Bugün 05 Ağustos 2026 Çarşamba
  • Antalya30 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6508.34
    %4.44
  • Dolar
    47.5712
    %0.08
  • Euro
    54.9551
    %0.13

EŞREF URAL / JOURNAL-KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
EŞREF URAL / JOURNAL-KONUK YAZAR

TARİH BİLGİSİ VE TÜRKİYE SOLU

05 Ağustos 2026 Çarşamba 18:00

 

Türkiye’nin aydın, okumuş yazmış takımı, 1960’lı yılları muhteşem bir tartışma iklimi içinde geçirdi. Sosyalist aydınlar, İslamcı yazarlar, Milliyetçi münevverler, bu kısa zaman aralığında, deyim yerindeyse, eteklerindeki bütün taşları döktüler. Dr. Rıza Nur’un İslamcı çevrelerin çok değer verdikleri ve hâlâ referans aldıkları meşhur hatıratı bu günlerde Türkçeye tercüme edildi. Belagatı ve zekasıyla Necip Fazıl, Kadir Mısıroğlu gibi yazarlar bu dönemde öne çıktı. Behice Boran, İdris Küçükömer, Doğan Avcıoğlu, Mihri Belli, Kemal Tahir, Hikmet Kıvılcımlı gibi sosyalist aydınlar bu günlerde çok kıymetli tezler öne sürdüler. İsmail Beşikçi de esasen bu dönemin ürünüdür. Ve elbette milliyetçi cenahtan da etkili isimler bu döneme müdahil olmaktan geri kalmadılar, örneğin Nihal Atsız, Erol Güngör ve Nurettin Topçu, bu döneme damgasını vuran isimler oldular.

Yukarıda örnek olarak verdiğim isimlerin yazıp çizdikleri tezlerde, makale ve metinlerde en çok dikkate değer husus, bana göre, iddialarını güçlendirmek için muhakkak tarihi referanslara bolca başvurdukları gerçeğidir. Üstelik de en çok Türk tarihine, Selçuklu ve Osmanlı tarihine yaptıkları referanslar, alıntılar, kıyaslamalar, bu dönemin bütün eserlerinde çok bariz bir şekilde görülmektedir.

Ve 1970’lerin sonlarına yaklaştığımızda, 1960’ların entelektüel ortamını hazırlayan devlet bürokrasisi ve siyasi eliti,  artık bu dönemin kapısını kapatmaya karar vermişti. Niçin bu muhteşem entelektüel  iklimi kapatmaya ve karartmaya karar verdiklerini büyük oranda biliyorum, ama niçin 1960’larda bu ortamı hazırladıklarını, neyi görmeyi, neyi test etmek istediklerini hâlâ bilmiyorum.

Şimdi yazımızın bağlamından kopmadan gelelim Türkiye Solunun haline. Bu noktada şöyle bir soru formüle edebileceğimi sanıyorum: 1960’ların Kemalist ve Sosyalist aydınları siyasi tezlerini ifade etme çabasında örneğin Selçuklu idari yapısını, Osmanlı tımar sistemini, Tanzimat Fermanını, Genç Osmanlı aydınlarını, 2. Meşrutiyet devrimini uzun uzun ele alırken, 1980’li yıllardan itibaren aynı Sol niçin bu kavramları, bu tarihsel mirası hafızasından silme yoluna gitmiştir?  Geçen 50 yılda sol adına konuşan liderler, aktivistler, sivil toplum önderleri, fikir adamları niçin 1919 yılından önceki tarihimize sırt çevirmeyi tercih etmişlerdir? Neden Anadolu toprağının, Türk tarihinin yüzlerce yıl geriden gelen gerçeğine gözlerini ve kulaklarını kapatmışlardır?

Geçen yıllarda TİP Genel Başkanı Erkan Baş beyefendiye epeyce uzun bir mektup göndermiştim ve özetle şöyle demiştim; “siz insanlara sürekli aç olduklarını, fakirleştiklerini, sömürüldüklerini vs. anlatıp duruyorsunuz. Elbette sosyalist bir parti lideri bunları anlatacak, eyvallah. Amma ve lakin, o kadar mekanik, o kadar bu toprakların dışından, o kadar ayakları havada ve yukarıdan konuşuyorsunuz ki, söyledikleriniz insanların bir kulağından giriyor, diğer kulağından çıkıp gidiyor. Çünkü kelimeleriniz bu toprağın özüyle, tarihiyle, hikayesiyle sınanmadan dökülüyor dudaklarınızdan. Adeta bu ülkeye başka bir gezegenden gönderilmiş profesyonel politikacılar gibi algılıyorum sizi dinlerken”. Okudu mu, okuduysa anladı mı, umursadı mı, bilmiyorum.

Ama geçen aylarda, CHP Genel başkanı iken, şimdi Yeni Parti Genel Başkanı, Özgür Özel, “biz Jön Türklerden, Mustafa Kemal ekolünden geliyoruz” şeklinde bir cümle telaffuz etti. (Aslında İttihat Terakkiden geliyoruz demek istiyor ama, yersiz polemik olur diye Jön Türkler diyor, eh buna da şükür).  Ne yalan söyleyeyim, hoşuma gitti. Demek oluyor ki sosyal demokrat siyasetçiler de artık Türkiye tarihinin 1919’da başlamadığını, daha geriden geldiğini benimsemeye başlamışlar diye düşündüm. Umarım zaman içerisinde Yunus Emre’den, Mevlana’dan, Hacı Bektaş’tan, reformcu Osmanlı Sultanı 3. Selim’den, 2. Mahmut’tan, Tanzimat’tan, Reşit Paşa’dan, Ali Paşa’dan, Namık Kemal’den, Enver Paşa’dan da söz eder.

Demem o ki kardeşler, Türkiye Solunun 1950 yılından beri girdiği her seçimden mağlup çıkmış olmasının tek sebebi “halkın cahil olması” edebiyatı olmayabilir. Daha esaslı, daha gerçekçi sebepler aramakta fayda var. Ben bu ülkedeki solcu arkadaşlarımın yerinde olsam, “zararın neresinden dönülürse kârdır” anlayışından hareketle, yarından tezi yok, Osmanlı Tarihi üzerine yazılmış ciddi eserleri okumakla işe başlarım.

Bu yazı toplam 118 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim