Bugün 17 Şubat 2026 Salı
  • Antalya14 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    7017.97
    %0.04
  • Dolar
    43.7368
    %0.06
  • Euro
    51.9145
    %0.13

EŞREF URAL / JOURNAL-KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
EŞREF URAL / JOURNAL-KONUK YAZAR

ÖZÜR DİLEYEN AYDINLAR (2): NAZIM HİKMET

17 Şubat 2026 Salı 00:25

 

“Cumhur Reisi Atatürk’ün Yüksek Katına

Türk Ordusunu ‘isyana teşvik’ ettiğim iddiasıyla 15 yıl ağır hapis cezası giydim. Şimdi de Türk Donanmasını ‘isyana’ teşvik etmekle töhmetlendiriliyorum. Türk inkılabına ve senin adına and içerim ki suçsuzum. Askeri isyana teşvik etmedim… Deli, serseri, mürteci, satılmış, inkılap ve yurt haini değilim ki bunu bir an olsun düşünebileyim. Askeri isyana teşvik etmedim. Senin eserine ve sana, aziz olan Türk dilinin inanmış bir şairiyim. Sırtıma yüklenen ve yükletilebilecek hapis yıllarını taşıyabilecek kadar sabırlı olabilirim. Büyük işlerinin arasında seni bir Türk şairinin felaketi ile alakalandırmak istemezdim. Bağışla beni. Seni bir an kendimle meşgul ettimse, alnıma vurulmak istenen bu ‘inkılap askerini isyana teşvik’ damgasının ancak senin ellerinle silinebileceğine inandığımdandır. Başvurabileceğim en inkılapçı baş sensin. Kemalizm’den ve senden adalet istiyorum. Türk inkılabına ve senin başına and içerim ki suçsuzum”.

Bu mektup 18 Ağustos 1938 günü postaya verildi, muhtemelen Ağustos sonlarında Çankaya’ya ulaşmış olmalı. Ama ne büyük talisizlik, tam da M. Kemal Paşa’nın sağlığının çok kötüye gittiğinin ve belki de sayılı günleri kaldığının anlaşıldığı günler… Zaten Nazım Hikmet’in hayatı hep böyle talihsizlikler içinde geçmiştir diyebiliriz. Bu sahne de o alışıldık Nazım Hikmet tahilsizliklerinden birisiydi sadece. Ama elbette sonuncusu olmayacaktı.

Anlaşılacağı üzere, mektupta Şair Nazım Hikmet kimseden özür falan dilemiyor. Sadece suçsuz olduğundan emin bir mahkum sıfatıyla derdini ve masumiyetini devletin en tepesine anlatma ihtiyacı duyuyor. Ama ne yazık ki bu son derece edepli, samimi ve seviyeli mektup Mustafa Kemal Paşa’ya iletilmiyor. Paşa bu güzel mektubu okumuş olsaydı Nazım’ın kaderi değişir miydi, elbette bilemeyiz. Ama Nazım’ın öz be öz dayısı ve Atatürk’ün çocukluktan bu yana ayrılmaz arkadaşı Ali Fuat Paşa (Cebesoy) elbette bir şeyler yapma gayreti içerisindedir. Ne yapar eder konuyu bir şekilde Atatürk’e, hasta yatağında, açarlar. Paşa bu konuda sadece, “Ali Fuat, halimi görüyorsun, mareşali üzmeden bir şeyler yapmaya çalışın” der, hepsi bu kadar. Mareşal dediği, dönemin Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak Paşa’dır. Özetle, Atatürk birkaç ay içerisinde yaşama veda eder, akabinde dünya savaşı başlar ve bunca hayhuy içerisinde Nazım Hikmet mahpushanelerde resmen unutulmaya terk edilir.

Ama bana göre Nazım’ın asıl “özür dilediği” metin bu mektup değil, o meşhur “Kurtuluş Savaşı Destanı” adlı ırmak şiirdir. Türk dilinde yazılmış en iyi Milli Mücadele şiiri budur ve hâlâ da daha iyisi yazılamamıştır. Yazılma hikayesi şöyle başlar; Yıl 1939. Gazi Paşa göçeli tam bir yıl olmuştur, yeni bir dünya savaşı başlamıştır ve devlet katında artık hiç kimse Nazım Hikmet isimli bir şairin haksız yere mahpuslarda yattığıyla ilgilenecek durumda değildir.

Bazı iddialara göre Nazım Hikmet’in kafasına bir kurtuluş savaşı şiiri yazma teklifi bu günlerde annesi Celile Hanım ve dayısı Ali Fuat Paşa tarafından sokulur. Nazım, hiç itiraz etmeden kabul eder ve annesinden, başta Nutuk olmak üzere, bazı kitaplar ister ve 1939’da başladığı bu destanı iki yıl içinde bitirir. Eser hiç kuşkusuz muhteşem bir milli mücadele destanıdır, bu şiirdeki dizeleri okuyup da etkilenmeyecek insan herhalde yoktur. Ama ne yazıktır ki bu çaba da işe yaramayacak, Nazım Hikmet ömrünün 13 senesini Anadolu’nun çeşitli ceza evlerinde geçirecek ve ta 1951 yılında Menderes affı ile çıkabilecektir.

Evet, hiç kuşkusuz Nazım Hikmet komünisttir, bunu bizzat kendisi söylüyor. Peki ama, bir insanın komünist olması, onun ömür boyu mahpushanelerde, üstelik hakikaten hiç suçu olmadığı halde, çürümesine gerekçe olabilir mi? Yani bu adamın Türk diline hizmet eden, Türk kültürünü yücelten pek çok eser yazmış olmasının hiç mi önemi yok? “Madem komünisttir, çürüsün gebersin beton duvarların arkasında!” Bu mudur büyük devlet olmak? Bu mudur büyük millet olmak? Şair dediğin biraz “haylaz” olur, böyle oldukları için zaten şair olurlar. Vasat bir insandan ne olur, olsa olsa işinde gücünde “uslu” bir vatandaş olur. Ama sanatçı dediğin böyle olmaz, onlar hayatı başka bir boyutta anlarlar ve yaşarlar!

Büyük devletler ve büyük milletler, Nazım hikmet gibi “haylaz” evlatlarını koruyup kollamayı öğrenemedikleri sürece, hiçbir zaman gerçek anlamda bir ulus, gerçek anlamda bir toplum olamazlar, hepsi bu kadar.

Bu yazı toplam 72 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim