Bugün 11 Temmuz 2026 Cumartesi
  • Antalya28 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6224.72
    %0
  • Dolar
    46.9427
    %0
  • Euro
    53.6176
    %0

MÜJGAN AKBÜLBÜL ÇELİK / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
MÜJGAN AKBÜLBÜL ÇELİK / KONUK YAZAR

VİTRİN ZENGİNLERİ, GÖNÜL FAKİRLERİ: 'MİŞ GİBİ' YAŞAMAK

11 Temmuz 2026 Cumartesi 21:15

 

Geçen gün bir kafede arkadaşımı beklerken, dış mekânda oturan birini izledim. Önünde dünyanın en pahalı kahvelerinden biri, masada son model bir telefon, hemen yanında da lüks bir arabanın anahtarı vardı. Görüntü kusursuzdu.

Derken kahvesinden bir yudum aldı, yüzünü ekşitti. Telefonuna gelen bir mesaja—muhtemelen bir faturaya—göz attı ve derin bir iç çekti. O an anladım; karşımda oturan bir insan değil, özenle hazırlanmış bir sergi vardı.

Biz ne ara kendimizi unutup, başkalarının gözündeki “biz” olmaya başladık?

Sırf “Ne kadar havalı!” desinler diye ayaklarımızı sıkan ayakkabılar giyiyoruz. Bize yakışmayan kıyafetleri üzerimize geçiriyoruz. Damak tadımıza zerre uymayan yemekleri gurme görünmek uğruna kaşıklıyor, anlamadığımız hâlde entelektüel görünmek için operaları ayakta alkışlıyoruz. Oysa bütün bunların vardığı yer aynı: Özde büyüyen kocaman bir boşluk.

İnsan, çocukluğunda alamadığı o koşulsuz sevgiyi, yetişkinliğinde başkalarının hayranlığıyla telafi etmeye çalışıyor. “Beni sevmiyorsanız bile bana imrenin,” çığlığıdır bu. Kendini ait hissetmediği her akıma, her fikre, her zevke dışlanmamak adına “Evet” diyen insan, aslında kendi benliğine en büyük “Hayır”ı söylüyor.

Keşke bu sadece bireysel bir zaaf olsaydı. “Her koyun kendi bacağından asılır.” der geçerdik. Ama bu “miş gibi” yaşama hastalığı, kanserli bir hücre gibi çekirdek aileden başlayıp toplumsal dokumuza, oradan da kurumlara ve devlet yönetimlerine kadar yayılıyor.

Tıpkı borç batağında yüzdüğü hâlde kapısına en lüks cipi çeken, cebinde çay parası yokken masaya en pahalı telefonu bırakan o tanıdık figür gibi… Toplumlar ve yönetimler de bazen dünyaya gösterişli bir ihtişam tablosu sunma yarışına giriyor. İçeride eğitim can çekişirken, adalet topallarken, ekonomi alarm verirken; dışarıya karşı sahnelenen “Her şey yolunda” oyunu, aslında kırılgan gerçeklerin üzerini örten ince bir perdeden başka nedir?

Karnımız aç ama iPhone’umuz var. Benzinimiz yok ama jipimiz var. İşimiz yok ama havamız bin beş yüz…

Peki bu illüzyon nereye kadar sürecek?

Alkışlar sustuğunda, ışıklar söndüğünde ve o çok önemsediğimiz “el âlem” evine döndüğünde elimizde ne kalacak? Birkaç gösterişli fotoğraf mı? Yoksa borçlar, hazımsızlıklar ve yapayalnız kalmış bir ruh mu?

Hayatı bir tiyatro sahnesine çevirmekten, kendimizi de o sahnenin figüranları gibi yaşamaktan vazgeçmek zorundayız. Gerçek bir tas çorbanın, sahte bir havyardan; içten bir sohbetin, yapmacık ilişkilerden çok daha kıymetli olduğunu anladığımız gün iyileşmeye başlayacağız.

Aksi takdirde, başkalarının alkışları arasında kendi hayatımızın cenaze namazını kılmaya devam edeceğiz.

Bu yazı toplam 229 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim