Bugün 29 Kasım 2025 Cumartesi
  • Antalya13 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    5762.826
    %0.00
  • Dolar
    42.4927
    %0.00
  • Euro
    49.3061
    %0.01

GAZANFER ERYÜKSEL / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
GAZANFER ERYÜKSEL / KONUK YAZAR

ROMAN KAHRAMANI AYÇİÇEKLERİ

29 Kasım 2025 Cumartesi 16:49

“Hayatınızı yaşamanın iki yolu vardır.
Biri sanki hiçbir şey mucize değilmiş gibi,
Diğeri de sanki her şey mucizeymiş gibi.”
Albert Einstein

Doğada, kâinatta elbet, her şey güzeldir. Yeter ki biz bakmasını bilelim. Bahar Uysal Hamaloğlu “Günebakanlar” (Sana seni bırakıyorum, Detay Yayıncılık, Temmuz 2025) adlı denemesinde günebakanları öyle bir betimler ki günebakan olsaydım keşke, dersiniz.

“Parlak, yeşil ve sarı yaprakları ile çalılar arasında gizlenmiş bile olsalar gözlerinizi buluverir ayçiçekleri. Bir yükselen bir alçalan su tepelerinin arasında birçok denizciyi kayalıklardan kolları arasına alan deniz fenerleri gibi sarı taç yapraklarının canlılığı, ışıltısı ve o kutsal güzelliğinden oluşan bir çekim kuvvetiyle insanın gözlerini alırlar. Dikkati dağılmış, kafası bulutlu ya da aklı bir karış havada olan gezginleri de sen sende olmasan da seni kendine bir bağlamayagörsün bir evren dolusu parıltılı yıldız sağanağına tutulmuş hisseder insan kendini. Göz alabildiğine uzanan ayçiçeği tarlalarında, gün uykusunda, göğsü hafifçe inip kalkıveren ayçiçekleri solmuş gibi görünür. Güzellik ve ihtişamdan utanıyormuşçasına yüzleri aşağı dönmüş, mahzun mahzun toprağa bakarlar. Onları besleyen, onlara güven veren, filizlenmeleri için onları hiçbir şeyden mahrum etmeyen, her an köklerine gerekenden fazla özen gösteren toprağa alçak gönüllülükle bakarlar. Tevazu olmadan büyüyemeyeceklerinin bilincindedirler zira.” Bir roman kahramanıdır adeta günebakanlar.

Günebakanlar, Galile’nin “Matematik Tanrı’nın evreni yazdığı dildir” sözünün sağlamasını ünlü matematikçi Fibonacci, bu ifadeden üç asır önce kendi adıyla anılan (Fibonacci dizisi) teziyle doğrulamıştır. Ayçiçeğinin tohuma dönüşen minik çiçekleri hem saat yönünde hem de aksi yönde çok sayıda spiral oluşturmaktadır.

Bilen bilir, yazının da bir canı vardır, ip çekişir sizinle. Gördüğünüz gibi kadraj şiire kaydı bile, hele yazı denemenin sularında dümen kırıyorsa. Günebakanlara roman kahramanı derken hiç de haksız olmadığını görüyorsunuz.

Saat yönünde dönüyordu vakit / Hem de tersine / Cem evindeydik / Dün, günle geleceğin

Bir bu konuda yine sözü Bahar Uysal Hamaloğlu’na bırakmalıyız.

“Ayçiçeklerindeki spiraller sayıldığında saat yönünde 55, saatin tersi yönde 89 tane olduğu görülür. Bu sayı ayçiçeklerinin çeşitlerine göre değişse de bu iki sayının birbirine bölünmesiyle elde edilen ‘altın oran’ hiç değişmez.”

Şiirin kendini nerede, nasıl, ne vakit söyletip de yazdıracağını bir tek o bilir. Bu durum ışık-düş hızıyla uçan kırlangıçları andırır. Fotoğraf makinesinin diliyle söylersek eğer, deklanşöre bastınız, bastınız. Uçar gider. Kırlangıç, o ince narin, çelimsiz ayaklarını yere pek sıkı basamadığından, yeryüzüne tutunamadığından ömrünün çoğunu uçarak gökyüzünde geçirir. Gelen şiiri kırlangıca benzetmemiz ol sebeptendir. Gecenin uykuyla ip çekiştiğiniz vaktinde şiir kendini fısıldar size. Yahu sırası mı şimdi, sabah kalkınca yazarın derseniz uyandığınızda zihninize bir boşlukla karşılaşırsınız.

Bu konuda şairler ressamlar denli şanslı değildirler. Resim tuvale süzülüp konmadan daha ressamın zihninde çizilmiştir bile. Esin (Saydam) ile Çorum’daki atölyesinde bir sohbetteyiz. Heyhat çeyrek asır öncesi… Kafamda çok resim birikti, diyor Esin, onları çizmem lâzım.

Dünyanın hangi coğrafyasında olursak olalım, ayçiçekleri / günebakanlar dediğimizde ilk çağrışan isim Van Gogh’tan başkası olmaz.

Van Gogh, Arles’ten kardeşi Teo’ya yazdığı mektupta ayçiçeklerini anlatır. “Çok sıkı çalışıyorum, bir Marsilyalının balık çorbası içerken gösterdiği hevesle resim yapıyorum; çok büyük ayçiçeklerinin yağlı boya resmini yaptığımı öğrendiğinde bu hevesime şaşırmazsın herhâlde. Üstünde çalıştığın üç tuval var elimde, birincisi, açık renk bir arka plan üstüne, yeşil bir vazoda üç çok kocaman çiçek, 15 numara bir tuval; ikincisi, biri tohuma kaçmış, taç yapraklarını dökmüş, diğeri tomurcuk hâlinde üç çiçek, arka plan koyu mavi, 25numara bir tuval; üçüncüsü, sarı bir vazoda bir düzine çiçek ve tomurcuk, 30 numara tuval. Sonuncusu açık sarı renk üzerinde açık renk, umarım en güzeli o olacak. Bu konuyu bu kadarla bırakmayacağım herhâlde. Artık Gauguin ile birlikte kendi atölyemizde oturmanın düşünüm kuruyorum ya, stüdyo için bir dekorasyon hazırlamak istiyorum. Hep, kocaman ayçiçekleriyle… Hani senin dükkânın bitişiğindeki lokantada çok güzel süs çiçekleri vardı ya, orada, pencerenin yanında duran ayçiçeği hep aklımda. Bu fikri gerçekleştirirsem on iki adet ayrı tablo olacak; hepsi birden, sarı ve mavi üstünde bir senfoni oluşturacaklar. Her sabah şafakla birlikte bunun üstüne çalışmaya başlıyorum çünkü çiçekler çok çabuk soluyor ve her tabloyu bioturuşta bitirmek gerek.”

Ayçiçeklerine günebakan da diyoruz. Yukarıda roman kahramanına benzettim onları. Ya güneşin buluta girdiği vakitler? İşte o zaman da birbirlerine dönerek biriktirdikleri ışığı paylaşmak için…

Yukarıda yapmaya çalıştığımız şair-ressam karşılaştırmasında ressamın üretim süreci şaire göre daha kolay gibi görünüyor demiştik değil mi? Ancak böyle bir genelleme ne sanatın ne de inanın doğasına uymaz. Kolay zordur çünkü. Çağrışım kuşları, şair denli ressam için de göç hâlindedir. Gel de hatırlama Einstein’ın görecelilik teorisini.

Salvador Dali’nin “Belleğin Azmi” tablosu desem durup düşünürsünüz ihtimal, ama “eriyen saatler” dersem hatırlarsınız hemen. Tablonun sağ tarafında güneşin şal misali sardığı Port Ligat kayalıkları, sol tarafında ise yerdeki bir masanın üstünde ve bir zeytin ağacının dalında eriyen saatleri görürüz. Bu resim, Dali dışarda yemek yerken aşırı sıcağa dayanamayıp erimeye başlayan camember peyniri ona verdiği esinle, çağrışım da diyebiliriz buna yapılmıştır. Baş ağrısı ve onu izleyen halüsinasyon sonrası yaptığı bu resim eriyen saatlerle zamanın ne denli görece bir kavram olduğunu söylemektedir. Kayalıklar gerçekliği simgelerken eriyen saatler zamanın değişken ve görece durumunu ifade etmektedir. Zaman sonsuzluğa denktir sonsuzluk ise hiçliğe.

Henry Van Dyke bir şiirinde şöyle dile getirir bunları

“Zaman / bekleyenler için çok yavaş / korkanlar için hızlı, / acı çekenler için çok uzun / sevinenler için çok kısadır; / ama seveler için / sonsuzluktur zaman”

Yazının da bir canı olduğunu söylemiştik değil mi? Şekilde görüldüğü gibi ayçiçekleri diye başladık, nerelerde görebildik deniz fenerini?

Gaston Bachelard 1930’larda zaman üzerine düşünürken şunları söyler, “Kalbimiz hayatı tüm ayrıntılarıyla sevecek kadar büyük olsaydı, her ânın hem veren hem de yağmalayan olduğunu görürdük.”

Bu yazı toplam 118 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim