Bugün 04 Aralık 2020 Cuma
  • Antalya13 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    461,791
    %0.27
  • Dolar
    7,7608
    %-1.36
  • Euro
    9,4277
    %-0.91

Ergün Efe

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ergün Efe

Asker kökenli bir insan’ın demokratik bir devlet kurması

26 Ekim 2020 Pazartesi 11:02

Doğaldır ki, Türkiye’nin de kendine has tarihsel özellikleri vardır. Demokrasi, laiklik, sosyal devlet, eşitlik, hukuk sistemi gibi kavramları İslam coğrafyası ile ilk buluşturma Türkler’e nasip olmuştur;

 

Bu kavramların (bütünsel olarak) ancak sağcısı solcusu, dindarı dinsiz ile tamamen seküler olabilmiş toplumlarda tam olarak karşılığı olduğunu kabülletmek gerekir. Bizler aslında pek farketmediğimiz, hatta kimilerin kabuledemeyeceği kadar seküler bir topluma dönüştük aslında, ancak eksiğimiz hala çok.

 

Bizim insanlarımızın çok fazla dikkatini çekmese de, tüm bu saydığım değerler ile her ne kadar da Osmanlı’da 1. Meşrutiyet ile kısmen başlamış olsa da, Mustafa Kemal Atatürk ile daha da anlamlanmıştır, çünkü onunla devlet sistemine dönüşmüştür. Atatürk’ün kendisi asker kökenli bir olması sebebi ile, bunun Dünya’da ikinci bir örneği de yoktur.

 

Dış ülkeler bunu anlamlandıramaz, çünkü kendi tarihlerinde tüm demokratik ve pozitif hukuk kazanımları tabanın tavana dayatmasının bir sonucu olarak gerçekleşmiştir. Bu coğrafyanın anlamakta güçlük çektiği mesele ise, 1850’lerden sonra Batı’da ki tarihsel kırılmanın ne anlama geldiğidir. Bunun bizde yeterince anlaşılmış  olduğunu açıkçası düşünmüyorum.

 

Mesela, sanılanın aksine Batı’da ulus devlet modeline geçildiği için toplumlar sekülerleşmedi, aydınlanma ve sanayi devrimi ile birlikte üretim şekli ve ilişkileri değiştiği için toplumlar sekülerleşti. Ulus Devlet bir tercih değil, bu tarihsel gelişmelerin zorunlu bir sonucu idi. 

 

Zaten bu yüzden, toplumu yeterince seküler olamayan, ‘kurtarıcı lider’ arama refleksinden hala kurtulmayan, evrensel hukuk normlarını tavizsiz işletmeyen, üstüne de üretim ekonomisi olmayan veya kısıtlı olan ülkelerde bu Ulus devlet modeli ya hiç ya da hantal işlemektedir.

 

Demokrasi, laiklik, asker, v.s...

 

İmparatorluktan Ulus devlete doğru evrilirken İslam coğrafyası ulus devlet modeline ne sosyal, ne bilimsel, ne ekonomik v.s. bir katkısı olmamıştır. Buna rağmen en son aşamada tarihte sanırım nadiren, hatta hiç rastlanmayan bir şey olmuştur;

 

Atatürk, Osmanlı İmparatorluğunun Batı tarzı Askeri Okullar’ında eğitimini tamamlamış olmanın avantajıyla Batı neden güçlendiğini anlamış bir liderdir. Bildiğini bilince çıkaran Atatürk, milletinin çağı tekrar yakalayabilmesi için, Batının beş asırdan fazla çok kan dökerek elde ettiği kazanımlarını (kimileri hala Atatürk’ün devrimlerini yanlış veya küçümsemiş olsalarda) kan dökmeden kendi milletine adeta armağan etmiştir. 

 

İslam coğrafyasında 1920’lerde değil anayasaya “Pozitif hukuk” yazmak, ondan bahsetmek bile ne denli büyük bir devrim olduğunu, sanırım bazıları hala bugün bile farkında değil. Oysa ülkemiz kimi eksiklerine rağmen bugün İslam coğrafyasının örnek ülkesi ise, temel sebebi budur.

 

5.0’ın konuşulduğu bir çağda Dünya ile rekabet edebilir olmak için demokrasi, pozitif hukuk, akılcılık, serbest piyasa ekonomisinin ve laikliğin, yani Din İşlerinin devlet işlerinden ayrı yürütülmesi ve de Din ile bilimin birbiri ile rekabet etmemesini sağlayan ilkeleri işlevsel kılıp tavizsiz uygulamadan dünya ile yarışabilir olunacağını sanmak, gerçekten hayalciliktir.

 

Atatürk, 25 Eylül 1924 yılında Samsun Istiklal Ticaret Okulu’nda öğretmenlere şöyle seslenmiştir: “Dünya’da her şey için; uygarlık için, hayat için, başarı için en hakiki mürşit ilimdir; fendir. İlim ve fen’nin dışında rehber aramak dikkatsizlik, bilgisizlik, yanlışlıktır!(Kısaltılmış şekli) 

 

Batılılar, 1900’den sonra Geniş Ortadoğu’da Ağalar ve Aşiret reislerini “Osmanlı zulmü son bulacak, bağımsız olacaksınız” diye onları Osmanlı’ya karşı ayaklandırmıştır. Ortadoğu’da, Batı’nın sınır çizen cetvelini kırabilen tek ülke Türkiye’dir. Bu mucize milletin fedakarlığı ve Atatürk’ün öncülüğü ile gerçekleşmiştir. 

 

Başkaları asker eli ile kurulu devlete faşizmi getirirken, Atatürk, milletimiz demokrasinin daha D’sini duymamışken, okuma yazma oranı %3 iken en ileri sistemi milletimize adeta armağan etmiştir. Kıymeti yeterince bilinmemesini, bizlerin Batılılar gibi o değerlere erişmek için onlar kadar bedel ödemeyişimize bağlıyorum.

 

Bugün en mütedeyyin, en dindar kesimin bile çok doğal, tartışılmaz, hatta “dokunulmaz” gördüğü “Milli İrade” bile, malum sebeplereden ötürü o zaman hemen devreye tam olarak konulamamış olsa da- Atatürk’ün devlet sistemi tercihinin, felsefesinin bir eseri ve onun doğal bir sonucudur.

 

 

Ergün Efe

ergunefe@live.de

Bu yazı toplam 1416 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 242 311 76 60 0 242 311 76 61 | Faks : 0 242 311 46 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim