Bugün 25 Mart 2026 Çarşamba
  • Antalya13 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6495.18
    %2.16
  • Dolar
    44.3489
    %0
  • Euro
    51.3612
    %-0.34

AHMET İLBARS / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
AHMET İLBARS / KONUK YAZAR

İNSAN ÖZGÜRLÜĞE MAHKUMDUR

25 Mart 2026 Çarşamba 19:11

Dünyaya gelişimiz bir tercih değil, bir fırlatılış hikâyesidir. Hiç kimse bize hangi coğrafyada, hangi genetik mirasla veya hangi toplumsal sınıfın kucağında uyanmak istediğimizi sormadı. Jean-Paul Sartre’ın varoluşçu evrenine adım attığımızda bizi karşılayan ilk soğuk gerçek şudur: Biz, bizden önce hazırlanmış bir senaryonun içine figüran olarak bırakıldık. Ancak oyunun geri kalanı, o ilk sahneden sonra tamamen bizim kalemimize teslim edilmiştir.

Sartre’ın o sarsıcı ifadesiyle söylersek; "İnsan özgürlüğe mahkumdur."

Bu ifade, içinde hem bir müjdeyi hem de bir trajediyi barındırır. Müjdedir; çünkü üzerimizdeki tüm kaderci zincirleri kırıp atar. Trajedidir; çünkü artık sığınacak hiçbir bahanemiz, suçlayacak hiçbir nedenimiz kalmamıştır. Sartre’a göre bir nesnenin, örneğin bir kâğıt bıçağının özü varoluşundan öncedir. Bir zanaatkâr onu belirli bir amaç için tasarlar. Ama insan farklıdır. İnsan önce vardır; dünyaya gelir, boşlukta yürür ve ancak sonradan kendi özünü inşa eder.

Bu inşa süreci her zaman huzurlu bir yolculuk değildir. Bazen, varoluşun o ham ve anlamsız çıplaklığıyla karşı karşıya kalırız. Sartre buna "Bulantı" der. Gündelik koşturmacanın, unvanların ve alışkanlıkların maskesi düştüğünde; dünyanın aslında bizim yüklediğimiz anlamlar dışında tamamen yabancı ve "fazlalık" olduğunu fark ederiz. Bu bulantı, aslında bir uyanıştır. Nesneleşmiş bir dünyada, kendi özgürlüğümüzün farkına vardığımız o tekinsiz ama kıymetli andır. Kendi kaderinin mühendisi olacak kişi, önce bu bulantıyı göğüslemeli, varlığının sorumluluğunu dış dünyadan alıp kendi ellerine vermelidir.

Ancak bu özgürlük yolculuğunda karşımıza aşılması gereken büyük bir engel çıkar: Diğer insanlar. Sartre’ın o çok yanlış anlaşılan "Başkaları cehennemdir" sözü, aslında tam olarak bu noktaya parmak basar. Başkasının bakışı bizi dondurur; bizi bir "mühendis", bir "yönetici" ya da bir "başarısız" olarak yaftalayıp nesneleştirir. Başkalarının zihnindeki o sabit imgelere hapsolduğumuzda, özgürlüğümüzü kaybederiz. Eğer kendimizi sadece başkalarının bizi gördüğü gibi tanımlarsak, cehennem tam olarak orasıdır. Kendi özünü yaratmak isteyen birey, bu dışsal yargıların (cehennemin) arasından sıyrılıp kendi tanımını yapma cesaretini göstermelidir.

Sartre’da özgürlük, sonsuz bir sorumlulukla ikiz kardeştir. Her seçim, aslında tüm insanlık adına verilmiş bir karardır. "Seçim yapmamak da bir seçimdir." Hayatın akışına kapılıp gitmek, rüzgârın önündeki bir yaprak gibi savrulmak, aslında kendi varlığımızı bir "nesneye" indirgemektir. Sartre buna Kötü İnanç (Mauvaise Foi) der. Kendimizi "şartlar böyle gerektiriyor" yalanıyla uyuttuğumuz her an, aslında özgürlüğümüzden feragat ediyoruzdur.

LinkedIn akışlarında başarı hikayeleri ve unvanlar havada uçuşurken, Sartre bize şöyle fısıldar: "İnsan, kendi için ne yapmışsa odur." Sahip olduğunuz diplomalar ya da oturduğunuz koltuklar sizin "özünüz" değildir; onlar sadece dünkü seçimlerinizin tortusudur. Gerçek varoluş, her sabah yeniden başlar. "Önemli olan, bize yapılanla bizim ne yaptığımızdır."

Kaynaklar:

Varoluşçuluk Bir İnsancıllıktır (Can Yayınları)  

Bulantı (Can Yayınları) | Gizli Oturum

Kirli Eller (İthaki Yayınları)

Bu yazı toplam 167 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim