Bugün 03 Mayıs 2026 Pazar
  • Antalya9 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6702.49
    %0
  • Dolar
    45.164
    %0
  • Euro
    52.9505
    %0

MÜJGAN AKBÜLBÜL ÇELİK / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
MÜJGAN AKBÜLBÜL ÇELİK / KONUK YAZAR

GERÇEK ALİM İLE SAHTE AYDIN ARASINDAKİ UÇURUM

03 Mayıs 2026 Pazar 21:12

Bugün üniversitelerimizin kapısından içeri girdiğinizde, tabelalarda sıralanan isimlerin önündeki o pırıltılı ünvanlar sizi yanıltmasın. Profesörler, doçentler, doktorlar... Kağıt üzerinde hepsi aynı ağırlığa sahip gibi görünse de, koridorda yürüyen iki kişinin arasındaki o görünmez ama aşılmaz farkı hissetmek için derin bir gözlemci olmanıza gerek yok.
Akademisyen olmak, sadece bir kadroya atanmak ya da bir tezi savunup cübbe giymek değildir. O cübbe, sadece bir kumaş parçası değil; binlerce yıllık bir bilgi birikiminin, emeğin ve en önemlisi "had bilmenin" omuzlara yüklediği bir sorumluluktur.

Emekle değil, ahbap-çavuş ilişkisiyle o koltuğa oturanlarda hemen fark edilen bir "çiğlik" vardır. Bu kişileri tanımak için yayın listelerine bakmanıza bile gerek kalmaz; duruşları, bakışları ve hitap şekilleri onları ele verir. Hak etmediği bir makamı işgal eden kişi, o boşluğu doldurabilmek için kibre sığınır. Altındakileri birer çalışan değil, kölesi sanır. "Ben" kelimesi ağzından düşmez, rica etmek yerine emir kipiyle konuşmayı bir üstünlük madalyası sayar.
Bu profildeki birinin sofradaki oturuşu bile farklıdır. Paylaşmanın, nezaketin ve inceliğin yerini bir tür "sonradan görmelik" almıştır. Bilginin derinliğinden yoksun olduğu için yüzeysel sloganlarla, basmakalıp cümlelerle ve en kötüsü, karşısındakini ezerek var olmaya çalışır. Onların dünyasında hiyerarşi bir saygı aracı değil, bir kırbaçtır.

Öte yandan, o ünvanı alnının teriyle, uykusuz geceleriyle ve gerçek bir merakla hak edenleri görürsünüz. Onlar, "alim" sıfatının ağırlığını sessiz bir ağırbaşlılıkla taşırlar. En alttaki personele bile "siz" diye hitap eden, bir şey isterken "rica edıerim" derken mahcubiyet duyan o zarif insanlar, gerçek akademi dünyasının son kaleleridir.
Gerçek bir akademisyen bilir ki, bilgi arttıkça insanın hayrete düşmesi ve dolayısıyla mütevazılaşması gerekir. O, kimsenin onurunu kırmaz, gururuyla oynamaz. Çünkü kendi özsaygısı, başkasını ezmekten değil, ürettiği değerden gelir. Masadaki duruşu bir asalet, sohbeti bir ufuk açıcı yolculuktur.

Ne yazık ki bugün üniversitelerimizin seviyesindeki düşüşün temel sebebi, bu iki profil arasındaki dengenin bozulmuş olmasıdır. Sahte parıltıların, derin birikimin önüne geçtiği bir sistemde ne bilim üretilir ne de ahlaklı bir nesil yetişir. Üniversite sadece ders anlatılan bir bina değil, bir kültür ve bir ekoldür.
Eğer tekrar "Güzel bir Türkiye" hayal ediyorsak, işe bu kutsal mekanlardaki liyakat kalesini güçlendirerek başlamalıyız. Ünvanları birer rütbe gibi omzunda taşıyan kibri değil; bilgiyi bir meşale gibi elinde tutan zarafeti baş tacı etmeliyiz.
Unutmayalım ki; kağıt üzerindeki ünvanlar bir emekli maaşına bakar, ancak bir insanın ardında bıraktığı o "alim zarafeti" nesiller boyu anlatılır. Artık sahtelikten arınma, öze dönme ve hakkı hak edene teslim etme vaktidir.

Bu yazı toplam 195 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim