Bugün 26 Nisan 2026 Pazar
  • Antalya19 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6814.25
    %0
  • Dolar
    44.982
    %0
  • Euro
    52.7587
    %0

GAZANFER ERYÜKSEL / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
GAZANFER ERYÜKSEL / KONUK YAZAR

DENİZ TUTAR DA KARA TUTMAZ MI?

26 Nisan 2026 Pazar 18:54

 

 I
Anlam, tek başına sözcükler midir, yoksa onlar arasındaki ilişkilerde mi saklıdır? Bu sorudaki anlam tümcede ve/veya dizede saklıdır, diye yanıt verebiliriz. Çünkü anlamı oluşturan, tümcedeki akli/hissi devinimdir. Bir diğer deyişle tümcede/dizedeki ruhtur o metni yaşama bağlayan. Bu boyut o metnin zamanı aşabilmesinin de yordamıdır. Metne o ruhu üfleyen ise yazar/şairdeki bilinçtir. Hegel, “Yalnızca hakiki olan bütündür” der. Hegel’e göre yaşam bir oluşum aracıdır. 

Algı, şeyleri kendi devinimi içinde biriktirdikleriyle kavrar. Tohum, nasıl ağacı, çiçeği, meyveyi içinde saklarsa meyve de tohumu ve çiçekle geleceği içinde saklar. Kendi içindeki varlıktan, kendi ve gelecek için varlığa dönüşüm. Beni biz kılan dönüşüm… 

 II
Şeyleri karşıtlarıyla birlikte okumak.

 III
İnsanlık tarihinde dil ve yazı uluslaşma sürecinin belirleyicisi olduğu denli düşünceyi yaratan başat güçtür. Dil-tarih, dil-düşünme, dil-kültür ilişkisi…

Dilini oluşturan ve yazıyla buluşturan bir toplum kendi edebiyatını ve düşünce iklimini de yapılandıracaktır. 

Aydınlanma geleneğinin izini süren, ‘insan onuru’ ve ‘Cumhuriyet’ sevdalısı, felsefeci Bedia Akarsu (1921-2016) “Dil bir ulusun duygu ve düşünce tarzı, tarihi ve toplum hayatını ile birlikte yürüdüğünden ulus varlığının bir damgası ve o ulusun ayrılmaz bir parçasıdır. Aynı zamanda o ulusun sosyal yapısının ve ruhunun bir aynasıdır” der. 

Bu bağlamda insanı, hiçbir zaman bir parçası olduğu toplumdan soyutlayarak değil onu kendi kültürel yapısı ve çağı içinde irdelemek gerekir. Çünkü insan fizik-kimya laboratuvarında deney yapılan bir element değildir. 

Kanla, irfanla ve devrimle kurulan Cumhuriyet, aydınlanma projeleriyle kendi köklerinden kopartılmış olan toplumu yeniden kendi diliyle, tarihiyle buluşturma hamlesidir. 

Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Çorum Şubesi’nin yöneticiliğini yaparken senede en az iki kez fidan dikerdik. İşte bu konuda bilgi eksiğimizi AGM Başmühendisi Necati Özdemir ağabeyim giderirdi. Bülbülyuvası kavramını da ondan öğrenmiştim. 

Necati abi, tüplü fidanları dikerken komando bıçağı gibi bir bıçakla 2-3 santim kesmeniz lazım. Tüplü fidanlarda bülbül yuvası olur, dikilen fidan iki yıl içinde kurur demişti. Ben de o ne der gibi yüzüne bakınca anlatmıştı. Naylon torbaya/tüpe konan fidan kök salmaya devam eder. Tüpteki toprak bitince de torbadaki naylona dokunan kök onu yabancılar ve gerisin geri tüpteki toprağına döner. İşte bu tersine büyüyen köklere biz “bülbülyuvası” deriz, demişti. Eğer tersine dönen kökler kesilmezse sonuç malum, fidan kuruyor.  

Altını kırmızı kalemle çizerek söylemek isterim ki kanla, irfanla, devrimle kurulan Türkiye Cumhuriyeti toplumun yüzyıllardır tersine büyüyen köklerini keserek, ondaki bülbülyuvasını kesip atmıştır. Yeniden toprağıyla buluşan Türkiye kısa zamanda gelişip gövermiştir. Bu hamlenin kurumsal karşılıkları Türk Tarih ve Türk Dil Kurumları olacaktır. Edebiyatımızda ve düşünce dünyamızda yaşanan sıçramalı gelişme işte bu devrimci hamlelerin sonucudur. 

Gerek Bedia Akarsu gerekse Macit Gökberk yaptıkları çalışmalarla Türkçenin yeniden kendi kökleriyle buluşarak felsefe yapılacağını gösterdiler herkese.

“Âlem-i mahlukat, ananeviye, esbab-ı adiye mezhebi, fıkdan-ı marifet-i hissiye, ilm-i hilaf-ı cedel, ilminan-ı nefs, kesret-i ilah, kevniyat, kübra, külli kaziye, lâicabiye, zaruret” vb. kavramlarla Türkçe düşünce üretmenin ve oluşan metinlerin halkın düşünce ikliminde karşılık görmesi olası değildi çünkü. Bedia Akarsu Türkçe sözcüklerle Felsefe Terimleri Sözlüğü hazırlayıp bıraktı bize. 
Şunları söylüyordu Bedia Akarsu, “Günümüzde felsefe sorunları Türk dili içinde rahatlıkla ele alınıp geliştirilebiliyor. Birtakım sorunların Türkçe dile getirilemeyeceğini öne sürenler bunu kendi dil yetilerinin yetersizliğinde ya da düşünme tembelliklerinde arasınlar.”

 IV
“Deneme yazmak” der Montaigne, “sizin hem durumunuzu hem de hayata karşı duruşunuzu anlatır.” 

 V
 Yaşamak hem bir uğraş hem de sanattır. “Ben kitabımı biçimlendirdiğim kadar, kitabım da beni biçimlendirir” demesi Montaigne’in ol sebeptendir. 

“Deniz tuttu” deriz. Uzak deniz seferlerini yaşam biçimine dönüştürenler için de “kara tutması” diye bir kavram olduğunu denizci bir arkadaşımla sohbet ederken öğrendim. Yaklaşım altı aylık deniz seferinden dönen arkadaş evde bir gece yatabildim, dedi, ertesi akşam gidip limandaki gemide yattım. 

Bu yazdıklarımdaki “kara tutması” ifadesi o gece zihnimde oluşmamıştı. Yukarıdaki denemeyi yazarken çıkıp geldi o gecenin konuşmaları ve “kara tutması” ifadesi.

Bu yazı toplam 222 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim