- IMKB
% - Altın
7189.56
%0.09 - Dolar
48.0989
%0.09 - Euro
56.086
%0.05
- GÜNCEL
- RESMİ İLANLAR
- SPOR
- SAĞLIK
- POLİTİKA
- EKONOMİ
- YAZARLAR
- EĞİTİM
- KÜLTÜR SANAT
- DÜNYA
- GENEL
- YEREL
- ASAYİŞ
- ÇEVRE VE İKLİM
- 00:16 - KURTDERELİ YAĞLI GÜREŞLERİ'NDE BAŞPEHLİVAN MUSTAFA TAŞ OLDU
- 00:01 - İKİ MEDENİYETİN İZİNİ TAŞIYAN 800 YILLIK KÖPRÜ
- 23:38 - APARTMAN DAİRESİ YANGINDA KULLANILAMAZ HALE GELDİ
- 23:12 - CHP SERİK'TE YENİ YÖNETİM BELLİ OLDU
- 23:03 - EĞİRDİR GÖLÜ'NDE CANSIZ BEDENİ BULUNDU
- 22:48 - PARK HALİNDEKİ KAMYONETE ÇARPAN MOTOSİKLET SÜRÜCÜSÜ YARALANDI
- 22:39 - İKİ OTOMOBİL ÇARPIŞTI: 1 ÖLÜ, 2 YARALI
- 22:25 - DAİRE KULLANILAMAZ HALE GELDİ
- 22:13 - ELEKTRİK DİREĞİNDE ERKEK CESEDİ BULUNDU
- 21:28 - MEVLİD KANDİLİ’NDE ABDÜLHAMİD HAN CAMİİ DOLDU TAŞTI
- 20:48 - MERSİN’DE SİBER DOLANDIRICILIK OPERASYONU: 6 ŞÜPHELİ TUTUKLANDI
- 20:48 - MERSİN’DE SOKAK SATICILARINA OPERASYON: 2 TUTUKLAMA
- 18:18 - BURDUR’DA TÜRK BAYRAĞINA TÜFEKLE ATEŞ EDİLDİ: VALİLİKTEN AÇIKLAMA
- 18:08 - DÖRT YILDIZLI OTELE ÇEVRE KİRLİLİĞİ TUTANAĞI
- 17:08 - MERSİN’DE YÜZME KURSLARINDAN BİN 330 KİŞİ FAYDALANDI
GAZANFER ERYÜKSEL / KONUK YAZAR


YÜZ YILDA İNSANIMIZ GÜNLÜK TUTMAYA NEDEN UZAK DURDU?
Yalçın Duman, Eylül ayından başlayarak Antçev’de (Antalya Çağdaş Eğitim ve Kültür Vakfı) edebiyat programlarını hazırlayıp sunmaya başladı. Ekim ayındaki etkinliği aşağıdaki sunumla duyurdu.
“Şiir dili, imge ve metafor kurgusuna dayalı anlatımını, nesir diline de dayatmaya mı başladı?
Edebiyatta, türler arası geçişten ne anlıyoruz ve hangi türler birbirine daha fazla geçiş yapıyor?
Yüz yıllık Edebiyat eğitimimizde insanımıza neden günlük tutmayı öğretemedik?
Edebiyatın deneme türü, niçin baş köşeye oturdu?”
Bir öğretim yılında işlenmesi gereken derinlikli konuları çift imbik bir anlatımla sundu. İzleyenler de keyif aldılar, hatta soru ve yorumlarıyla da katkı verdiler.
Bu yazımda “Yüz yıllık edebiyat eğitimimizde insanımıza neden günlük tutmayı öğretemedik?” konu başlığı üzerinde durmak istiyorum. Ancak soruyu “Yüz yılda insanımız günlük tutmaya neden uzak durdu?” diye değiştirmek istiyorum. Çünkü okullarda yapılacak günlük bir eğitimle insanlara 'günlük' tutmaları öğretilemez. Günlük tutma bir yaşam biçimi ve hayat felsefesinin türevidir; ritmik bir disiplin de ister.
Yüz yıldan devam edelim.
Nüfusumuzun %80’i kırsalda yaşamaktadır. Köy sayısı 40 bin. Okul yok, yol yok, evler kerpiç, tarım çağın gerisinde ve en ilkel şekilde yapılıyor. Cumhuriyet'in kurulduğu yıl, belediyeler, il özel idareleri ve genel bütçeye bağlı olarak toplam 78 hastane ve dispanser ile 4.595 hasta yatağı ve toplam 560 hekim, 554 sağlık memuru, 136 ebe, 69 hemşire, 4 eczacı mevcut.
Toplam 12 milyon olduğu tahmin edilen nüfus ise açlık, yoksulluk, sefaletin yanı sıra sıtma, trahom, verem, frengi, lepra, çiçek, kolera, tifo, tifüs, ankilostam, nekator ve benzeri bulaşıcı hastalıklarla boğuşmakta.
Cumhuriyet'in ilan edildiği 1923-1924 eğitim öğretim yılında Türkiye’de 4894 ilkokul, 10.238 öğretmen 341.941 de öğrenci bulunmakta. Eğitim ve öğretim Osmanlı Devleti’nden kalan Arap alfabesiyle Türkçe okuyup yazmaya çalışan öğrenciler ve öğretmenlerle yapılmaktadır.
Genç Cumhuriyet Osmanlı’dan şifahi bir toplum devralmıştır. Hani Yahya Kemal der ya, "Şarklı konuşur Garplı yazar”
Var olan öğretmenlerin sadece yüzde 32’si öğretmen yetiştiren kurumlardan, yüzde 68’i medreselerden, imamlardan ve askerliğini yapmış, okuma-yazma bilenlerden karşılanmakta.
Nüfusun yüzde 80’i köylerde yaşarken, öğretmenlerin yüzde 78’i şehirlerdedir. Okulların yüzde 24,7’si, öğretmen yokluğundan kapalıdır.
1927 sayımında nüfusun sadece yüzde 4,7'si okur-yazardır, ki bunun da tamamına yakını şehirlerde yaşamaktadır. Erkeklerin yüzde 77'si, kadınların yüzde 92'si okuma yazma bilmemektedir.
Öğretmen açığını kapatmak amacıyla, 7 Mart 1921 günlü bir kanunla; öğretmen, öğrenci ve medrese mensuplarının askerlikleri ertelenmiştir.
3 Mart 1924’te çıkarılan Tevhid-i Tedrisat (öğretimin birleştirilmesi) Yasası ve 1 Kasım 1928’deki Harf Devrimi ile eğitim alanına önemli kazanımlar sağlanmış, ancak eğitim ve öğretmen yetiştirme sorunu henüz çözülememiştir.
Yetişen şehir kökenli öğretmenlerin, tümüne yakını şehirlerde görev almakta, köylere atanan az sayıdaki öğretmen de kısa süre içinde şehre dönmenin bir yolunu bulmakta ya da öğretmenliği bırakıp şehirde başka işlerde çalışmaktadır. Çalıkuşları pek yoktur.
Öğretmen yokluğundan yararlanan Cumhuriyet karşıtı güçler, okulların yerini, eski yöntemle illegal olarak yürüten imamlarla doldurmaktadırlar. Köylerdeki çocukların tamamına yakını, cami hocalarından eğitim almaktadır.
Bu kısır döngü, Köy Enstitüleri’nin açılmasıyla kırılır ancak, topluma egemen olan ekonomik yapı büyük toprak sahiplerinin denetimindedir. 1945 sonrası ABD baskısı da başlayınca Köy Enstitüleri’nin kurucusu İsmail Hakkı Tonguç ve dönemin Milli Eğitim Bakanı görevden alınır ve Bakanlığa Şemsettin Sirer adlı gerici, tarikatçı bir bakan atanır. Yapılan ilk iş Köy Enstitüleri’ndeki uygulamalı derslerin kaldırılması ve öğretmen ve yönetici kadroların görevden alınması olmuştur. Tabelada Köy Enstitüsü yazsa da bu okullar artık öğretmen okulu hâline gelmiştir. Bu okulların tabelasını Adnan Menderes değiştirir. Artık adları Öğretmen Okulu’dur.
Köy Enstitüleri’nin ardından ağıt yakmak değil, hangi sebeplerle kapatıldığını analiz etmek konusunda bugün bile yeterli adım atılmamakta, kişisel çabalar yetersiz kalmaktadır. Bir toplumda egemen ekonomik yapıyı değiştirmeden eğitim-öğretim sistemini değiştirmek, şekilde görüldüğü gibi zordur, hatta imkânsızdır.
Biz neden günlük tutamıyoruz, sorusunun yanıtına hızla yaklaşıyoruz.
Bu satırların yazarı 1970 yılında liseyi bitirir. Lisede klasik yazılı sınavlar yapılmaktadır hatta bitirme sınavı da vardır. Aynı yıl girdiğimiz üniversite sınavında karşımıza dört kitapçık ile test sınavı çıkar. Lise son sınıfta, şu an adını hatırlamadığım bir öğretmenimiz, bize kendi hazırladığı 30 soruluk bir test deneme sınavı yapar. Test soru tekniğini bilin, üniversite sınavında sorular böyle olacak, bari görün istedim, der.
Ne güzel bir insan kaynakları anlayışı değil mi? Ah güzel ülkem ah… Büyük şehirlerde üniversite sınavları için özel dershaneler açılmaya başlanmıştır bile.
Gelelim okumadan yazmanın imkânsızlığına…
Japonya'da toplumun yüzde 14′ü, Amerika'da yüzde 12′si, İngiltere ve Fransa'da yüzde 21′i düzenli kitap okurken, Türkiye'de yalnızca ON BİNDE BİR kişi kitap okumaktadır.
Günümüzde gençlerimiz öğretimin her aşamasında test ile sınava tabi tutulmaktadır. Liseyi bitirip de dört işlemi ve çarpım tablosunu bilmeyen gençlerimiz vardır.
2,5 milyon öğrencinin girdiği TYT'de (Temel Yeterlik Sınavı) matematik sorularında 305 bin aday sıfır çekmiştir.
Klasik yazılı sınav yapılamadığı için salt kompozisyon dersi ile öğrencinin yazarak bir konuyu anlatmasının ne derece imkânsız olduğu gerçeğiyle Türkiye yüzleşmek zorundadır.
Bütün bunlardan sonra 100 yılda günlük tutan bir toplum olmamız kaçınılmazdır. Selçuklu ve Osmanlı Devletleri dönemlerinde halkına kendi dilini kendi alfabesiyle öğretmeyen bir yönetim anlayışının getirdiği seviye budur. Bırakınız dünyanın yaşını veya 12 bin yıllık Göbeklitepe’yi, Sümer’den bu yana 100 yıl, bir toplumun tarihinde kısa bir süredir. Biz her şeyi ortalama insan ömrü ile ölçtüğümüz için de sıkıntı çekiyoruz.
Günümüz dünyasında bilgisayar ve internet teknolojisinin içinde yaşıyoruz. Gelişen teknolojiyi yadsıyacak değiliz. Ancak mesele teknolojiyi kimin ve neyin yararına kullanacağız. Egemen her yapı kendi iktidarını sürdürmek için kadro yetiştirir.
İnsanlığa dayatılan, 21. yüzyılın yeni köleci çağ olmasıdır. İşbirlikçiler içerden küresel çeteler dışardan Türkiye’yi kendi çıkarları için şekillendirmenin peşindedirler ve şimdilik de başarılı gibi gözükmektedirler. Ancak Türk Milleti'nin karşı hamleyi ne zaman yapacağını bilemedikleri için de telâş içindedirler.
Tarih yaşananların ve yaşatılanların günlüğünü tutmaya devam ediyor.
TARAFIM ENSAR, KAĞAN, MEVLÜTKAHRAMAN KÖKTÜRK
ATLAS HAN’IN ÇIĞLIĞIAHMET DİKİCİ
YEMEKTEKİ KIL KİME AİT?AV İBRAHİM GÜLLÜ
BAĞLAROYA ÖZGÜR
EDEBİYAT SİNEMASIZ OLUR AMA, SİNEMA EDEBİYATSIZ OLMAZ"YUNUS YAŞAR
KÜRESEL ISINMADAN İKLİM DİRENÇLİ GELECEĞEIŞIK YARGIN
HEGEL’DEN NİETZCHE’YE İNSAN TOPLUM KURTULUŞ SORUNUMUHARREM YELLİCE
VATANSEVERLİK DUYGULARINI SİLMEKNURİ SEZEN
YILDIZLARA BAKARKEN DÜŞENLER 3 : DOĞAN AVCIOĞLUEŞREF URAL
ATATÜRK'ÜN İZİNDE OTELLER-2NİZAMETTİN ŞEN
HAMLET'İ OMLET SANAN TURİZMTUGAY TOYDEMİR
YENİ PARTİ VE 677 SAYILI KAPATILMA KANUNUTARIK ÇELENK
TAŞ PLAKTAN ŞARKILARGAZANFER ERYÜKSEL
DAĞBELİ GÜNLÜKLERİBİHTER GÖRDÜ
KADIN GÜÇLENİRSE, TOPLUM NEFES ALIRGÜLŞEN ARAS GÜLMEZ
MANCACILARSERDAR YILMAZ
BEDENSİZ AKILDAN KORKUYORUZ; PEKİ YA AKILSIZ BEDENLERDEN?BAHAR UYSAL HAMALOĞLU
EMEKLİLİK BİR BİTİŞ DEĞİLMÜJGAN AKBÜLBÜL ÇELİK
METRUK KONAKLAR VE AHŞAP KAPILARIN HİKAYESİAHMET İLBARS
BENZERLİKLER BAZEN İYİDİRALİ İHSAN DİLMEN
AKDENİZ'DE KARTLAR YENİDEN DAĞITILIYORİZZET ÜNLÜ
CANSEVER’İ UĞURLARKEN…HASAN YAKUP CANGÜVEN
NİĞDE’NİN GÖRÜNEN VE GÖRÜNMEYEN GÜZELLİKLERİYUSUF YILDIRIM
KİRLİ ELLERİNİZİ ÇOCUKLARDAN ÇEKİN!GÖZDE DOLAYMAN
HEM KALAYCI HEM ŞAİR
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ AFETZEDE ÜRETİCİNİN YANINDA
SICAK ÇARPMASINDA HAYATİ TEHLİKE
AFETLERE KARŞI DİRENÇLİ KENT İŞ BİRLİĞİ
DMD HASTASI TAHA MİRAÇ İÇİN ZAMAN DARALIYOR
AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ ÇEVRE HİZMET ÖDÜLLERİ AÇIKLANDI
YAZ GRİBİNDE 'ANİ SICAKLIK DEĞİŞİMİ' VE 'KLİMA' UYARISI
ANAHTAR PARTİ KONYAALTI İLÇE BAŞKANI KESEKLER'DEN ÇERÇEVE YASA'YA TEPKİ
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim





