Bugün 16 Nisan 2021 Cuma
  • Antalya12 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    459,041
    %0.94
  • Dolar
    8,0946
    %0.69
  • Euro
    9,6823
    %0.65

Ergün Efe

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ergün Efe

Laiklik ile İslamiyet çelişir mi?

26 Mart 2021 Cuma 04:08

Laiklik prensibinin İslam ile çelişip çelişmediği tamamen göreceli bir durumdur, çünkü İslamiyetin kendisinden ziyade, bu mesele bir toplumun geleneği, tarihi ve yeniliklere ne kadar açık olup olmaması ile alakalı bir meseledir. Tarihselci bir pencereden olaya bilimsel bakıldığında, laiklik inançları koruyucu bir nitelik taşımaktadır. Ancak sağlıklı işlemesi için sekülerizmi içselleştirmiş bir topluma ihtiyaç vardır. İnsan aklı rasyonel çözümler üretebilir. Mesela Kuran’da da buyurduğu gibi “Sizin dininiz size, benim dinim de bana” prensibinden yola çıkarak laiklik sorunsuz uygulanabilir, ancak hem toplumun çoğulu da hem de siyasi erkte gelenekçi bir bakış hakim ise, laikliğin pratikte uygulanabilirliği -anayasada yazmış olsa dahi- güçtür. Netleştirelim: İmparatorluklar Çağı’ındaki insan/ devlet ilişkisi farklıydı. Hiyerarşik düzen en başta yaratıcı olan Allah, sonra Peygamberler, daha sonra onları doğrudan temsil eden (veya temsil ettiğini iddia eden) Padişah/ Şeyhülislam veya Kral/ Vatikan geliyordu. Dolayısıyla Padişah ve Krallardan aşağı olan herkes Padişahın veya Kralın tebası idi. Kim kime hizmet etmiştir gerçekten? Coğrafyamızda kalalım... Oysa bu tür anlayışlar İslamiyetin Tevhid anlayışına tamamen ters orantılıdır, çünkü Tevhid anlayışı Hz. Muhammed (s.a.v.) hayatta iken uygulanıyordu, (mesela “Medine antlaşması”) ancak Peygamberin vefatından kısa süre sonra Tevhid esasından, yani kucaklayıcı ve birleştirici anlayıştan gitgide uzaklaşılarak tekrar baskıcı sistemlere geri dönüldü. Çağımızda ise, öncü devlet sistemleri Milli İrade’ye dayalı Demokratik sistemlerdir. Gerçekçi olalım, ülkemizde kimileri tarafından istenilen şey, eski idari biçiminin bir benzerini tekrar muktedir kılmaktır. Oysa bu bir Sükut- u Hayal. Eskiyi eleştirmekten değil, eski düzenin yeni Dünyada artık hiç bir şekilde karşılığı olmadığından. Batı’da Ulus devlet sistemine geçiş kendi toplumsal dinamikleri ile gerçekleştiğinden, halk yeni idari düzeni içine sindirdi ve böylece yeni devlet/ yurttaş düzeni de sağlanmış oldu. Diğer Coğrafyadaki devletler ise, bu yeni egemen gücün getirdiği sisteme bir nevi zorunda uymak kaldı. Yani, aslında meselenin “öz sorunu” budur, ne Kuran ne de hadisler! Tanık olduğumuz sürtüşmelerin temel çelişkisi -sanıldığının aksine- Din ile demokratik sistemin uyuşmazlığı değil, dinin yüz yıllarca siyasallaştırılmış olması sonucu insanları demokratik düzene uyum sağlama sorunudur. Yani Demokratik sistem ile asıl çelişen insanların tutucu gelenekleridir! Ve tüm bunların üstünde bir gerçek var ki, nedense ona pek değinilmez: İnsanlarımız Dünya’daki baş döndürücü gelişmeleri ile yarışır hale gelebilmesi için Tarikatlar Çağı’nın Dünya’da sonlandığını artık daha net farketmesi gerekir. Şimdi kimileri “Haklı olabilirsin, ama ülkemizin gerçeği bu!” diye düşünebilir, o halde şöyle bir örnek vermek isterim: 1918’de de gerçeğimiz İngiliz mandasının İstanbul’a çökmüştü. Peki ecdadımız “Ne yapalım, bizim gerçeğimiz bu” deseydi, halimiz nice olurdu? Onlara minnettarız!.. Yanlış anlaşılmamak için şunun altını kalınca çizmek isterim: Tüm inançlar, buna tarikatlar dahil yolunu icra etmeleri, yaşatmaları taraftarıyım, ancak sadece manevi anlamda, ama öyle kendi lokal düşüncesini devlet kurumlarına taşımak, oradan ciddi bir ekonomik güç elde etmek v.s. taraftarı kesinlikle değilim. “İslam ile laiklik çelişir mi?” Bizde kimi çevrelerin sandığı gibi Batı’da sekülerizm din karşıtlığı falan değil, tarihte Hristiyanlıkta var olan Ruhban sınıfı’na karşı verilmiş bir tepki hareketi ve din tüccarlarına indirilmiş bir tokat idi! Mesela “1648 Vestfalya Antlaşması” sekülerizme doğru atılan ilk adımlardandır. İslamiyette ise Ruhban sınıfı zaten yasak olduğuna göre? “Laiklik din düşmanlığıdır” algısını insanımıza aşılamaya çalışanlar bazı çıkarcı (sözde) Tarikatlardır ve maalesef kabul etmek gerekir ki, bunda nispeten başarılı da olmuşlardır. Sevindirici olan, ise i, insanlarımızın bir çoğu artık uyanmış gözüküyor. Laiklik ilkesi çok önemlidir, çünkü hem İslamiyet’in yasakladığı Ruhban sınıfının yeşermesini, hem de bilim ile dinin yarıştırılmasını engellemektedir. Laiklik kesinlikle Din düşmanlığı değil, bilakis doğru uygulanırsa dini koruyucu nitelik taşır.

Bu yazı toplam 1455 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 242 311 76 60 0 242 311 76 61 | Faks : 0 242 311 46 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim