Bugün 23 Ekim 2026 Cuma
  • Antalya18 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6593.04
    %0
  • Dolar
    49.7337
    %0
  • Euro
    55.7042
    %0

CEM ARÜV / KONUK YAZAR/ÇEVRENİN SESİ

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
CEM ARÜV / KONUK YAZAR/ÇEVRENİN SESİ

DOĞAL SERMAYE BÜTÇESİ

23 Ekim 2026 Cuma 19:29

DOĞAL SERMAYE BÜTÇESİ: TÜRKİYE ZENGİNLEŞİYOR MU, YOKSA DOĞASINI HARCAYARAK MI BÜYÜYOR?

Bir şirket düşünün. Her yıl bilançosunu açıklıyor. Ciroları artıyor. Gelirleri yükseliyor. Şirket yöneticileri gururla; “Bu yıl yüzde şu kadar büyüdük” diyor. Ama küçük bir ayrıntıyı söylemiyorlar. Şirket büyürken fabrikalarını satıyor.Makinelerini elden çıkarıyor. Depolarındaki hammaddesini tüketiyor. Arsalarını satıyor. Yani gelir elde ediyor ama aynı zamanda sermayesini yiyor. Böyle bir şirkete başarılı der miyiz? Muhtemelen demeyiz.

Peki ülkelerin ekonomisini değerlendirirken neden aynı soruyu sormuyoruz?

Türkiye büyüyor. Üretiyor. İhracat yapıyor. Turist ağırlıyor.Maden çıkarıyor. Şehirler büyüyor. Yeni yollar, fabrikalar, oteller, konutlar yapılıyor. Bütün bunlar milli gelir hesabına ekonomik faaliyet olarak giriyor.

Peki aynı dönemde; ne kadar su kaybettik? Ne kadar tarım toprağını yapılaşmaya açtık? Yeraltı suyu rezervlerimiz ne kadar azaldı? Orman ekosistemlerimizin niteliği nasıl değişti? Denizlerimizin ekolojik kalitesi ne oldu? Biyolojik çeşitliliğimizden ne kaybettik? Topraklarımızın üretim kapasitesi arttı mı, azaldı mı? Bunların bilançosu nerede?

İşte Türkiye'nin artık ekonomik bütçesinin yanına ikinci bir bütçe koymasının zamanı gelmiştir:

DOĞAL SERMAYE BÜTÇESİ.

PARA SERMAYEDİR DE SU DEĞİL MİDİR?

Sermaye deyince aklımıza para geliyor. Fabrika geliyor.Makine geliyor. Gayrimenkul geliyor. Finansal varlık geliyor.Ama bir ülkenin en büyük sermayesi yalnızca bunlar değildir.

Suyu sermayedir. Toprağı sermayedir. Ormanı sermayedir.Denizi sermayedir. Biyolojik çeşitliliği sermayedir.Madenleri sermayedir. Ekosistemleri sermayedir.

Çünkü ekonominin tamamı nihayetinde doğanın sağladığı kaynaklar ve hizmetler üzerinde yükselir. Tarım için suya ve toprağa ihtiyacınız vardır. Turizm için denize, kıyıya, iklime ve doğal güzelliklere ihtiyacınız vardır. Sanayi için suya, enerjiye ve hammaddeye ihtiyacınız vardır. Kentlerin yaşayabilmesi için su kaynaklarına, sağlıklı toprağa ve işleyen ekosistemlere ihtiyacınız vardır.

Yani ekonomi doğadan bağımsız değildir. Ekonomi, ekolojinin içerisinde çalışan bir sistemdir.

GSYH BİZE HER ŞEYİ SÖYLEMEZ

Gayrisafi yurt içi hasıla çok önemli bir ekonomik göstergedir.Ama bir ülkenin bütün servetini ölçmez. Çünkü GSYH esas olarak belirli bir dönemde üretilen ekonomik değeri ölçer.Ülkenin doğal varlıklarının ne kadar azaldığını tek başına göstermez. Bir ormanı kesip kereste sattığınızda ekonomik faaliyet oluşur. Ama kaybettiğiniz ormanın; suyu tutma,erozyonu önleme, karbon depolama, habitat oluşturma, iklimi düzenleme fonksiyonlarının kaybı aynı açıklıkta ekonomik göstergelerde görünmeyebilir.

Bir yeraltı suyu rezervini hızla çekerek tarımsal üretimi artırabilirsiniz. Üretim artar. Ama su rezervi azalır. Bugünkü ekonomik değer yükselirken geleceğin üretim kapasitesi düşebilir. İşte temel mesele budur: Gelir ile serveti birbirine karıştırıyoruz.

Bir ülke gelirini artırırken servetini azaltabilir. Ve doğal sermayesini tüketerek büyüyen bir ekonomi; kâğıt üzerinde zenginleşirken gerçekte fakirleşiyor olabilir.

DOĞANIN DA AMORTİSMANI VARDIR

Bir fabrikanın makinesi eskirse amortisman ayırıyoruz. Bir araç eskirse değer kaybını hesaplıyoruz. Bir binanın ekonomik ömrünü hesaplıyoruz.

Peki yeraltı suyunun azalmasının amortismanı nerede?Toprağın organik maddesini kaybetmesinin? Bir sulak alanın yok olmasının? Bir deniz ekosisteminin bozulmasının?Ormanın ekolojik niteliğinin düşmesinin? Neden ürettiğimiz makinenin değer kaybını ekonomik sistemde görüyoruz da;üretimi mümkün kılan doğanın değer kaybını aynı hassasiyetle görmüyoruz?

Aslında dünyada bu anlayış değişmeye başladı. Doğal sermaye muhasebesi; çevresel varlıkların stoklarını, bu stoklardaki değişimleri ve ekosistemlerin ekonomiye sağladığı hizmetleri ekonomik hesaplarla ilişkilendirmeye çalışıyor.

Yani artık soru yalnızca; “Bu yıl ne kadar ürettik?” değil.

Bir başka soru daha var: “Bu üretimi gerçekleştirirken sermayemizden ne kadar harcadık?”

TÜRKİYE'NİN İKİ BÜTÇESİ OLMALI

Her yıl Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde merkezi yönetim bütçesi görüşülüyor.Gelirler...Giderler...Vergiler...Yatırımlar...Borçlanma...Bütçe açığı...Hepsi tartışılıyor.

Ben başka bir bütçenin daha hazırlanması gerektiğini düşünüyorum:

TÜRKİYE DOĞAL SERMAYE BÜTÇESİ

Bu bütçede para kadar fiziksel göstergeler de bulunmalıdır.Her yıl Türkiye'nin; su bilançosu, toprak bilançosu, orman bilançosu, tarım alanları bilançosu, sulak alan bilançosu,deniz ve kıyı ekosistemleri bilançosu, biyolojik çeşitlilik bilançosu, karbon bilançosu ortaya konulmalıdır.

Başlangıç stokumuz neydi? Yıl içerisinde ne kullandık? Ne kadarını kaybettik? Ne kadarını geri kazandık? Yıl sonunda elimizde ne kaldı? İşte gerçek bilanço budur.

HER ŞEYİ PARAYA ÇEVİRMEK ZORUNDA DEĞİLİZ

Burada çok önemli bir yanlış anlamaya da düşmemek gerekiyor. Doğal sermaye hesabı; “Her ağaca fiyat biçelim, her koyun parasal değerini hesaplayalım” demek değildir.Bazı değerler para ile ifade edilebilir. Bazıları ise edilmemelidir veya güvenilir biçimde edilemez.

Bir su havzasının arıtma maliyetlerini azaltma hizmetini ekonomik olarak hesaplayabilirsiniz. Bir ormanın karbon tutma değerini belirli yöntemlerle tahmin edebilirsiniz. Bir sulak alanın taşkın kontrolündeki ekonomik katkısını hesaplayabilirsiniz. Ama bir endemik türün varlığının nihai fiyatı nedir? Bunun cevabı yoktur.

Dolayısıyla doğal sermaye bütçesi iki sütunlu düşünülmelidir:Fiziksel değerler + ekonomik değerler.

Hektar...Metreküp...Su kalitesi...Toprak kalitesi...Tür sayısı...Ekosistem durumu...Karbon stoku...Ve hesaplanabildiği ölçüde bunların ekonomik karşılığı. Çünkü ölçemediğimiz şeyi yönetmek çok zordur. Ama her ölçtüğümüz şeyi de paraya çevirmek zorunda değiliz.

BİR ORMANIN DEĞERİ KERESTE FİYATI DEĞİLDİR

Bir ormanın ekonomik değerini yalnızca içindeki ağacın metreküpü üzerinden hesaplarsanız büyük bir hata yaparsınız.Çünkü orman aynı zamanda; suyu tutar, toprağı korur,erozyonu azaltır, karbon depolar, habitat oluşturur, yerel iklimi düzenler, rekreasyon sağlar, biyolojik çeşitliliği korur.Dolayısıyla ormanı kestiğiniz zaman kaybettiğiniz şey yalnızca ağaç değildir.

Bir ekosistem hizmetleri fabrikasını kapatmış olursunuz.

Üstelik bu fabrika elektrik istemez. Yakıt istemez. Personel istemez. Binlerce yıldır çalışmaktadır. Doğa bize inanılmaz büyüklükte bir altyapı hizmetini ücretsiz sunmaktadır. Biz ise ücretsiz olduğu için bazen değersiz olduğunu zannediyoruz.

Bedelsiz olmak, değersiz olmak değildir.

BİR SULAK ALANI KURUTUP SONRA TAŞKIN TESİSİ YAPMAK

Ekolojik ekonominin belki de en büyük ironilerinden biri budur. Doğal taşkın alanını yapılaştırıyoruz. Sulak alanı ortadan kaldırıyoruz. Dereyi daraltıyoruz. Toprağın geçirgenliğini betonla kapatıyoruz. Sonra taşkın olduğunda;milyarlarca liralık altyapı yatırımı yapıyoruz. Aslında doğanın ücretsiz yaptığı hizmeti ortadan kaldırıp; aynı hizmeti mühendislik yapılarıyla yeniden satın almaya çalışıyoruz.

Elbette mühendislik altyapısı gereklidir. Ama en iyi mühendislik bazen doğanın yaptığı işi anlamak ve onu yok etmemektir. Ekolojik devletin temel farkı burada ortaya çıkar.Doğayı yatırımın önündeki engel olarak değil; ülkenin altyapısının bir parçası olarak görür.

SU HESABI YAPMADAN EKONOMİ HESABI YAPAMAYIZ

Türkiye açısından doğal sermaye bütçesinin belki de en kritik kalemi sudur. Her havzanın yıllık bir su bütçesi olmalıdır. Ne kadar yağış aldı? Ne kadar yüzey suyu oluştu? Yeraltı suyu ne kadar beslendi? Ne kadar su çekildi? Tarım ne kadar kullandı?Sanayi ne kadar kullandı? Kentler ne kadar kullandı? Turizm ne kadar kullandı? Ne kadarı geri kazanıldı? Ne kadarı ekolojik sistemin devamı için bırakıldı?

Ve yıl sonunda; havzanın su sermayesi arttı mı, azaldı mı?Bu bilinmeden verilen yatırım kararları aslında ekonomik fizibilitenin de eksik yapılması anlamına gelir. Çünkü suyu olmayan yatırımın geleceği de yoktur.

TARIM TOPRAĞINI İMARA AÇTIĞIMIZDA GERÇEKTEN ZENGİNLEŞİYOR MUYUZ?

Bir tarım arazisini düşünelim. İmara açılıyor. Arsa değeri bir anda katlanıyor. İnşaat yapılıyor. Konutlar satılıyor. Vergi doğuyor. İstihdam oluşuyor. Ekonomik hareketlilik ortaya çıkıyor. Muhasebe açısından büyük bir ekonomik değer yaratılmış gibi görünüyor.

Ama diğer sütunda ne oldu? Tarım toprağı kaybedildi. Gıda üretim kapasitesi azaldı. Toprağın su tutma kapasitesi değişti.Bölgenin ekolojik fonksiyonu değişti. Belki yüzlerce yıl üretim yapabilecek bir varlık geri dönüşsüz biçimde ortadan kaldırıldı.

Şimdi yeniden soralım: Zenginleştik mi?

Yoksa; gelecekteki gelirlerimizin bir bölümünü bugünden mi harcadık?

İşte doğal sermaye muhasebesi bu soruyu sordurur.

MADENCİLİKTE DE AYNI HESABI YAPMALIYIZ

Türkiye'nin madenlerini kullanmaması gerektiğini savunmak gerçekçi değildir. Doğal kaynaklarımız ekonomik değere dönüştürülmelidir. Ama hesap doğru yapılmalıdır.

Bir maden yatırımında yalnızca; çıkarılacak rezerv, yatırım maliyeti, istihdam, ihracat hesaplanmamalıdır.

Aynı zamanda; su kaynaklarına etkisi, toprak kaybı, orman ve habitat kaybı, rehabilitasyon maliyeti, ekosistem hizmetlerindeki değişim de hesaba katılmalıdır. O zaman gerçek ekonomik değer ortaya çıkar. Ekolojik ekonomi yatırım karşıtı değildir. Eksik hesap karşıtıdır.

ANTALYA'NIN GERÇEK SERVETİ NEDİR?

Şimdi Antalya'ya bakalım. Antalya'nın serveti yalnızca otelleri midir? Konutları mıdır? Havalimanı mıdır? Turizm gelirleri midir?

Hayır.

Toroslar Antalya'nın sermayesidir. Ormanları sermayesidir.Yeraltı suları sermayesidir. Tarım ovaları sermayesidir.Akdeniz sermayesidir. Kıyıları sermayesidir. İklimi sermayesidir. Biyolojik çeşitliliği sermayesidir. Hatta Antalya'nın turizm ekonomisinin önemli bir bölümü zaten bu doğal sermayenin üzerine kuruludur. O halde Antalya için her yıl bir;

ANTALYA DOĞAL SERMAYE BİLANÇOSUhazırlayalım.

Geçen yıl ne kadar suyumuz vardı? Bu yıl ne kadar var? Tarım alanlarımız nasıl değişti? Orman ekosistemlerimizin durumu nedir? Kıyı üzerindeki baskı nasıl değişiyor? Deniz suyu kalitesi nasıl değişiyor? Kentte geçirimsiz yüzey miktarı ne kadar arttı? Arıtılmış atıksuyun ne kadarını yeniden kullandık?Kentin karbon yutak kapasitesi nasıl değişti? Biyolojik çeşitliliğimiz ne durumda? Ve bütün bunları ilçeler ve havzalar bazında haritalayalım. İşte o zaman Antalya'nın yalnızca ekonomik büyümesini değil; gerçek zenginliğini ölçmeye başlarız.

BELEDİYE BAŞKANLARININ İKİ BİLANÇOSU OLMALI

Yerel yönetim anlayışında da yeni bir döneme ihtiyacımız var.Bir belediye başkanı görev süresinin sonunda; kaç kilometre yol yaptığını, kaç kavşak yaptığını, kaç bina yaptığını, ne kadar yatırım gerçekleştirdiğini anlatıyor. Bunları elbette anlatmalıdır.

Ama yanında ikinci bir bilanço daha açıklamalıdır: Göreve geldiğinde kentin doğal sermayesi neydi, görevden ayrılırken ne oldu? Su kayıpları azaldı mı? Arıtılmış suyun yeniden kullanımı arttı mı? Yeşil altyapı gelişti mi? Tarım alanları korundu mu? Kıyılar daha sağlıklı mı? Kent daha serin mi? Taşkın riski azaldı mı? Atıkların ne kadarı yeniden ekonomiye kazandırıldı? Karbon emisyonu azaldı mı? İşte o zaman belediye başkanlarının başarısını yalnızca yaptıkları yapılarla değil; korudukları ve geliştirdikleri yaşam sermayesiyle de ölçeriz.

BÜTÇE AÇIĞINDAN KORKUYORUZ; EKOLOJİK AÇIKTAN NEDEN KORKMUYORUZ?

Devlet bütçe açığı verdiğinde ekonomistler uyarıyor. Cari açık yükseldiğinde tartışıyoruz. Dış ticaret açığını konuşuyoruz.

Peki; su açığı? toprak açığı? karbon açığı? biyolojik çeşitlilik kaybı? ekosistem kaybı?

Bunlar neden ekonomi sayfalarının konusu değil? Oysa bazı ekolojik açıklar mali açıktan çok daha tehlikelidir. Para bulunabilir. Borç yeniden yapılandırılabilir. Sermaye yeniden oluşturulabilir. Ama tükenen yeraltı suyu rezervini bir gecede geri getiremezsiniz. Yok olan türü merkez bankası politikasıyla geri getiremezsiniz. Betonlaştırdığınız verimli tarım toprağını faiz indirerek yeniden oluşturamazsınız.

Doğanın merkez bankası yoktur. Karşılıksız su basamaz.Karşılıksız toprak üretemez.

DOĞAL SERMAYE BÜTÇESİ MECLİSE GELMELİDİR

Ben meseleyi biraz daha ileri götürmek gerektiğini düşünüyorum. Türkiye'nin Doğal Sermaye Bütçesi her yıl ekonomik bütçeyle birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin önüne gelmelidir.

Milletvekilleri yalnızca; “Bu yıl ne kadar harcayacağız?” diye sormamalıdır.

Bir soru daha sormalıdır: “Bu ekonomik faaliyet sonucunda ülkenin doğal sermayesinde nasıl bir değişiklik olacak?”

Yeni kalkınma planlarının; su bütçesi olmalıdır. Toprak bütçesi olmalıdır. Karbon bütçesi olmalıdır. Ekosistem etkisi olmalıdır.

Büyük kamu yatırımlarında yalnızca ekonomik geri dönüş değil; doğal sermaye geri dönüşü veya kaybı da gösterilmelidir. Böylece çevre politikası kalkınma politikasının sonradan eklenen bir eki olmaktan çıkar.Ekonomik kararın içine girer.

 HAZİNE'NİN TANIMINI DEĞİŞTİRMELİYİZ

Belki de en büyük zihinsel değişiklik burada gerekiyor.Hazine nedir? Devletin para ve mal varlığı mı?  Bence artık daha geniş düşünmeliyiz. Türkiye'nin hazinesi; Toroslar'dır.Fırat'tır. Dicle'dir. Kızılırmak'tır. Gediz'dir. Büyük Menderes'tir. Konya Ovası'dır. Çukurova'dır. Akdeniz'dir.Ege'dir. Karadeniz'dir. Ormanlarımızdır. Toprağımızdır. Yeraltı sularımızdır. Biyolojik çeşitliliğimizdir. Çünkü bütün ekonomik sistemimiz eninde sonunda bu varlıkların üzerinde yükselmektedir.

Doğal sermaye milli servettir. Ve milli serveti korumak;yalnızca çevrecilerin görevi değildir. Maliyenin görevidir.Ekonominin görevidir. Sanayinin görevidir. Tarımın görevidir.Yerel yönetimlerin görevidir. Ve en önemlisi; devletin görevidir.

TÜRKİYE ZENGİNLEŞİYOR MU?

Şimdi başlangıçtaki soruya dönelim. Türkiye zenginleşiyor mu? Bunun cevabını yalnızca milli gelir rakamına bakarak veremeyiz. Gerçek cevabı verebilmek için iki bilançoyu yan yana koymamız gerekir: Ekonomik bilanço ve Ekolojik bilanço.

Ekonomimiz büyürken doğal sermayemiz de korunuyor veya güçleniyorsa; gerçekten zenginleşiyoruz. Ama ekonomik sermayemizi büyütürken; suyumuzu tüketiyor, toprağımızı kaybediyor, ormanlarımızı niteliksizleştiriyor, denizlerimizi kirletiyor, biyolojik çeşitliliğimizi azaltıyor ve gelecek kuşakların kullanacağı kaynakları bugünden harcıyorsak; o zaman kendimize başka bir soru sormamız gerekir:

Büyüyor muyuz, yoksa sermayemizi mi yiyoruz?

Çünkü gerçek zenginlik; bugün ne kadar tüketebildiğimiz değildir. Tükettikten sonra elimizde ne kaldığıdır.

Ekolojik güvenlik bize doğal varlıklarımızı neden korumamız gerektiğini anlattı.

Ekolojik medeniyet doğayla nasıl yaşamamız gerektiğini...

Ekolojik devlet bu sistemi nasıl yönetmemiz gerektiğini...

Ekolojik anayasa gelecek kuşakların hakkını...

Doğal sermaye bütçesi ise artık bütün bunların hesabını soruyor: Kasada ne kaldı?

Ve belki Türkiye'nin önümüzdeki yüzyıldaki en önemli ekonomik sorularından biri tam olarak budur: Çocuklarımıza daha büyük bir ekonomi mi bırakacağız, yoksa daha zengin bir ülke mi? Çünkü ikisi aynı şey değildir. Daha büyük ekonomi; daha fazla üretim demektir. Daha zengin ülke ise üretim gücüyle birlikte suyunu, toprağını, ormanını, denizini ve yaşam kaynaklarını da büyütebilen ülkedir.

Türkiye'nin hedefi yalnızca büyümek olmamalıdır.Türkiye'nin hedefi, doğal sermayesini tüketmeden zenginleşmek olmalıdır.

Bu yazı toplam 189 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim