Bugün 31 Temmuz 2026 Cuma
  • Antalya28 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6183.72
    %-1.1
  • Dolar
    47.512
    %0.14
  • Euro
    54.8279
    %-0.07

GÖZDE SARI / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
GÖZDE SARI / KONUK YAZAR

DUMAN ÇÖKMEDEN ÖNCE

31 Temmuz 2026 Cuma 21:20

 

Gökyüzünü gri bir perde gibi kaplayan dumanlar, helikopter sesleri ve küllerin arasında yazılan kahramanlık hikâyeleri... Her yaz aynı filmi izliyoruz. Temmuz ayının son günlerinde Türkiye’nin dört bir yanında çıkan yangınlar, ekiplerimizin üstün gayretiyle kontrol altına alındı. Bu kapasiteye sahip olmak sevindirici. Ancak duman köylere, ormanlara ve ciğerlerimize çöktükten sonra gelen başarı, hep eksik kalmış bir başarıdır. Asıl mesele, duman henüz gökyüzünü kaplamadan, o ilk kıvılcım çakmadan evvel çaresizliği değil, önlemi örgütleyebilmektir.

Çinli stratejist Sun Tzu’nun Savaş Sanatı’ndaki o zamansız ilkesini doğayla kurduğumuz ilişkiye uyarlarsak; “En büyük zafer, savaşılmadan kazanılan zaferdir.” Alevlerin ortasında gösterilen kahramanlık takdire şayandır; ancak o savaşa hiç gerek bırakmayacak bir sistem inşa etmek asıl akılcı yaklaşımdır.

Orman Genel Müdürlüğü’nün resmî stratejisi önleme, söndürme ve rehabilitasyon olmak üç ayak üzerine kuruludur. Kâğıt üzerinde önleme birinci sırada yer alsa da, gerçekte her yaz en büyük kaynak, en büyük enerji ve en büyük takdir söndürme safhasına gidiyor. Oysa küresel iklim krizinin getirdiği aşırı sıcaklar, düşük nem ve şiddetli rüzgârlar yangın riskini artık katlanarak artırıyor. Yangınların büyük çoğunluğunun insan kaynaklı olduğu bilinen bir gerçekken, her yıl aynı seferberliği bir kader gibi yaşamak derin bir sistem sorununa işaret ediyor. Söndürme filolarına harcanan devasa bütçelerin küçük bir kısmını proaktif tedbirlere ayırmak, hem maliyet hem de kayıp açısından en rasyonel yoldur.

Peki, bu reaktif kısırdöngüden çıkmak için neler yapılabilir?

Öncelikle dikim politikalarının yeniden ele alınması gerekiyor. Saf çam ormanları yangına en elverişli ortamı yaratıyor. Karışık meşçereler, yapraklı türlerle desteklenmiş koruma kuşakları ve yörenin doğal türlerine öncelik verilmesi, yangının hem çıkma hem de yayılma riskini azaltıyor. Yeni ağaçlandırmalarda biyolojik çeşitliliği esas almak, uzun vadede en ucuz ve en etkili doğal kalkandır.

Teknolojiyi ve erken uyarı sistemlerini de bu mücadelenin merkezine koymak zorundayız. Yangınla mücadelede asıl başarı, duman gökyüzünü kaplamadan müdahale edebilmektir. İHA’lar, yapay zekâ destekli termal kamera ağları ve erken uyarı sensörleri söndürme altyapısının değil, önleme stratejisinin temel taşı olmalıdır.

Bununla birlikte, yangın anındaki lojistik ve altyapı yönetimini de bu önleyici yaklaşımın bir parçası yapmak zorundayız. Antalya ve Muğla’daki büyük orman yangınlarında acı bir şekilde tecrübe ettiğimiz üzere, yangın anında ana yolların ve ulaşım arterlerinin kapanması müdahale kapasitesini felce uğratabiliyor. Yoğun duman, yola devrilen ağaçlar veya kontrolsüz ilerleyen alevler nedeniyle ana arterler kapandığında; bir yandan bölgenin güvenli tahliyesi imkânsızlaşıyor, diğer yandan oluşan araç kuyrukları arazözlerin, su tankerlerinin ve ilk müdahale ekiplerinin yangın yerine ulaşmasını engelliyor. Bu nedenle orman içi yangın emniyet şeritlerinin düzenli bakımı kadar, orman içinden veya çevresinden geçen ana yolların yangına dirençli tampon bölgelerle korunması, alternatif tahliye güzergâhlarının önceden belirlenmesi ve kriz anında trafik akışının kesintisiz sağlanması hayati bir zorunluluktur.

Elektrik hatlarının ıslahı da göz ardı edilemeyecek bir diğer risk alanıdır. Orman içinden geçen nakil hatlarında kopma, ark oluşması veya bakımsızlık kaynaklı yangınlar her yıl artıyor. Hatların periyodik bakımı, riskli güzergâhların haritalanması ve mümkün olan yerlerde hatların yer altına alınması, “ihmal” kaynaklı kıvılcımları ciddi oranda azaltacaktır.

Anız yakma alışkanlığı ise en inatçı sorunlardan biri olmaya devam ediyor. Tarımsal atıkların yakılması, ormana sıçrayan yangınların önemli bir kısmını oluşturuyor. Cezalar caydırıcı kılınmadıkça ve anıza işleme ya da biyokütle değerlendirme gibi alternatif çözümler desteklenmedikçe bu tablo değişmeyecektir. Tarım ve Orman kurumlarının ortak denetim ekipleri kurması bu sorunu çözmede kilit bir adım olabilir.

Son olarak orman köylüsünün sürece dâhil edilmesi büyük önem taşıyor. Yangına ilk müdahaleyi çoğu zaman en yakın köylü yapıyor. Ancak kırsalda genç nüfus azalıyor, gelir kaynakları daralıyor. Orman köylüsünü eğitilmiş yangın gönüllülerine dönüştürmek, onlara ek gelir sağlamak ve ilk müdahale ekiplerini yerelleştirmek hem sosyal hem de operasyonel bir kazanımdır.

Söndürme kapasitemiz her geçen yıl güçleniyor. Bu sevindirici bir haber. Ama asıl başarı, yangını çıkmadan engellemek ve çıktığında henüz kıvılcım aşamasındayken yakalamaktır.

20. yüzyılın önemli çevre filozofu Hans Jonas, Sorumluluk İlkesi adlı eserinde etik görevlerimizin sınırını çizerken şöyle der: “Öyle hareket et ki, eylemlerinin etkileri dünyadaki insan yaşamının kalıcılığıyla bağdaşabilsin.”

Orman yandıktan sonra “keşke” demenin bedeli, sadece küllere dönen ağaçların sayısıyla ölçülmüyor. O bedel, gelecek nesillerin yaşam hakkından ve onlara bırakacağımız yeşil mirastan çaldığımız her bir parçadır.

Ve o miras, her yaz aynı kahramanlık hikâyesini yazmak zorunda kalmayacağımız gün gerçekten korunmuş olacaktır.

 

Bu yazı toplam 562 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim