- IMKB
% - Altın
6593.04
%0 - Dolar
49.6092
%0 - Euro
55.5788
%0
- GÜNCEL
- RESMİ İLANLAR
- SPOR
- SAĞLIK
- POLİTİKA
- EKONOMİ
- YAZARLAR
- EĞİTİM
- KÜLTÜR SANAT
- DÜNYA
- GENEL
- YEREL
- ASAYİŞ
- ÇEVRE VE İKLİM
- 13:18 - ADANA’DA İKİ GÜNDÜR KAYIP ŞAHIS NEHİRDE ÖLÜ BULUNDU
- 13:03 - OSMANİYE’DE YEM YÜKLÜ TIR ALEV ALDI, İTFAİYE EKİPLERİ SÖNDÜRDÜ
- 12:23 - TARSUS’TA ZEYTİNLER LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR İÇİN TOPLANDI
- 12:17 - ATSO'DA SANDIĞA REKOR İLGİ
- 12:03 - VALİ MASATLI, KIŞLAK MAHALLESİ’NDE AL BAYRAKLA KARŞILANDI
- 12:03 - ANTAKYA’DA ÜÇ KAMU HİZMET BİNASININ İNŞAATI SÜRÜYOR
- 12:03 - SAMANDAĞ’DA KULÜBEDE BAŞLAYAN YANGINDA GALERİDEKİ 3 ARAÇ ZARAR GÖRDÜ
- 11:58 - HBB’DEN SAMANDAĞ’DA ÜCRETSİZ SAĞLIK TARAMASI
- 11:58 - YAYLADAĞI KARA HUDUT KAPISI’NIN MODERNİZASYON ÇALIŞMALARI SÜRÜYOR
- 11:48 - MERSİN’DE ÜRETİCİLERE MAKİNE, FİDE VE HAYVAN DESTEĞİ
- 11:43 - TARİHİ KİLİKYA YOLUNDA TARİH VE DOĞA YOLCULUĞU
- 11:13 - BAŞKAN SÖZÜNÜ TUTTU, KÜÇÜK KIZ BİSİKLETİNE KAVUŞTU
- 11:08 - DEPREMZEDE ÇİFTİN ATA MİRASI AĞIZLARI TATLANDIRAN LEZZETLERİ MOBİL TATLICIYLA KENTİN DÖRT BİR YANINA ULAŞIYOR
- 11:08 - KPSS’Yİ 1 DAKİKA İLE KAÇIRDILAR
- 11:03 - OTOMOBİLLE ÇARPIŞAN MOTOSİKLETLİ METRELERCE SÜRÜKLENDİ
BAHAR UYSAL HAMALOĞLU / KONUK YAZAR


SESTEN SESSİZLİĞE, SESSİZLİKTEN SESE SALINAN SARKAÇTA
Sabahın sessizliğini seviyorum. Şafak vakti hiçbir şeyin nefes almadığı, hani her şeyin donakaldığı, sadece ışığın dallarda, çiçek saplarında, taç yapraklarında, apartman kapılarında, pencerelerde, balkon duvarlarında, dükkân tabelalarında oynaştığı, raks ettiği saatleri seviyorum. Ne yokuşta hızlanan arabaların lastik sesleri ne freni boşalmış gibi yokuş aşağı yuvarlanan kamyon sesleri ne boşu boşuna çalınan kornalar ne restorandan yayılıp pencereleri sallayan müzik var. O saatlerde okumayı, masa başına oturup yazmayı, dışarıya çıkıp ağaçların, çiçeklerin, bir arının, bir kedinin, boş bankların, çocukları bekleyen kaydırak ve salıncakların fotoğrafını çekmeyi seviyorum. Bir meditasyon biçimi olmaktan çok, içe yapılan bir yolculuk bu. Kendime kulak veriyorum; son bir yıldır yürek vuruşumun önden koşturduğunu, nefesimin ardımdan yetişmeye çalıştığının seslerini duyumsasam da gine de bu, benim için sessizlik. Petunyaların yapraklarından aşağıya süzülen çiğ damlacıklarının, karınca ordusunun kararlı ilerleyişinin, arının saniyede iki yüz elli kez çırptığı kanatlarının, amber lekeli, uzun bıyıklı sarışın kedinin patilerinin kaldırıma bıraktığı izlerin seslerini duymuyorum. Altından geçtiğim ağacın dalındaki saksağan havalandığında da yüzümü yalayan sadece hafif bir esinti. İşitme eşiğimin elli beş desibele düşmesinin etkisi bu sessizlikte belirleyici bir etken; biliyorum. Farkına varıyorum her yaşın sessizliğinin farklı olduğunu. Belki bu da, bu yaşa bir armağandır zira bedenin, gönlün, ruhun dinlenmeye, sükûnete gereksinim duyduğu yaşlar, tam da bu yaşlardır.
Günümüzde sessizliğin bir lüks olduğunu düşünüyor Norveçli kâşif ve yazar Erling Kagge. Kuzey, Güney Kutup noktalarına ve Everest Dağı'nın zirvesine ulaşan ilk insan olan Kagge, sessizliği keşfetmeye hayatının önemli bir dilimini ayırmış. Bu sadece dış gürültüden kaçmakla değil, onu rahatsız eden her şeyi etkisiz hâle getirmek için içsel bir sessizliği bulmakla ilgili. Bunu, Antarktika'da yalnız başına yürüyerek geçirdiği elli gün boyunca öğrenmiş. Orada, uçsuz bucaksız beyaz enginliğin ortasında, içsel bir aydınlanma yaşadığını, çevresiyle bir bağlantı kurduğunu ifade ediyor. Filozof Martin Heidegger’in "Dünyayla birleştiğinizde dünya kaybolur," sözünü kendisinin de deneyimlediğini ekliyor sözlerine. Gerçeklikle yeniden bağlantı kurmak için olmazsa olmaz koşul olan sessizlik konsantre olmak için de zorunlu çünkü Kagge'nin de açıklamalarında görüldüğü gibi, Microsoft'un bir araştırmasına göre, 2000 yılından bu yana, altında kaldığımız, bizi içine alıp sürükleyen dijital çığ nedeniyle dikkat süremiz on iki saniyeden sekiz saniyeye düştü. ‘’Gürültü Çağında Sessizlik’’ kitabının yazarı Kagge ‘’Kendinizi dünyadan soyutlamak, çevrenize sırtınızı dönmek değil, dünyayı biraz daha net bir şekilde görmek, rotanızdan sapmamak ve hayatı sevmeye çalışmakla ilgilidir.” diye not düşüyor. Savunduğu şey her gün bir süreliğine bağlantıyı kesmek ve her zaman ulaşılabilir olmanın gerekli olmadığını kavramak. Kagge’nin en büyük başarısı Güney Kutbu'na ulaşmak değil. Ona göre bu, teknik olarak sadece bir ayağı diğerinin önüne belirli sayıda koymaktan ibaret. Asıl başarının günlük hayatta sessizliği bulmayı bilmek olduğu tezini savunuyor. "Bu sayede bazen şair William Blake gibi, sonsuzluğu bir andan ayırt edemiyorum." diyen Kagge, Masumiyetin Kehanetleri'nden şu güzel dizeleri anımsıyor, anımsatıyor:
"Bir kum tanesinde bir dünya,
bir kır çiçeğinde bir cennet görmek,
avucunda sonsuzluğu,
bir saatte ebediyeti tutmak."
İletişimi kolaylaştırmak için geliştirdiğimiz teknoloji günümüzde milyonlarca insan için sürekli bir stres, dikkat dağıtma ve zihinsel yorgunluk kaynağı hâline geldi. Sürekli bağlantıda olduğumuz ve mutlak erişilebilirliğin örtük bir beklentisinin hâkim olduğu bir kültürde yaşıyoruz. Sorun teknolojinin kendisi değil, sağlıklı sınırlar oluşturmanın zorluğu. Dijital aşırı yüklenme olarak tanımlanan bu durum, aldığımız bilgi miktarı onu işleme kapasitemizi aştığında, sinirlilik, kaygı, uyku güçlüğü, zihinsel yorgunluk, konsantrasyon sorunları ve sürekli olarak bunalmışlık hissine neden oluyor.
Tarihte insanlığın hiç bu kadar çok iletişim fırsatı olmamıştı; sessiz kalmak giderek zorlaşıyor gibi görünüyor. Uyandığımızda çoğu kişinin ilk işi telefonlarına bakmak oluyor. Bazı mesleklerdeyse geceleri de telefonla iletişim zorunlu. Sokaklarda, caddelerde, parklarda, otobüste, dolmuşta, yemek yerken, yürürken kulaklıklarıyla müzik, dijital yayın dinleyenleri görünce annemi anımsıyorum; sessizlikle kavgalı annemi, kardeşim uzakta, ben aynı kentte çalışıyorken ses olsun diye televizyonu evden çıkana dek kapatmayan annemi… Sessizlik sadece sesin yokluğu değil; aynı zamanda, mesajların sürekli geldiği ve platformların bizi kendisine bağlı tutmak için rekabet ettiği bir toplumda, yanıt verme, fikir beyan etme, üretme ve dikkat etme taleplerini, anlık da olsa, askıya alma olasılığı. Ne yazık ki zaman ilerledikçe bu olasılığın azaldığını görüyoruz. Her zaman incelenecek bir haber, bekleyen bir konuşma, yorum yapılacak bir gönderi veya bilinmesi şart gibi görünen yeni bir bilgi bizi alesta bekliyor. İletişim, ihtiyaç duyduğumuzda gerçekleştirdiğimiz bir faaliyet olmaktan çıkıp kaçınılması zor, kalıcı bir duruma dönüşüyor. Güney Koreli filozof Byung Chul Han, çağdaş toplumlardaki iletişimin görünürlüğünün nasıl sürekli taleplere dönüştüğünü incelediğinde, kendimizi gösterme, deneyimlerimizi paylaşma ve her zaman ulaşılabilir olma baskısının, mahremiyet alanımızı daralttığını saptıyor. Bir deneyimi yaşamak da artık yeterli gelmiyor günümüz homo sapiensine; onu fotoğraflamak, yayınlamak veya içeriğe dönüştürmeyi kendisine ertelenemez ve vazgeçilemez bir görev biliyor. Hatta dinlenme anları bile belgelenip sadece çıplak ya da parmak arası terlikli ayaklar sergilenebilir hâle geliyor. Deneyim tabii ki belgelenebilir ve sergilenebilir; biz değer kazanması için iletilebilir bir biçim alması gerektiğini hissettiğimizdeyse özel karakterinin değerinden bir kısmını kaybediyor. Ancak sorun sadece çok fazla paylaşım yapmakla ilgili değil; aynı zamanda dikkatle olan ilişkide de olumsuz anlamda etkili. Her bildirim bir aktiviteyi kesintiye uğratıyor ve zihinsel odağımızı değiştirmemize neden oluyor. Bir konuşma bir habere karışıp siliniyor; bir okuma bir videoyla yarıştığında geçmiş tarafından sahipleniliyor; bir dinlenme ânı bir mesaj alma beklentisiyle ikide bir kesiliyor. Her kesinti önemli bir zarar oluşturmasa da birikim uzun süreli konsantrasyon kabiliyetimizi engelliyor ve bizi az önce deneyimlediklerimizi işlemeden önce yeni uyaranlar arama alışkanlığına itiyor.
Sessizliğin farklı işlevleri var; bir fikre incelenecek kadar uzun bir süre tanıyor, bir duygunun ifade edilmeden anlaşılmasına ve bir deneyimin gerçekleştikten sonra anlam bulmasına olanak sağlıyor. Çevremizde olup bitenlere tepki verirken her zaman ne düşündüğümüzü tam bilemiyoruz; bazen kendimizi tekrarladığımız bir görüşten ayırmak veya bir konuşmanın bizi o anda açıklayamadığımız bir şekilde nasıl etkilediğini anlamak için her şeye, herkese mesafe koyma gereksinimi duyuyoruz. Fransız filozof Blaise Pascal'ın sessizlik ve insan mutsuzluğu üzerine söylediği en ünlü söz şu: “İnsanın bütün mutsuzluğu, bir odada sessizce oturamamasından kaynaklanır.” Pascal'a göre insanların yalnız kalıp sessizliğe tahammül edememesinin temel nedeni, sessizlik anında insanın kendi varlığıyla, zayıflıklarıyla ve en önemlisi ölümlülüğüyle yüzleşmek zorunda kalması. İnsanın bu ağır gerçeklerden ve içsel huzursuzluktan kaçmak için kendisini sürekli dış dünyaya, işe, konuşmaya, eğlencelere veya kalabalıklara attığını, yaşanılan huzursuzluğun çoğunlukla dış dünyadaki gürültülerden değil, dışarıdaki gürültü kesildiğinde insanın kendi iç sesiyle baş başa kalmasından doğduğunu ifade ediyor. Belki de kişi o gürültü sustuğunda kendisiyle karşılaşmaktan korktuğu için kaçıyor, kendi içinden kaçmak için de kalabalıklara sığınıyor.
Pascal, meseleye dinsel bir boyuttan baksa da bu konunun yanı sıra önemli bir soruyu gündeme getiriyor. Hissettiklerimizle yüzleşmemek için neden sürekli olarak dikkatimizi meşgul etmeye ihtiyaç duyuyoruz? Dikkat dağıtma bize hak ettiğimiz bir dinlenme olanağı sunabilir, ancak aynı zamanda ertelemeyi tercih ettiğimiz soruları sormaktan kaçınmanın bir yolu da olabilir. Pascal’ın analizinden yola çıkarak tüm iletişimin yüzeysel olmasının veya yalnız kalmanın üstün bir varoluş biçimi oluşturduğu sonucuna varmak yanlış olur. Başkalarıyla konuşmak, bilgi edinmemizi, bağlar kurmamızı, acıyı paylaşmamızı sağlar. İnternet, daha önce birçok insanın erişemeyeceği fikirlere, topluluklara ve deneyimlere erişimi kolaylaştırmıştır. Sorun bağlantıda olmak değil, sorun ne zaman bağlantıda olmak istediğimize ve ne zaman dikkatimizi başka bir şeye yönlendirmemiz gerektiğine karar verme yeteneğimizi kaybetmektir. Ayrıca, dayatılmış sessizlik ile seçilmiş sessizlik arasında da bir fark var; kendisini toplumdan tecrit etmiş biri için, iletişim eksikliği bir problem yaratırken başka biri için, uyaranlardan geçici olarak uzaklaşmak, konsantrasyonu ve özerkliği yeniden kazanma fırsatı olabilir.
Düşünüyorum; sessizlik arayışımda dünyanın en sessiz odasına çekilebilir miydim seve isteye? A.B.D.’nin Minnesota eyaletinin Minneapolis kentindeki Orfield Laboratuvarında, ses şiddetinin - 9.4 desibel olduğu bu oda işitme cihazlarının testlerini gerçekleştirmek amacıyla kurulmuş. Sessiz olarak nitelenen yerlerde bile ses şiddeti 30 ile 60 desibel arasında. Yüksek ve düşük frekanstaki seslerin sönümlenip yokluğa karıştığı bu yankısız odada sadece göğsümden gelen kalp atışlarımı, damarlarımda akan kanın, kulağımdaki örs, üzengi, çekicin ve ağzımdaki tükrüğün deviniminin seslerini dinleyerek kaç dakika kalabilirdim? Belki o birkaç dakika sonrası kendimi kentin en işlek caddesine atardım. Anladığım şu ki istediğim mutlak bir sessizlik değil. Görmeyi isteyeceğim ama seslerinden muaf olacağım canlılarla bir arada olmanın göreceli sesizliği arzuladığım. Mola olarak özlediğim sessizlik, seyahatlerinde tanığı olduğu doğu felsefelerinden etkilenen Meksikalı şair Octavio Paz için kısır bir boşluk değil, günlük hayatın gürültüsünün gizlediği şeyleri duyabileceğimiz kutsal bir alan. Şiirinde şöyle tanımlıyor:
Sessizlik
Tıpkı müziğin derinliklerinden
bir notanın doğduğu gibi
titreşerek, büyüyerek, incelerek
taa ki başka bir müzikte sessizliğe büründüğü gibi
işte öyle, sessizliğin derinliklerinden
başka bir sessizlik fışkırır
keskin bir kule, bir kılıç gibi
ve yükselir, ve büyür, ve bizi şaşırtır;
ve o yükseldikçe, dökülüp gider
hatıralar, umutlar,
küçük yalanlar ve daha büyükleri;
haykırmak isteriz, ama boğazımızda
eriyip kaybolur o çığlık:
öyle bir sessizliğe dönüşürüz ki
orada tüm sessizlikler susar.
Bir es vermek gerekiyor hayatın bazı günlerinde, dönemlerinde. Gine de hayatın, sevdiklerimle birlikte, iletişimde olacağım dakikalarda anlamlı olduğuna inanmaktan vazgeçmiyorum. Sesin sessizliğe, sessizliğin sese yerini bıraktığı bir sarkaç mıdır hayat döngüsü? Bir nesnenin, bir kimsenin, bir durumun yokluğunda varlığının değerini anlamak ve öğrenmektir belki de hayatın bize verdiği derslerinden biri. Vazgeçmiyorum.

SESTEN SESSİZLİĞE, SESSİZLİKTEN SESE SALINAN SARKAÇTABAHAR UYSAL HAMALOĞLU
BAYRAM GELİRKENNURİ SEZEN
ADALET, YAŞAM VE VİCDAN ÇIĞLIĞIGAMZE AFERİN DEMİRBAĞ
KANADA BAŞBAKANI HAZIR GELMİŞKEN…HÜSEYİN KARABULUT
ŞÜPHE İNANCIN DÜŞMANI MI?TARIK ÇELENK
“KIRKMERDİVEN” EDEBİYAT DERGİSİ VE “ANSAN” 2YUNUS YAŞAR
HERKES, DEĞER VERDİĞİNE MÜSAİTTİRMELTEM YUVARLAK
BULUTLARA DOKUNAN KADINIŞIK YARGIN
DOĞAL SERMAYE BÜTÇESİCEM ARÜV
SOKAKLAR KONUŞUYORGÖZDE SARI
MAVİ SESRAZİYE GÖK AKTAŞ
BAŞARIYA KOŞANLARALYA ŞAHİN
BIRAKALIM ARTIK ŞU KOLTUKLARIAHMET DİKİCİ
23 EKİM… VAN’IN YARASI, HEPİMİZİN YÜREĞİNDE!OYA BOYSAN
ANTALYA'NIN GURURU, TÜRKİYE'NİN SANAYİ GÜCÜ: YÖRÜKOĞLUSÜLEYMAN EKİN
İSTANBUL’DA BALIK KÜLTÜRÜTALİP BAYRAM
HAZMEDEMİYORSAN, SODA İÇECEKSİN!..VEDAT GÜRHAN
ŞAİRİN ÖLÜMÜ VE SONRASI-7GAZANFER ERYÜKSEL
LAİK EĞİTİM, ÇOCUĞUN ÖZERKLİĞİ VE DİNÎ SİMGELERMUHARREM YELLİCE
AKDENİZ’DE JEOPOLİTİK ŞOK: MAVİ VATAN’DA TARİHİ TESCİL!İZZET ÜNLÜ
DOĞANIN DİLİNİ NEDEN ANLAMAK İSTEMİYORUZ?AHMET İLBARS
KALEMŞÖRLERİN MANİPÜLASYONUNA DİKKAT!!!ALİ İHSAN DİLMEN
TAZİYE OYUNLARI İSLAM TOPLUMLARINDA ESKİ BİR GELENEKBİHTER GÖRDÜ
İNDİRİM ALGISINA DEĞİL, GERÇEK FİYATA BAKIN!AV İBRAHİM GÜLLÜ
ALTIN PORTAKAL KORTEJİNDE YILDIZLAR GEÇİDİ YAŞANACAK
ALTIN PORTAKAL'IN UNUTULMAZLARI
'1915' DAMGALI ASKERİ SEDYEYİ TARİHE EMANET ETTİ
DÖŞEMEALTI HALILARININ HİKAYESİ CUMHURİYET MEYDANI'NDA
ÖZDEMİR'DEN ALTINTAŞ AÇIKLAMASI
XIX. VERONA AVRASYA EKONOMİK FORUMU İSTANBUL’DA DÜZENLENİYOR
SELİN YARATTIĞI OLUMSUZLUKLAR GİDERİLMEYE ÇALIŞILIYOR
EYLÜL'DE ANTALYA HAVALİMANI'NDA 5 MİLYON YOLCUYA HİZMET VERİLDİ
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim





