞİL, HAYATA GÖREMÜJGAN AKBÜLBÜL ÇELİK
BİLE BİLE GÖRMEZDEN GELMEKALİ İHSAN DİLMEN
DİZÜSTÜ BİLGİSAYAR SİPARİŞ ETTİ, KUTUDAN MERMER ÇIKTI!AV İBRAHİM GÜLLÜ
ANTALYA'NIN TELEFERİĞİ NEREDE?VEDAT GÜRHAN
BEN BİR KIZ ÇOCUĞUYUM!MERAL KILINÇ
KURTLAR VADİSİ KOMÜNİTESİTARIK ÇELENK
ASPENDOS'TA PERDE KAPANDI
BERKAY BAHAR: "KADIN VE GENÇ GİRİŞİMCİLER İÇİN DAHA GÜÇLÜ BİR ATSO KURACAĞIZ"
ÜRETİCİLERİN SERASI ARTIK TELEFONDA
'TARIM MALİYETİ TEMMUZ'DA REKOR DÜŞÜŞ GÖSTERDİ'
ANTALYA'DA SAĞANAK, TAŞKINA NEDEN OLDU
HIDIRLIK KULESI’NDE GÜN BATIMI KONSERİ
BOZANER YENİDEN ADAY
BERKAY BAHAR, KADIN İŞİ DÜNYASININ BEKLENTİLERİNİ DİNLEDİ
Erbaş, Hacı Bayram Veli Camii’nde teravih namazı kıldırdı
Otomobilin yan yattığı kaza anı kameraya yansıdı
Samsun'da trafik kazası: 3 yaralı
ABD'de düzenlenen yarışmada dünya 2.'si oldu
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
- 6
- 7
- 8

- 3,27 DOLARLIK HACİZ GİRİŞİMİ
- ANTİK DÜNYADA GÜCÜN VE STATÜNÜN SİMGESİ MOR
- ADANA’DA "HUZUR VE GÜVEN" UYGULAMASI: 64 ARANAN ŞAHIS YAKALANDI, 191 ARACA 1 MİLYON 139 BİN TL CEZA
- KAVGA ETTİĞİ ŞAHSA ARAÇLA ÇARPIP ÇUKURA UÇTU: O ANLAR KAMERADA
- DEHŞET ANLARI KAMERAYA YANSIMIŞTI: ARAÇLA ÇARPTIĞI KİŞİ AĞABEYİ ÇIKTI
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim

