Bugün 03 Mayıs 2026 Pazar
  • Antalya9 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6702.49
    %0
  • Dolar
    45.164
    %0
  • Euro
    52.9505
    %0

TARIK ÇELENK / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
TARIK ÇELENK / KONUK YAZAR

68 DEĞİL, YETMİŞSEKİZLİLER

03 Mayıs 2026 Pazar 21:00

Hepimiz 68 kuşağını biliriz. 68 kuşağı denilince aklıma Deniz Gezmiş, Mahir Çayan; bugünlere ulaşabilen Murat Belge, Cengiz Çandar, Doğu Perinçek, Murat Karayalçın, Hasan Cemal ve hatta Öcalan gibi isimler gelir. Türk Sağından ise 68 kuşağı olarak İlhan Kesici, Cezmi Bayram, Muhsin Yazıcıoğlu, Yavuz Arslan Argun ve Müsavat Dervişoğlu gibi isimleri saymak mümkündür. 

Denilebilir ki 68 kuşağı, sol özellikli, otoriteye karşı eleştirel bir duruş ve özgürlük hareketiydi; “Peki sağ cenahtan neden isimler sayıyorsun?” sorusu sorulabilir. Öncelikle, dünyada 60–70’li yıllar arasında sisteme toplu itiraz geliştiren gençleri sadece sağ veya sol diye ayırmak doğru olmayabilir. Soğuk Savaş sonrası hızlı değişimi ve ideolojik kamplaşmayı Türkiye üzerinden okurken, sağ kesimi 68 kuşağının dışında tutmak o yılların eksik anlaşılmasına yol açar.

Batı’da 68 daha çok kültürel bir devrimken, Türkiye’de hızla ideolojik çatışmaya dönüştü. Sağcı gençlik kendisini yalnızca “karşı fikir” olarak değil, çoğu zaman devletin gayri resmî savunma hattı olarak konumlandırdı. Bu durum kuşak içi tartışmayı derinleştirmek yerine keskin bir kutuplaşmaya dönüştürdü. Sonuçta her iki taraf da “hakikat arayışından” çok “varlık mücadelesi” psikolojisine sürüklendi.

İlginç olan şuydu: Her iki taraf da aslında aynı enerjiyi paylaşıyordu—idealizm, fedakârlık, büyük anlatılara inanma ve hayatı siyaset üzerinden anlamlandırma. Ancak bu enerji iki ayrı istikamete aktı. Bu yüzden Türkiye’de 68’i anlamak için yalnızca sol hareketlere bakmak yeterli değildir; sağ gençliği de dâhil etmeden bu tablo kurulamaz.

Biz 2006’da Ekopolitik’i kurarken yukarıda zikrettiğim isimlerden bir kısmını bir araya getirebildik. Hatta zamanında kavgada ayağını sakatlamış iki 68’liyi insani bir yakınlık içinde buluşturma imkânı da doğdu. Merhum Yazıcıoğlu, hapishanede işkence gören devrimci gençlerle dayanışmasını bana gözleri dolarak anlatmıştı. Bizden önce Özal “dört eğilim” diyerek benzer bir sentezi başarmıştı. AK Parti kurulurken de bu iletişimin izlerini görmek mümkündü. 68 solunun arayışları hiç durmadı; büyük bir kısmı liberal bir tavır ve düşünceye yöneldi ve ülkenin fikir hayatına önemli katkılar sundu.

Bu yazının amacı 68 kuşağını anlatmak değil. Bu giriş, kendilerini belki de vezin uysun diye “78’liler” olarak tanımlayan bir kuşağın anlatımına bir girizgâhtır. Bizim yerli ve millî 78’liler grubunun küresel ölçekte doğrudan bir karşılığı yoktur; ülkemiz bu konuda nevi şahsına münhasırdır. 68’liler nasıl 60–70’li yılların gençlik enerjisini taşıyan 1945–55 doğumlularsa, 78’lileri de 1955–65 ve biraz üstü doğumlu, 80–90’lı yılların gençleri olarak tanımlayabiliriz.

Burada, dünya ölçeğindeki toplumsal ve siyasal gelişmelerin etkisiyle Jön Türkler, İttihatçılar, 68’liler ve 78’liler arasında bir “rüzgâr ilişkisi” kurmak mümkündür. 78’liler; İran İslam Devrimi, Sovyetler’in dağılması ve özellikle Bosna Savaşı’nın şok etkisiyle düşünsel ve eylemsel arayışlara yönelen, 68 sağ kuşağının mentorluk ettiği farklı bir jenerasyonu ifade eder.

Bu kuşağın ayırt edici özelliği, grup veya cemaat kimliği ötesinde, ideolojik geleneklerini—metotsuz da olsa—bireysel olarak sorgulayabilmeleriydi. Herhangi bir cemaatin zihinsel bağlayıcılığının ötesine geçerek evrensele açılabiliyorlardı. Ağabeylerine

göre daha iyi okullarda okumuş, bir kısmı yabancı dil öğrenmiş; dış ticaret, iletişim ve entelektüel üretim alanlarında kendilerini geliştirebilmişlerdi.

Bu kuşağı hâlâ hatırlamak mümkündür: Üsküdar ve Fatih’teki kıraathanelerde, sigara dumanları arasında, sabaha kadar süren nitelikli ve bitmeyen polemiklerle kendilerini var ederlerdi.

İslam devleti fikrinin gerçekleşmeyeceğini fark ettiklerinde ise ciddi bir zihinsel sarsıntı yaşadılar; bu durum onları farklı savrulmalara sürükledi. Ağabeyleri gibi “öteki”ne yabancı değillerdi; aksine ötekilerle diyaloğa açık, onları teorik düzlemde ikna etmeye çalışan bir çizgiye yöneldiler. Bir kısmı metafizik karşıtı oldu ve yönünü tayin etmekte zorlandı; bir kısmı Ekberî ve Melâmî meşreplere kaydı. Kapalı zihin yapısını aşmaya çalışsalar da tortular devam ediyordu. Bu nedenle zihinleri zaman zaman karışıktı; “shortcut” denilen düşünce kısayollarına başvurur, derin devlet ve Yahudi etkisi gibi komplocu anlatılara da meyil gösterirlerdi—ve buna inanırlardı.

Ben de asker kökenli olmam dolayısıyla bu çevrelerle ilişkilerimde sıkça “derin devlet” yaftasıyla karşılaştım; ancak bunu hiç önemsemedim. Özgüvenleri yüksekti. Hiç unutmam, 28 Şubat sürecinde bu kuşaktan iki arkadaş, popüler yeni emekli üst düzey bir komutanla organize ettiğim yemekte, “Dindar kızların okuması ve türban takması aslında tam bir seküler dönüşümdür; bunu neden anlayamıyorsunuz?” diye sormuşlardı. Bu çıkış oldukça çarpıcıydı.

Siyasette genellikle mazlumun, kaybedenin—başka bir ifadeyle düşenin—yanında dururlardı. Bu yüzden olsa gerek, yükselişe geçenlerle mesafeli bir ilişki kurarlardı. İdealist yapıları nedeniyle para-siyaset ilişkisinin kurnaz taşralı pragmatizmini beceremez, bu nedenle kolayca sistem dışına itilirlerdi.

Belki de bu yüzden aralarından güçlü siyasetçiler çıkmadı. Turgut Özal, Aydın Menderes ve hatta Numan Kurtulmuş üzerinden “ideal devlet” hayallerini yaşadılar. Erdoğan ile başlangıçta kurdukları ilişki güvene ve yapıcılığa dayanıyordu; ancak siyasi deneyimsizlikleri ve Erdoğan çevresindeki pragmatizm bu ilişkiyi zamanla sona erdirdi.

Buna rağmen bu kuşaktan dürüst, başarılı ve nitelikli beyaz yakalılar, iş insanları, bürokratlar ve analistler çıktığını açıkça görmek mümkündür. Hatta AK Parti içinde doğrudan siyaset yapmasalar da parti tabanını taşıyan bürokrat ve iş insanı çevresinin önemli ölçüde 78 ağırlıklı olduğu söylenebilir.

Çocukluğumdan, 70’li yılların başından bu yana ülke içi ve dışı siyaseti takip ederim. Bu kuşak kendine ancak özel sivil alanlarda yer açabildi. 78’liler, bence birey olmayı başarabilmiş, derdi ve ideali olan; ancak küstürülmüş ve ıskalanmış son kuşaktı. Sermaye ve siyaset tarafından yeterince desteklenebilseydi, bu jenerasyon mahalleyi ve Türk Sağını dönüştürebilecek bir birikim ve derinliğe sahipti.

İronik bir dürtüyle insanın içinden, 78’lilerin kaybı ya da ıskalanması için “milletin ve tarihin başı sağ olsun” diyesi geliyor…

 

Medyascope'tan alıntılanmıştır.

Bu yazı toplam 123 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim