- IMKB
% - Altın
6865.09
%0 - Dolar
48.7547
%0 - Euro
55.9994
%0
- GÜNCEL
- RESMİ İLANLAR
- SPOR
- SAĞLIK
- POLİTİKA
- EKONOMİ
- YAZARLAR
- EĞİTİM
- KÜLTÜR SANAT
- DÜNYA
- GENEL
- YEREL
- ASAYİŞ
- ÇEVRE VE İKLİM
- 13:08 - HIDIRLIK KULESI’NDE GÜN BATIMI KONSERİ
- 12:18 - BELEDİYENİN FOTO KAPANINA SALDIRI
- 12:13 - 2 BİN YILLIK ATMOSFERDE SANAT VE MANZARA BULUŞTU
- 11:43 - ESKİDEN ÇUL DOKUMA VE KIL ÇADIRDA KULLANILAN KOYUN KILLARI ARTIK ÇÖPE GİDİYOR
- 11:41 - GÖÇ YOLUNDA ÇOK SAYIDA TEHDİT
- 11:23 - MURATPAŞA, ALZAYMIR FARKINDALIĞI İÇİN YAŞLI EVLERİNDE BULUŞTU
- 11:23 - 33. ULUSLARARASI ASPENDOS OPERA VE BALE FESTİVALİ’NDE CARMİNA BURANA SEYİRCİYLE BULUŞTU
- 11:18 - ADANA’DA GENÇ ŞAHIS BOŞ ARAZİDE ÖLÜ BULUNDU
- 11:03 - ANTALYA’DA PANELVAN KONTROLDEN ÇIKTI: 1 YARALI
- 11:03 - YANGINDA KÜLE DÖNEN KARGILAR 3 HAFTADA YENİDEN FİLİZLENDİ
- 10:58 - İHA’YA ’YILIN EN İYİ SPOR HABERİ’ ÖDÜLÜ
- 10:48 - VALİDEN KUM HIRSIZLIĞINA KARŞI BOĞAZ SAHİLİ’NE KAMERALI TAKİP TALİMATI
- 10:38 - AYNI CADDEDE BİRKAÇ DAKİKA İÇİNDE 2 AYRI KAZA
- 10:28 - KAHRAMANMARAŞ’TA KADINLARIN İMECE USULÜ YUFKA EKMEK MESAİSİ
- 10:23 - MERSİNLİ MUHTARLAR SABAH SPORUNDA BULUŞTU
TARIK ÇELENK / KONUK YAZAR


İLBER ORTAYLI’NIN ARDINDAN
Son yıllarda aramızdan ayrılan Yavuz Arslanargun, Abdullah Tivnikli ve Mustafa Çalık hakkında yazılar yazmıştım. Zira Tivnikli ile çok yakın, Arslanargun ile yakın, Çalık ile de eski bir hukukum vardı. Bu yazılar, birer anma ve değerlendirme metinleri olarak ilgi görmüştü.
Bizde bireysel gözlem ve anı yazmak oldukça zordur. Bu tür metinlerin, objektiflik ölçüsünde sözlü tarihimiz açısından ne kadar önemli olduğu açıktır. Ancak duygusal olarak merhumların yakınlarından ya da siyasi güç sahiplerinden kritiklere sert tepkiler alma ihtimali de oldukça yüksektir. En azından bu tür yazıların yayımlanmasından sonra huzurunuzun kaçırılması kuvvetle muhtemeldir.
Bir de Hz. Peygamber’in (s.a.v.) “Ölmüşlerinizi hayırla yad ediniz” hadisi doğru yorumlanmadıkça, anı ve biyografi eleştirileri yapmak daha da zorlaşmaktadır. Oysa bu tür değerlendirmeler hem İslam hukuku hem de seküler kamusal alan etiği açısından, gelecek kuşakların anonim faydası için bir gereklilik arz etmektedir.
İlber Ortaylı hakkında yazı yazmak için kendimi yeni saymam; 1990’lara uzanan eski bir hukukumuz vardı. Bu yazıyı kaleme almam yalnızca hatırasına duyduğum manevi bir borçtan ibaret değildir. İlber Hoca’nın sıradan bir aydın olmadığı, son iki yüz yıllık Tanzimat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet zincirinin son halkalarından biri olduğu gerçeği de bu yazıyı zorunlu kılmaktadır.
İlber Hoca’yı ilk olarak 1993 yılında Ankara’da, Mustafa Çalık’ın Türkiye Günlüğü ofisinde tanıdım. MHP’li, ülkücü kimliğiyle bilinen Mustafa Çalık’ın bu ofisi, o dönemde adeta bir “New School” düşünce kuruluşu niteliği taşıyordu.
Merhum Çalık, bize adeta gölge doktora dersleri ayarlamıştı. Türkaya Ataöv, Yavuz Sabuncu gibi isimlerden dersler alıyorduk. Bu derslerden biri, sanırım tarih metodolojisiydi ve İlber Hoca tarafından veriliyordu. O günlerden zihnimde hâlâ tarihçi Tukidides yaklaşımı ve dikotomi kavramı yankılanmaktadır. Hoca ile birlikte Türkiye Günlüğü’nde iftar açmak bizim için ayrıcalıktı. Zira o dönem Hoca, mahallede sol-liberal olarak bilinirdi.
Ortaylı ile dostluğumuz Ankara’da ilerledi. Evine gider, eşinin hazırladığı yemekleri; kızı ve Malezya cinsi kedileri eşliğinde, onun muzipliği içinde yerdik. Hoca bir dönem kalp spazmı geçirmişti; refakat de etmiştik. O zamanlar, onun deyimiyle “Bahriye kolağası”ydım. Benim İstanbul tayinim ve istifam ile onun İstanbul’da hayatını yeniden kurması ve boşanması aynı döneme denk geldi.
Mahalleli güç sahipleri bugün bana “liberal aydınlarla iyi ilişki kuruyorsun, sonra köylü dediğin bizlere satıyorsun” türünden ithamlarda bulunur. O dönem ise bazı dostlarım, “İlber Hoca sana subay olduğun için değer veriyor” derlerdi. İlber Hoca’nın 1994 sonrası dönemi, mahalle belediyeciliğinin liberal açılımına denk geldi. Ankara’da bulamadığı hak edilmiş itibarı; İstanbul’da siyasal, iş dünyası ve elit çevrelerde, popülizm ve parayla birlikte buldu.
Ben de kısa bir özel sektör deneyiminden sonra STK ve düşünce kuruluşu faaliyetlerine yönelmiştim. Hoca ile zaman zaman tesadüfen karşılaşırdık. Bana “müstafi kolağası” diye takılırdı. Sonraları ise çabalarımın farkına varmış olacak ki, “Bunlar seni neden
değerlendirmiyorlar, şaşırıyorum” derdi. O saatten sonra ben de kendimi, subay itibarı kontenjanından aydın itibarı kontenjanına terfi etmiş sayıyordum.
İlber Hoca ile Ankara’da başlayan hukukumuzu ve dostluğumuzu daha da derinleştirmem gerekirdi. O, kendi şartlarında kapıyı ne kadar açık tutardı bilemem ama bugün için bu konuda pişmanlık duyduğumu söyleyebilirim. Seyrek görüşmemize rağmen bana hiç “hayır” demedi. Son olarak Musul Vilayeti belgesel çekimimde, hiçbir telif talep etmeden bir saatini ayırmıştı.
Bu yazının ana amacı elbette yalnızca bu kişisel hatıralar değildir. Asıl mesele, İlber Ortaylı’yı Fatih Türbe Haziresi’ne defnedilecek kadar sevdiren ve saydıran özelliklerin ne olduğuna cevap aramaktır.
İlber Hoca’nın temel akademik birikiminin İstanbul’a geldiği yıllara kadar oluştuğu, sonrasında ise bu birikimi görgü, arşiv ve popüler tarih anlatımıyla cilaladığı görüşüne katılıyorum. Bu durumun kökeni, nesep asaletine bağlı ailesinden başlayarak İstanbul’a uzanan kariyer yolculuğunda kazandığı birikimde yatmaktadır.
Onu İlber hocayı Anadolu’nun taşra kökenli, zeki gençlerinden Avrupa’ya bursla gidip orada devletçilik ve milliyetçilik yapan aydınlardan ayıran en önemli özellik; Orta Avrupa imparatorluk görgüsüne sahip, Kazan aydınlanma rüzgârından etkilenmiş kentli bir aileden gelmesi ve bu çevrede multidisipliner bir eğitim almasıdır. Zaten Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte entelektüel yük, Akçura, Gaspıralı, Bekkine ve Ağaoğlu gibi Kazanlı aydınlar tarafından taşınmıştı. İlber Hoca’yı bu geleneğin-zincirin son temsilcilerinden biri olarak görmek mümkündür.
Bizde ezbere dayalı, ben merkezli tarih eğitimi ve niteliksiz diziler dışında toplum, tarihini çoğu zaman yalnızca övünme aracı olarak görür. Ortaylı’nın, kendi tarihini sevmeyen bir topluma tarihini sevdirdiğini söylemek abartı olmayacaktır.
Hoca, tarih anlatımını bir ölçüde magazinleştirerek hikâyeyi muhafazakârın iftar sofrasına, seküler eğitimli orta kuşağın ise birahanesine kadar taşıyabiliyordu. Bir tarih anlatımını bu şekilde geniş kitlelere ulaştırmak; sanat, estetik, tarih ve turizm kültürünün birleşimini gerektirir. Bu açıdan Hoca, zaman zaman Kraliçe Viktorya’nın marangozunu Abdülhamid’in torununun evine, oradan da Dolmabahçe Sarayı’na bağlayan anlatılar kurardı. Osmanlı’yı sıklıkla Britanya, Rusya ve Orta Avrupa tarihi üzerinden sevdirirdi.
Kutuplaşmış bir ülkede, sadece kahramanlar, evliyalar ve hainlerden ibaret bir tarih anlatısını normalleştiriyor; tarihi herkesin kendi evinin hikâyesi haline getiriyordu. Bu süreçte arşiv verilerini ve sözlü kaynakları son derece mahir bir şekilde kullanıyordu.
Bilindiği üzere ülkedeki Osmanlı–Cumhuriyet gerilimini de kendi perspektifiyle adeta topraklıyor ve sürekliliğini teyit ettiriyordu. Abdülhamid, Talat ve Atatürk arasında makul bir süreklilik kurarak hem muhafazakâr çevreleri hem de CHP’li kesimleri ikna edebiliyordu.
Elbette hocanın zaafları da vardı; hepimiz kadar. Ancak çoğu zaman, anlaşılması gereken eleştirilerini kurduğu kavramların ve cümlelerin gölgesine saklayarak karar vericilere iletirdi. Siyaset, entelektüele çoğu zaman yakışmadığı gibi ona da yakışmazdı.
İlber Hoca, bu ülkenin çok ihtiyaç duyduğu bütünlük arz eden bir hafıza ve geçiş figürüydü. Muzipliği ve gırgır tavrı hem bugüne hem de geçmişe yönelik eleştirileri için bir tür koruma zırhı işlevi görüyordu.
Fatih Haziresi’ndeki yerini ona devletten önce tarih vermişti.
Hocanın ardından “Işıklar içinde uyusun” demiyorum. Ona, “Semadan yağan nurlar içinde yatsın” diyorum.


KURTLAR VADİSİ KOMÜNİTESİTARIK ÇELENK
12 EYLÜL’DEN BİR GÜN ÖNCEMUHARREM YELLİCE
BÜYÜK AMBALAJI ALDIM, DAHA UCUZA GELDİ!” DİYE DÜŞÜNMEYİN!AV İBRAHİM GÜLLÜ
GİRİŞİMCİ RUHLU KADINLARALYA ŞAHİN
ZAMAN VE TOPRAĞIN RİTMİIŞIK YARGIN
RESSAM MUSTAFA AYAZ VE ANSAN ÜZERİNEYUNUS YAŞAR
BEN Mİ HÜLYALI BİR ÇOCUKTUM YOKSA...OYA ÖZGÜR
NİYETİNİZ BATSIN!..VEDAT GÜRHAN
BAŞARI KAÇ PUAN?PINAR TEYİN
EMEKLİ MAAŞLARINDAKİ ADALETSİZLİKAHMET DİKİCİ
SORUN BELLİ , ÇÖZÜM İÇİN BEKLEMEYELİMMEHMET YENİKAYNAK
ÇULYEDİEŞREF URAL
GÖKKUŞAĞININ SEKİZİNCİ RENGİ EVLATBİHTER GÖRDÜ
YAPAY ZEKÂ UYANIKKEN KANUN KOYUCU UYUYAMAZTUGAY TOYDEMİR
EKONOMİDE HEDEFLERE ULAŞILABİLİR Mİ?PROF DR MUSTAFA YILDIRAN
ATATÜRK’ÜN İZİNDE OTELLER-5NİZAMETTİN ŞEN
ULUS DEVLETNURİ SEZEN
YENİ BİR EĞİTİM ÖĞRETİM YILINA BAŞLARKENHASAN YAKUP CANGÜVEN
ESENLİĞE GİDEN YOL BAKTIĞIMIZ PENCEREDEBAHAR UYSAL HAMALOĞLU
ANADİLİ DIŞINDA ESER VEREN TÜRK YAZARLARGAZANFER ERYÜKSEL
OSMAN ÖZKÖYLÜ ANTALYASPOR İÇİN DOĞRU HOCA MI?KAHRAMAN KÖKTÜRK
BİR MİLLETİN YENİDEN DOĞUŞUDUR 9 EYLÜLPROF DR RAMAZAN DEMİR
İNTERNET ALIŞVERİŞİNDE KARGO SORUNLARI: SORUMLU KİM?AV CÜNEYT KARASU
ÇİFTÇİYİ KAYBEDERSEK, MUTFAĞIMIZI KAYBEDERİZTALİP BAYRAM
HIDIRLIK KULESI’NDE GÜN BATIMI KONSERİ
BOZANER YENİDEN ADAY
BERKAY BAHAR, KADIN İŞİ DÜNYASININ BEKLENTİLERİNİ DİNLEDİ
OPERA VE BALE FESTİVALİ VERDİ’NİN GÖRKEMLİ OPERASI “ATTİLA” İLE BAŞLADI
GAZANFER ERYÜKSEL'İN GRAVÜRLER ŞİİR KİTABI ŞEY KİTAP'TA
MÜZİK TELİFİNDE 'TEK ÇATI, TEK FİYAT' TALEBİ
İMPARATOR ATTİLA KILICIYLA SAHNEYE ÇIKACAK
ANTALYA HAVALİMANI'NDA AĞUSTOSTA 5,8 MİLYON YOLCU TRAFİĞİ
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim





