Bugün 02 Şubat 2026 Pazartesi
  • Antalya14 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6476.58
    %-4.58
  • Dolar
    43.4941
    %0
  • Euro
    51.5822
    %-0.06

MUHARREM YELLİCE / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
MUHARREM YELLİCE / KONUK YAZAR

KIVILCIMLI ÜZERİNDEN KURULAN YENİ BİR MİTOLOJİ

02 Şubat 2026 Pazartesi 10:10

Sayın Eşref Ural’ın Makalesi üzerine.

Bir düşünürü hapishane yıllarıyla, dramatik ölümüyle ya da “yerli” söylemiyle parlatmak kolaydır; zor olan, onun siyasal tezlerini egemenlik ve bağımsızlık açısından soğukkanlı biçimde tartışmaktır.

Türkiye entelektüel yaşamında geçmiş figürlerin dramatik yaşam öyküleri veya ideolojik sembolleri, tartışmanın analitik derinliğini gölgede bırakabiliyor. Hikmet Kıvılcımlı’nın hapishane yılları, kanserle mücadelesi veya hatıra mektupları anlatı değeri taşısa da; siyasal fikirleri duygusal portreler üzerinden meşrulaştırılamaz. Bir düşünürün değeri, ne kadar duygusal anlatıldığıyla değil, çözüm önerilerinin egemenlik, bağımsızlık ve toplumsal gerçeklik bağlamında tuttuğu yerle ölçülür.

Kıvılcımlı’nın Halk Savaşının Planları gibi eserlerinde, iç mobilizasyon kadar dış destek beklentisi (özellikle Sovyetler Birliği’nden) kritik bir faktör olarak öne çıkar. Bu, ne kadar yerli söylemlerle süslenirse süslensin, dış merkezli bir stratejiyi normlaştırma riskini taşır. Bir ülkenin siyasal dönüşümünü “başka bir jeopolitik merkeze” bağlamak; millî egemenlik söylemiyle çelişir. Kıvılcımlı anılan eserinde; devrim için iki koşul vardır. İç yedek güçler ki bunlar köylüler, işçiler öğrenciler ve devrime gönül vermiş dinamik güçlerdir. Bu güçler içeride devrimi başlatır , dış yedek güç olan Sovyetlerden yardım ister diye yazıyor. Böyle bir bakışın savunulabilir yanı yoktur.

Siyasal tartışmanın merkezinde soru açık olmalıdır: Türkiye’nin bağımsızlık hedefi ile bir devrimin veya siyasetin uluslararası güç dengelerine bağlanması nasıl bağdaştırılabilir?

Eşref Ural’ın yazısında, Mustafa İslamoğlu gibi İslamcı  isimlerin Kıvılcımlı’ya yönelik olumlu değerlendirmeleri yer alır. Ancak bir İslamcı aydının takdiri, Kıvılcımlı’nın önerdiği siyasal modelin dış politika sonuçlarını ortadan kaldırmaz. Bir düşünürün şahsî erdemleri veya ahlaki duruşu, onun stratejik tezlerinin millî çıkar ve bağımsızlıkla bağını sağlamlaştırmaz.

Yazar Mustafa İslamoğlu Türkiye’de edebiyat ve fikir dünyasında bir figür olarak bilinir; Necip Fazıl ekolünden gelen bir yazardır. Ümmetçi kesimle,  proletere algı siyasi bakış açısından benzerdir. İkisi de milli yapıya karşıdır. Bu bakımdan tenkit, fikirlerinin siyasal zemindeki anlamı ve güncel tartışmalarda nasıl kullanıldığı yönünüyle  yapılmalıdır.

Bir entelektüelin geçmişte yaşamış olması, onu tartışmanın odağı hâline getirmek için yeterli değildir. Özellikle bu tartışma siyaset teorisinin uluslararası güç ilişkileriyle bağını maskelemek için kullanılıyorsa buna dikkat etmek lazım.

Ural’ın Kıvılcımlı–Nazım Hikmet polemiğini, Kıvılcımlı’yı “özgün sol”un temsilcisi olarak sunması, sol içi hizip tartışmalarını millî bir direniş kanıtı gibi göstermeye çalışır. Oysa bu tür polemikler, dönemin örgütsel ve ideolojik ayrışmalarının ürünüdür; doğrudan millî siyasetle ilişkilendirilemez.

Geçmişteki çeşitli aydınların, örneğin Mehmet Ali Aybar, Behice Boran, Sadun Aren ve Uğur Mumcu gibi, tek bir etiket altında idealize edilmesi, tarihin karmaşıklığını yansıtmaktan uzaktır. Bu kişilerin Sovyetler Birliği’ne ya da dış destek beklentisine dair görüşleri birbirinden farklıdır. Aralarındaki farkları yok saymak, geçmişi ideolojik bir senaryoya dönüştürür.

Hikmet Kıvılcımlı ve diğer figürler üzerine kurulan anlatılar, ne kadar duygusal bir dille yazılırsa yazılsın, siyasal stratejilerin bağımsızlıkla ilişkisi üzerine kurulmalıdır. Kıvılcımlı’nın tezleri, dış destek beklentisiyle doğrudan ilişkilendirildiği sürece, “yerli devrimci” imajı tutarlı olmaktan çıkar. Kıvılcılcımlı Sovyet ideolojisini benimseyen bir dogmatiktir. Düşünce hayatındaki yeri elbette tartışmaya değerdir. Ancak onu kusursuz devrimci figürüne dönüştürmek onun dış destek içeren tezlerini görünmez kılar. Erzurum kongresinde Amerikan mandacısı fazla olmasına rağmen Atatürk Manda ve himaye kabul edilemez hükmünü ayet gibi kongre zabıtlarına geçirdi. Kaldı ki Atatürk bir defa sol ve sosyalizm kelimesini siyasi manada kullanmadı.

Bugün ihtiyacımız olan şey, geçmişi romantize etmek değil, onu gerçekleriyle eleştirel ve tarihsel bir bağlamda yeniden okumaktır. Siyasal teorilerin değeri, egemenlikle ve toplumsal gerçeklikle kurdukları bağ üzerinden değerlendirilir, trajedilerle ya da dış takdirlerle değil.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------

KAYNAKLAR

1-Halk savaşının Planları. Çeşitli baskılar.

2-Eşref Ural.Yıldızlara Bakarken Düşenler.Son Haber

3-Nazım Hikmet.Anılar ve TKP.dönemi tartışmalarına ilişkin derleme metinler.

 

Bu yazı toplam 136 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim