Bugün 29 Mart 2026 Pazar
  • Antalya13 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6495.18
    %2.16
  • Dolar
    44.3489
    %0
  • Euro
    51.3612
    %-0.34

BAHAR UYSAL HAMALOĞLU / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
BAHAR UYSAL HAMALOĞLU / KONUK YAZAR

YOL KABUL ETMEKTEN GEÇİYOR

29 Mart 2026 Pazar 19:52

 

    Yirminci yüzyılın en büyük psikiyatristlerinden Viktor Frankl, Nazi Almanya'sının ölüm kamplarından sağ kurtuldu. Kitabı, ‘’İnsanın Anlam Arayışı’’, herkesin okuması gereken hayat değiştiren kitaplardan biri. Frankl, gecenin bir yarısı kendisini arayıp intihar etmek üzere olduğunu bildiren bir kadının hikâyesini anlatır. Frankl, depresyonu konusunda onunla dakikalarca konuşur, ona yaşamaya devam etmesi için sebepler sunar. Sonunda kadın canına kast etmeyeceğine söz verir ve sözünü de tutar. Daha sonra tanıştıklarında, Frankl, onu yaşamaya ikna edenin söylediklerinden hangisi olduğunu sorar. Kadın ‘’Hiçbiri" der ve devam eder. Yanıtı basittir; Frankl'ın gecenin bir yarısı onu ‘dinlemeye isteği.’ Başkasının acısını dinlemeye hazır birinin olduğu bir dünya ona yaşamaya değer bir dünya gibi gelmiştir. Çoğunlukla, farkı yaratan parlak bir sav değil. Verebileceğimiz en büyük hediye, bazen, sadece dinlemek.

      İçinde bulunduğumuz çağ hız ve iletişim çağı. Herkesin konuştuğu ancak çok azımızın dinlediği bir dünyada yaşıyoruz. Genellikle dinlemek olarak geçen eylem, kişinin bir sonraki monologu için düşüncelerini toplamak üzere bir ara vermesi. Zihnimiz söylemek üzere olduğumuz kelimeleri  görselleştirmeye başlamadan, kendi düşüncelerimiz tarafından dikkatimiz dağıtılmadan veya kendi dünyamızda tamamen kaybolmadan derinlemesine dinlersek, sadece konuşulan kelimeleri değil, aynı zamanda bunların ardındaki duyguları ve niyetleri duymaya ve kendimizi tam olarak anlamaya adarsak belki de mucizevi bir şeyi gerçekleştirebiliriz. Dinlemek, konuşma sırasının gelmesini beklemekle ilgili değil, diğer kişinin paylaştıklarını özümsemek ve ona duyulduğunu, takdir edildiğini ve anlaşıldığını hissettirmekle ilgili. Bu, normal bir sohbetten daha derin bir bağlantı çünkü gerçekten dinlediğimizde empatiye ve gerçek bağlantıya kapıyı açabiliriz.

     İletişim sürecinin ayrılmaz bir parçası olan dinlemek bazılarınca sanat olarak görülüyor. Belki de insana zor gelen bu eylemi gerçekleştirebilmek için tevazu gerekiyor. Bu alçakgönüllülük bilmediğimiz ya da gözden kaçırdığımız dünyaları bilmenin, görmenin olası olduğuna yürekle inanmaktan geçiyor. Dinlemek kişilere ve nesnelere yansıttığımız yüzümüzü barındıran kapalı odamızdan çıkmak, kendi sınırlarımızı geçip başka bir  yola çıkmaya eşdeğer. Hiçbirimiz ne dünyanın merkeziyiz ne de her şeyi bir bütün olarak, tam anlamıyla doğru ve kusursuz görüyoruz. Çarpık, eğri, eksik, hatalı görebildiğimizi kabullenmemiz, gerçekten dinlemek, can kucağıyla dinlemek için bir başkasının dünyasında var olmayı istemeliyiz. 

     Kimse kimseyi dinlemediğinde sözcüklerin ne anlamı ne değeri kalır. Bu köprü eksikse iletişim hiçbir zaman gerçekleşmez, bu yüzden kendimizi nasıl ifade edeceğinizi bilmek kadar dinlemeyi bilmek de önemli. Süreçten dinlemeyi çıkardığımızda  geriye kalan sadece bir monolog; zihinsel gevezeliğimizin sınırları içinde dolanıp durduğumuz bir yer. Bir monologdan oluşan pasif bir süreç değil, aktif olarak alıcı rolünde olduğumuz bir eylem, dinlemek. Karşımızdakinden, yanımızdakinden aldığımız bilgileri  işitip, işlediğimiz bir eylem. Sözcüklere, tonlamalara, arada verilen eslere, söylenenlere ve söylenmeyenlere dikkat edebilir, söylenmemiş şeylerde yüz ifadeleri, jestler yoluyla da beden diline kulak kesilebiliriz.

     Davula kulak vermeyen kendi söyleyip kendi dinleyenlerin çoğunluğu oluşturduğu günümüzde dinlemenin bir erdem, bir armağanmış gibi  görülmesi pek de şaşırtıcı değil. Dinlemek için kulak kesilmek, tam anlamıyla orada olan kişinin sözlerine odaklanmak, zihnin yanı sıra yürekle de dinlemeyi gerektiriyor. Dinlemekten yana söze başladığımda aklıma ‘’Binbir Gece Masalları’’ geliyor. Hindistan ile Çin arasında bir adada hüküm süren Fars Kralı Şah Şehriyar’ın öyküsü. Kral, karısının kendisini aldattığını öğrenince intikamını almaya karısını öldürterek başlar. Başlar başlamasına da içi bir türlü soğumaz. Vezirine her gün ona yeni bir kadın getirmesini emrettiğinde çoktan kafasında ferman hazırdır kadınlar için. Her gece odasına yeni bir kadın alan Şehriyar, geceyi geçirdikten sonra, sabah tan ağardığında kadını idam ettirir. Bu bir süre böyle devam eder. Vezirin akıllı kızı Şehrazad, bu kötü gidişata son vermek için bir plan kurar ve Şehriyar'ın bir sonraki eşi olmaya aday olur. Evlendikleri geceden başlayarak, kardeşi Dünyazad'ın hikâye dinlemeden uyuyamadığını söyler ve her gece Şehriyar’a Dünyazad'ın da yardımıyla çok güzel ve heyecanlı hikâyeler anlatmaya başlar; ama tam şafak vakti geldiğinde, en heyecanlı yerinde, hikâyeyi yarıda bırakır. Hikâyenin sonunu merak eden Şehriyar, Şehrazad'ın  ertesi gece devam edebilmesi için, o gecelik Şehrazad'ın idamını erteler. Her gece bir önceki masalın sonunu getirip yeni birini anlatmaya başlar ve yine tam tan vakti aynı şey tekrarlanır. Kitabın sonuna kadar yer alan hikâyeler, Şehrazad'ın Şehriyar'a anlattığı hikâyelerdir. Sona gelindiğinde, Şehrazad üç erkek çocuğu doğurmuştur. Kralın kadınlara olan öfkesi ve kötü düşünceleri dinmiş, Şehrazad'ın sadakatine inanmıştır.


     Şehriyar dinlemeyi öğrenmiştir. Peki ya bizler? Başkalarını dinlemenin ilk adımı, farkındalıkla anda bulunmaktır. Bu, kişinin kendini o ana kaptırmasını, zihinden bedene inmesini, duyularını harekete geçirmesini gerektirir. O anda orada olmak için gözlerini ve varlığını diğerine açması gerekecektir; bazen yargılanma veya incinme korkusu olmadan, diğerinin açılmasına izin vermek için kollarımızı da açmamız gerekebilir. Dinlemek zor görünebilir, hele kendimizi hiç dinlemediysek, duygularımızı netleştirmek için hiç durmadıysak, duyumlar, duygular arasındaki ayrımları kavramayı hiç başaramadıysak, bu daha da zor olabilir. Dinlemeyi bilmek zamanla gelişen bir sanattır çünkü kendimizi ne kadar çok dinleyebilirsek başkalarını o kadar iyi dinleyebiliriz. Kendi içimizde, kendimize ne kadar çok alan yaratabilirsek, başkaları için de bunu o kadar çok başarabiliriz. Kimse tarafından dinlenmediğimizi, hoş karşılanmadığımızı hissediyormuş gibi sürekli alan kaplamaya gereksinim duymayız. Eğer ihtiyacımız olduğunda, yargılanma veya incinme korkusu olmadan kendimizi ifade edebileceğimiz bir iç oda yaratabileceğimizi bilirsek o zaman aramızdaki boşluğu sözcüklerimizle, açgözlülükle işgal etmeyiz, bastırılmış düşüncelerimizi sanki taşkın bir nehirmiş gibi düzensiz bir şekilde dışarı dökmeyiz. Kendimizi dinledikten sonra, sessizlikle karşılayarak ötekine yer açabiliriz ve diyalog da tam da bu alanda doğar. İyi bir dinleyici olası dünyaların yeni kaşifi olmak için adaydır. Taocu felsefede konuşma, kendinizi başkalarına ifade etmenin bir yoludur. Dinlemekse, başkalarını kendimize kabul etmenin yolu. Kulak asmamazlık etmeden, sakallı sakalsız aldırış etmeden, yarım kulakla değil can kulağıyla, kulak vererek dinleyip kabul etmek, kabul edilmek umudunu tüm bu dünya gürültüsüne karşın taşımayı istiyorum

Bu yazı toplam 166 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim