Bugün 03 Mart 2026 Salı
  • Antalya8 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    7610.33
    %2.36
  • Dolar
    43.9501
    %0.04
  • Euro
    51.5416
    %-0.83

MÜJGAN AKBÜLBÜL ÇELİK / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
MÜJGAN AKBÜLBÜL ÇELİK / KONUK YAZAR

FATMA NUR ÇELİK ANISINA…

03 Mart 2026 Salı 21:30

 

İlgisiz ailelerin gölgesinde büyüyen, sevgiyi azar işitmeden öğrenemeyen çocuklar var bu ülkede. “Senden bir şey olmaz” cümlesiyle büyütülen, daha çocukken umutsuz vaka ilan edilen gençler var. Sevgi yerine eleştiri, rehberlik yerine kıyas, anlayış yerine yargı verildi onlara.

Sonra soruyoruz:
“Neden öfkeliler?”
“Neden bu kadar tahammülsüzler?”

Evinde duyulmayan çocuk, sokağa sesini taşır.
Sokakta duyulmayan ise öfkesini büyütür.

Televizyonlarda şiddetin sıradanlaştığı, tartışma programlarında bağırmanın güç sayıldığı, Meclis’te birbirine fiziki müdahalenin olağanlaştığı bir atmosferde; gençten sükûnet ve sağduyu beklemek ne kadar gerçekçidir? Rol model olması gerekenlerin öfkeyi meşrulaştırdığı bir zeminde, gençlere sabır ve sorumluluk dersi vermek ne kadar inandırıcı olabilir?

Bir yanda ekonomik kriz altında ezilen aileler,
Bir yanda ekranlarda sergilenen lüks hayatlar…

Bir genç telefonuna bakıyor ve soruyor:
“Neden ben değilim?”

Bu soru zamanla kıskançlığa, kıskançlık öfkeye, öfke değersizlik duygusuna dönüşüyor. Değersizlik hissi ise bireyin aidiyet bağlarını zayıflatan, toplumsal kopuşu hızlandıran en güçlü psikolojik etkenlerden birine dönüşüyor.

Gençlere yön verecek, onları üretime, sanata, spora ve bilime yönlendirecek kamusal alanların ve destek mekanizmalarının yetersizliği, bu kopuşu daha da derinleştiriyor. Ait olma ihtiyacını sağlıklı zeminde karşılayamayan gençler, bu ihtiyacı çoğu zaman riskli gruplar içinde arayabiliyor.

Her suç haberinden sonra yükselen “en ağır ceza” talepleri ise sorunun yalnızca sonuç boyutuna odaklanan refleks oluyor. Oysa henüz reşit olmamış bir çocuğa ilişkin tartışmalarda, yalnızca cezai yaptırımın şiddetini artırmayı talep etmek, çocuk suçluluğunun arka planındaki asıl faktörleri göz ardı etmek anlamına gelmiyor mu?Çocuk ve ergenlerin suça sürüklenmesinde aile içi ihmal, sosyal destek eksikliği, ekonomik yoksunluk, eğitim sistemindeki kırılmalar ve rol model yetersizliğinin belirleyici olduğunu hepimiz biliyoruz.

Bu nedenle, hukuki sorumluluk ile toplumsal sorumluluğu birbirinden ayırmak mümkün değil gibi duruyor.Suç işleyen çocuk yargılanır; ancak onu bu noktaya getiren ihmaller zinciri de aynı ciddiyetle sorgulanmalıdır. Aksi hâlde cezalandırma, sorunu çözmekten ziyade, yeniden üretme riskini taşımaz mı?

Bu toplum görmezden gelmeye devam ederse…
Daha çok öğretmen hedef olur.
Daha çok çocuk suça sürüklenir.
Daha çok can yanar.

Sorun gençlikte değil.
Sorun, sevgisizliğin normalleşmesinde.

Sevmeyi unuttuk.
Dinlemeyi bıraktık.
Güvenmeyi erteledik.
Belki de en acısı, umut etmeyi bıraktık.

Oysa bir çocuğu kurtarmak için bazen bir kişinin gerçekten dinlemesi yeter.
Bir genci ayağa kaldırmak için bazen bir öğretmenin inancı yeter.
Bir toplumu iyileştirmek için ise önce dilimizi, sonra kalbimizi değiştirmemiz gerekir.

Sevgi zayıflık değildir.
Merhamet güçsüzlük değildir.
Anlamak, teslim olmak değildir.

Bir nesil kayıp değil aslında.
Biz onları kaybetmemeyi seçebiliriz.

Çünkü sevgisizliğin bedeli ağırdır.
Ama sevginin iyileştirici gücü hâlâ mümkündür. ‎

Bu yazı toplam 235 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim