Bugün 03 Mayıs 2026 Pazar
  • Antalya9 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6702.49
    %0
  • Dolar
    45.164
    %0
  • Euro
    52.9505
    %0

HASAN YAKUP CANGÜVEN / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
HASAN YAKUP CANGÜVEN / KONUK YAZAR

TARIM KREDİ KOOPERATİFLERİ BİR MARKET KURULUŞU MUDUR?

03 Mayıs 2026 Pazar 18:54

Kooperatifçilik hareketi, yaklaşık 182 yıllık geçmişiyle dünyanın en yaygın örgütlenme biçimlerinden biridir. Günümüzde farklı ülkelerde faaliyet gösteren ve sayıları milyonları bulan kooperatifler, toplamda bir milyarı aşkın insanı ortaklık yapısı içinde bir araya getirmektedir.

Bu köklü ve kapsayıcı örgütlenme modelinin Türkiye’deki en güçlü temsilcilerinden biri olan Tarım Kredi Kooperatifleri; Merkez Birliği, Bölge Birlikleri ve birim kooperatifleriyle, çiftçilerin ekonomik gücünü artırmak, üretimde verimliliği sağlamak ve tarımsal kalkınmayı desteklemek amacıyla faaliyet göstermektedir. Ülke genelinde yaygın teşkilat yapısıyla üreticilere; uygun şartlarda kredi temini, girdi tedariki, ürün değerlendirme ve pazarlama imkânları sunan Tarım Kredi Kooperatifleri, aynı zamanda sürdürülebilir tarım politikalarının hayata geçirilmesinde stratejik bir rol üstlenmektedir.

Türkiye’nin en büyük çiftçi ailesi konumundaki Tarım Kredi Kooperatifleri’nin referans noktası; Anadolu’nun kadim yardımlaşma geleneği olan İmece ile esnaf dayanışmasını temsil eden Ahilik Teşkilatı’ndan beslenen, bu toprakların üretim ahlâkını, dayanışma kültürünü ve çiftçi merkezli ekonomik anlayışını şekillendiren ve bu birikimin kurumsallaşmış ilk modern adımı olarak 1863 yılında Mithat Paşa öncülüğünde kurulan Memleket Sandıklarıdır.

Memleket Sandıkları, Tarım Kredi Kooperatifleri’nin kurumsal hafızasında yalnızca bir öncül model değil; aynı zamanda ilke ve ruhu devralınan temel bir referans çerçevesi olma niteliğini bugün de sürdürmektedir. Tarım Kredi Kooperatifleri; Ahiliğin ahlakından, imecenin ruhundan ve Memleket Sandıkları’nın kurumsal aklından beslenen köklü bir medeniyet birikiminin eseridir. Bu nedenle Tarım Kredi Kooperatifleri, yalnızca bir kurum değil; bir kültür, bir hafıza, bir dayanışma medeniyetidir.

Bu yönüyle Tarım Kredi Kooperatifleri; kâğıt üzerinde modern bir mevzuat düzenlemesiyle oluşturulmuş teorik bir yapı değil, pratik ihtiyaçlardan doğmuş ve sahada karşılığı olan köklü bir teşkilattır. Tarihsel kökleri itibarıyla Anadolu’nun ve Trakya’nın üretim refleksini temsil eden Tarım Kredi Kooperatifleri; bir milyona yaklaşan ortağı, bölge birlikleri ve iştirakleriyle, gübreden sigortaya, yemden tohumculuğa, perakendeden lojistiğe, teknolojiden lisanslı depoculuğa kadar pek çok alanda faaliyet gösteren şirketlerini Tarım Kredi Holding çatısı altında toplayarak Türkiye’nin en yaygın teşkilat yapısına sahip çiftçi kuruluşu konumundadır.

Holding bünyesinde; Gübretaş ve Gübretaş Maden Yatırımları A.Ş., Bereket Sigorta ve Bereket Emeklilik, Tarım Kredi Yem Sanayi ve Ticaret A.Ş., Tarım Kredi Tedarik Üretim, Tarım Kredi Koop (Market), TAREKS – Tarım Kredi Tohumculuk A.Ş., Tarım Kredi Teknoloji A.Ş., TARKİM (Bitki Koruma), Tarım Kredi Hayvancılık A.Ş., Tarım Kredi Lojistik A.Ş., Tarım Kredi İmece Plastik A.Ş., Tarım Kredi Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk A.Ş. (LİDAŞ), Tarım Kredi Et Ürünleri A.Ş., Tarım Kredi Süt Ürünleri A.Ş. ile Tarım Kredi Yağ Sanayii ve Ticaret A.Ş. yer almaktadır.

Kurumsal yapısı; 1581 sayılı Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birlikleri Kanunu başta olmak üzere, zaman içinde çıkarılan 3223 ve 5330 sayılı kanunlar ile 3612, 237 ve 553 sayılı kanun hükmünde kararnamelerle şekillenmiş; bu düzenlemelerle kooperatiflerin özerkliği, demokratik işleyişi ve çiftçi iradesine dayalı yönetim anlayışı hukuki güvence altına alınmıştır. Mevzuat düzeyinde ortaya konulan bu çerçeve; Tarım Kredi Kooperatifleri’ne, referans tarihinden beri çiftçinin girdi ihtiyacını karşılamak, üretimi desteklemek ve Türk tarımını sürdürülebilir kılmak gibi iddialı ve tarihi bir misyon yüklemektedir.

Ne var ki, tüm bu güçlü yasal zemine rağmen, sahadaki uygulamaların her zaman bu ideallerle örtüştüğünü söylemek güçtür.

Son yıllarda Türkiye tarımı, giderek artan biçimde ithalata dayalı bir yapıya sürüklenmiş; bu durum yalnızca makroekonomik bir tercih değil, aynı zamanda çiftçinin üretimden uzaklaşmasının da başlıca nedenlerinden biri olmuştur. Tohumdan gübreye, yemden ilaca kadar pek çok temel girdide dışa bağımlılık artarken; yerli üretici maliyet baskısı altında ezilmekte, üretimden çekilmekte ya da borç sarmalına sürüklenmektedir.

Bugün ülkemizde tarımsal üretimin ulaştığı noktaya baktığımızda, bu köklü misyonun günümüz tarım politikaları ve kurumsal uygulamalarla ne ölçüde örtüştüğü; söz konusu mirasın güncel politikalar içinde ne derece karşılık bulduğu sorusu gündeme gelmektedir.

Bu ülkenin toprağıyla birlikte var olmuş, yaklaşık 165 yıllık köklü bir tecrübeyi bünyesinde barındıran Tarım Kredi Kooperatifleri, teorik olarak çiftçinin piyasa karşısındaki güçlü güvencelerinden ve en önemli dayanaklarından biridir. Ne var ki pratikte, özellikle son yıllarda market zincirleri üzerinden oluşan kamuoyu algısı, Tarım Kredi’yi tarımsal girdi temininden üretime, pazarlamadan dağıtıma kadar uzanan bütüncül bir destek mekanizması olmaktan çıkarıp sıradan bir perakende aktörü konumuna indirgemektedir.

Ortaya çıkan bu algı, kaçınılmaz olarak şu temel soruları gündeme getirmektedir:

Çiftçiyi merkeze alarak üretimi desteklemek üzere kurulmuş bir yapının, bugün tarım marketleri ve bu alandaki zararlarla anılır hâle gelmesi nasıl izah edilmelidir?

Kooperatifçilik ruhuyla üreticinin yanında konumlanması gereken Tarım Kredi Kooperatifleri, asli misyonu olan üretim ve dayanışma ekseninden uzaklaşarak piyasa odaklı bir “marketçilik” anlayışına mı evrilmektedir?

Bu yönelim, kurumu hâlâ çiftçinin kooperatifi ve tarımsal girdilerde dengeleyici bir regülasyon kurumu olarak mı konumlandırmaktadır; yoksa giderek piyasa içinde faaliyet gösteren bir perakende aktörüne dönüşümün göstergesi midir?

Tarım Kredi Kooperatifleri, kuruluş felsefesine uygun biçimde çiftçinin yükünü hafifleten bir yapı olarak mı yoluna devam edecektir; yoksa giderek üretimden uzaklaşan ve “kooperatifçilikten marketçiliğe” evrilen bir dönüşümün merkezinde mi yer alacaktır?

Bu süreç, çiftçiye hizmet iddiasını güçlendiren bir stratejik genişleme mi, yoksa kurumsal önceliklerin yer değiştirdiğini ortaya koyan yapısal bir savrulma mıdır?

Bugün ortaya çıkan tablo, çiftçiyi güçlendiren bir modelin devamı mı, yoksa piyasa dinamiklerine eklemlenmiş yeni bir kurumsal kimliğin inşası mıdır?

Tarım Kredi Kooperatifleri, üreticinin maliyetlerini düşürme, verimliliği artırma ve gelir istikrarını sağlama hedeflerinden ne ölçüde uzaklaşmıştır?

Sektörel perspektiften bakıldığında; köklerine, tarihi misyonuna ve temsil ettiği üretici iradesine samimiyetle inandığımız Tarım Kredi Kooperatifleri’nin, zaman zaman asli fonksiyonundan uzaklaşma riski taşıdığını; çiftçi lehine üstlendiği dengeleyici rolün zayıfladığını ve kooperatifçilik ruhunun, yer yer şirketleşme refleksinin gölgesinde kaldığı yönündeki kaygılarımızı dile getirmek durumundayız.

Nitekim bugün Türkiye, dünyanın en verimli tarım havzalarından birine sahip olmasına rağmen, temel tarım ürünlerinde kendi kendine yetebilen bir ülke olma vasfının dahi tartışılır hâle geldiği bir tabloyla karşı karşıyadır. Bu durum, yalnızca hükümetlerin tarım politikalarıyla izah edilebilecek bir mesele değildir; aynı zamanda bu politikalar karşısında konumlanması ve dengeleyici bir rol üstlenmesi beklenen tarımsal kuruluşların ne ölçüde etkili olduğu sorusunu da kaçınılmaz olarak gündeme taşımaktadır.

Şunu açık bir şekilde ifade etmek gerekir ki; Tarım Kredi Kooperatifleri’nin sahip olduğu kurumsal kapasite, geniş iştirak ve lojistik ağı ve nitelikli insan kaynağı, doğru bir vizyon ve çiftçi merkezli bir önceliklendirme ile Türkiye tarımında yeniden güçlü bir denge unsuru hâline gelebilecek potansiyele sahiptir. Ne var ki bu potansiyelin hayata geçirilebilmesi, tarihî misyonun yalnızca basın açıklamaları ya da market odaklı tanıtım faaliyetleriyle değil, doğrudan uygulama süreçlerinde belirleyici bir ilke olarak benimsenmesine bağlıdır.

Bu noktada göz ardı edilmemesi gereken husus ise şudur: Tarım Kredi Kooperatifleri’nin bugün ulaştığı konum, yalnızca soyut politika tercihlerinin değil, aynı zamanda somut yönetsel kararların da bir sonucudur. Zira hiçbir kurum, yönetsel iradeden bağımsız bir istikamet tayin edemez. Bu bağlamda Genel Müdürlük makamı ve holding çatısı altında görev yapan yöneticiler; sadece operasyonel süreçlerin yürütülmesinden değil, kurumun hangi yöne evrileceğinden, hangi öncelikleri esas alacağından ve nihayetinde nasıl bir kurumsal algıyla anılacağından da doğrudan sorumludur.

Dolayısıyla, bu yönetsel tercihlerin, “kooperatifçilik ruhunu” sahadaki üretim pratiğinden kopararak, üretimin bizzat içinden beslenen bir anlayış olmaktan uzaklaştırarak adeta raf etiketlerine sıkışmış bir kavrama dönüştürdüğünü; bunun sahaya nasıl yansıdığını görememek için adeta “bakar kör” olmak gerekir.

Geçtiğimiz günlerde ziyaretimize gelen bir grup öğrenci gençle yaptığımız sohbet, bu kırılmayı son derece çarpıcı biçimde ortaya koymuştur. Hangi üniversitede okuduklarını, hangi şehirlerden geldiklerini sorarken; içlerinden birinin Çorum’un Uğurludağ ilçesinden geldiğini öğrenince, ilçeyi tanıdığımı ve orada bir Tarım Kredi Kooperatifi bulunduğunu söylediğimde aldığım cevap, aslında basit bir bilgi hatasından çok daha derin bir algı dönüşümünü görünür kılıyordu. Zira öğrencinin cevabı, Tarım Kredi Kooperatiflerinin sahadaki görünür yüzünün artık büyük ölçüde Tarım Kredi Market üzerinden algılandığını; “kooperatif” kavramının zihinde soyut bir çiftçi teşkilatlanması ya da üretici dayanışma modeli olmaktan çıkıp, doğrudan görülen mağaza markasıyla özdeşleştiğini ve bu süreçte ciddi bir anlam daralmasına uğradığını açık biçimde ortaya koyuyordu: Evet, ilçemizde Tarım Kredi Market var.

Bu cevap, aynı zamanda köklü bir kurumsal kimliğin nasıl daraltıldığının da göstergesidir. Oysa Tarım Kredi Kooperatifleri, kamuoyunda çiftçiye finansman sağlayan, üretimi destekleyen, tarımsal girdileri temin eden ve dayanışma esasına dayalı bir ekonomik modelin taşıyıcısı olarak tanınırken bugün ise neredeyse yalnızca market zincirleri ve fiyat tartışmaları üzerinden konuşuluyor olması bir iletişim kazası değil; bu yönetsel önceliklerin ve yönetsel tercihin doğal bir sonucudur. Çünkü kamuoyunun neyi konuştuğu, büyük ölçüde kurum yönetimlerinin neyi öne çıkardığıyla doğrudan ilişkilidir. Tarım Kredi’nin asli fonksiyonları yerine perakende faaliyetlerinin vitrinde tutulması, algının da bu yönde şekillenmesine yol açmıştır. Oysa çiftçinin borçlanma şartları, girdi maliyetleri karşısındaki korunmasızlığı, kayıtlı ortak sayısında azalma, üretimden çekilme eğilimi ve kooperatifle kurduğu güven ilişkisi çok daha hayati başlıklardır. Ve bu başlıkların geri planda kalması, yönetim tercihleriyle doğrudan bağlantılıdır.

Bugün çiftçi hâlâ yüksek maliyetlerle üretim yapıyorsa, borç yükü altındaysa ve girdilere erişimde zorlanıyorsa; Tarım Kredi’nin önceliği market rafları mı olmalıdır, yoksa tarladaki üretim mi?

Kurumsal başarı; açılan mağaza sayısıyla değil, desteklenen çiftçi sayısıyla ölçülmeli; verilen reklamlar ve ayrılan bütçeyle değil, düşürülen üretim maliyetleriyle değerlendirilmelidir.

Bu nedenle Tarım Kredi Kooperatifleri için kaçınılmaz bir yol ayrımı vardır: Ya marketçilik faaliyetlerini araç olarak konumlandırıp asli görevine dönecek ya da çiftçinin kurumu olma vasfından uzaklaşıp sıradan bir ticari yapıya dönüşecektir. Tarım Kredi’nin gerçek gücü; ne reklamlarda ne de market raflarındadır. Asıl güç, çiftçinin tarlasına ne ölçüde dokunabildiğinde saklıdır.

Bugün gelinen noktayı anlamak için hafızayı biraz geriye sarmak yeterlidir. Mithat Paşa tarafından kurulan Memleket Sandıkları, yalnızca bir finans modeli değil; Anadolu çiftçisini tefeci düzeninden kurtaran, üretimi ayağa kaldıran ve dayanışmayı esas alan tarihsel bir atılımdı. Bu yapı, imkânsızlıklar içinde dahi çiftçiyi merkeze alan bir vizyonun tezahürüydü. Bugün ise aynı geleneğin mirasçısı olması gereken bir kurumun; çiftçinin kaynağını tartışmalı ticari faaliyetlerde tüketmesi, yüksek maliyetli yönetim anlayışı ve zarar eden verimsiz yatırımlarla anılması düşündürücüdür. Tarih, Mithat Paşa’yı çiftçiyi güçlendiren bir reformcu olarak kaydederken; bugünün yöneticilerini bu köklü mirası asli amacından uzaklaştıran bir anlayışın temsilcileri olarak kaydetme riskiyle karşı karşıyadır. Bu nedenle mesele yalnızca ekonomik bir tercih değil; aynı zamanda tarihsel bir sorumluluk ve kurumsal sadakat meselesidir.

Asıl mesele, yurdun dört bir yanına açılan Tarım Kredi Marketlerinin sayısı ya da raflardaki fiyatlar değil, üretimin merkezindeki çiftçinin; artan maliyetler, öngörülemez piyasa şartları ve sürekli yükselen girdi fiyatları karşısında ayakta kalma mücadelesidir. Borçlanma şartlarının giderek ağırlaşması, girdi maliyetlerindeki sürekli ve kontrolsüz artış, kayıtlı ortak sayısındaki gerileme, üreticinin giderek derinleşen kırılganlığı ve üretimden çekilme eğilimi; ülkenin tarımsal geleceğini doğrudan tehdit eden yapısal sorunlar ve hayati başlıklardır.

Daha da vahimi, kooperatif ile çiftçi arasında tesis edilmesi gereken güven ilişkisinin zedelenmesidir. Bu tablo karşısında sorulması gereken soru şudur: Bu hayati başlıkların geri planda kalması bir tesadüf müdür; yoksa bilinçli ya da ihmalkâr yönetim tercihlerinin bir sonucu mu?

Bu tercihler değişmediği sürece, kooperatifçilik ruhu market raflarında bir vitrin unsuru olarak sergilenecek; fakat sahada, yani çiftçinin tarlasında, her geçen gün biraz daha fazla görünmez hâle gelecektir. Bu, yalnızca bir yönetim zaafı değil; aynı zamanda tarihsel bir sorumluluğun ihmalidir.

Nitekim bu tablo, yalnızca kurumsal bir yön sapmasının değil; aynı zamanda küresel gelişmeler karşısında ortaya çıkan stratejik bir körlüğün işareti olarak okunmalıdır. Rusya-Ukrayna savaşı gıdanın stratejik niteliğini hatırlatırken; ABD-İsrail-İran hattında yaşanan gerilimler ise enerjinin jeopolitik belirleyiciliğini ve kırılganlık üretme kapasitesini açık biçimde ortaya koymuş, kendi kendine yetebilmenin değerini ve üretimde bağımsızlığın hayati önemini defalarca teyit etmiştir. Buna karşılık, ithalata dayalı politikaların ülkeleri nasıl kırılgan, dışa bağımlı ve krizlere açık hâle getirdiği de artık tartışma götürmez bir gerçekliktir.

Kurumsal yapıların profesyonel yönetim iddiası, teoride rasyonel bir tercihtir. Ancak bu profesyonelleşme, kooperatifçilik ruhunu aşındıran bir şirketleşme (özellikle perakendeleşme) refleksine dönüştüğünde, kurumun varlık sebebi sorgulanır ve tartışmalı hâle gelir. Kooperatif yöneticiliği; yalnızca bilanço okumayı değil, çiftçinin tarlasındaki gerçeği de okuyabilmeyi gerektirir. Bu denge kurulamadığında, enflasyonun şişirdiği rakamlar büyürken kuruma duyulan güven aynı hızla küçülür.

Genel Müdürlük ve bağlı şirket yönetimlerinin en kritik sorumluluğu; Tarım Kredi’yi siyasi konjonktürlerin, kısa vadeli piyasa dalgalanmalarının ya da kamuoyu algısının pasif bir uzantısına dönüştürmemektir. Kurumun gerçek gücü, iktidarlara yakınlığından değil; çiftçi nezdinde tesis ettiği meşruiyetten gelir. Bu meşruiyet zedelendiğinde ise, en güçlü organizasyon yapısı dahi anlamını yitirir.

Burada dile getirdiğim eleştiri ve değerlendirmelerim; herhangi bir kişiyi veya kurumu hedef alarak onları yıpratmak ya da itibarlarını zedelemeye yönelik bir itham değil, yalnızca yönetsel anlayış ve yaklaşımlara ilişkin bir değerlendirme çerçevesi sunmaktır.

Bu değerlendirmeler ayrıca; kurumsal yapıya yönelik yapıcı bir sorgulama, kurumu kendi kuruluş felsefesiyle yeniden buluşturma, asli misyonunu hatırlatma ve çiftçi odaklı yapısını güçlendirecek bir perspektife yeniden kavuşmasına katkı sunma amacı taşıyan bir yönetsel muhasebe çağrısıdır.

Tarım Kredi Kooperatifleri zayıfladığında, yalnızca “Türkiye’mizin en büyük çiftçi ailesi” diye övündüğümüz koca bir tarımsal teşkilat değil; aynı zamanda çiftçinin umudu, toprağın bereketi ve ülkenin gıda güvenliği de zayıflar. Ve bu kayıp hiçbir ithalat kalemiyle telafi edilemeyecek kadar büyük olur.

Tarım Kredi Kooperatifleri, hâlâ tarihsel misyonuna dönebilecek imkânlara sahiptir. Ancak bunun için yönetim kademelerinde şu temel sorunun samimiyetle sorulması gerekir:

Biz bu kurumu büyütüyor muyuz, yoksa büyürken asıl sahibinden, yani çiftçiden uzaklaştırıyor muyuz?

Bu soru cevaplanmadıkça Tarım Kredi Kooperatifleri güçlü bir organizasyon olarak ayakta kalabilir; ancak çiftçinin gerçek anlamda dayanağı olma vasfını giderek kaybeder.

Mazisi, hacmi ve yaklaşık 163 yıllık köklü geçmişiyle bu ülkenin tarımsal üretim damarlarından biri olmakla övünen bir kooperatif yapı için bundan daha ağır bir kayıp yoktur.

 

Bu yazı toplam 196 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim