Bugün 28 Nisan 2026 Salı
  • Antalya24 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6634.58
    %-2.05
  • Dolar
    45.0448
    %0.01
  • Euro
    52.6985
    %-0.29
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
EDEBİYAT DOSTLARI TOPLUMCU  GERÇEKÇİLİĞİ TARTIŞTI
26 Nisan 2026 Pazar 19:40

EDEBİYAT DOSTLARI TOPLUMCU GERÇEKÇİLİĞİ TARTIŞTI

Antalya Edebiyat Dostları Grubu’nun Nisan ayı toplantısı, Gazeteciler Cemiyeti Lokali’nde gerçekleştirildi.

Toplantının konusu, “Sosyalist/toplumcu gerçekçi edebiyat dünyada niçin tıkandı?” sorusu etrafında şekillendi.

Alanlarında birikimli edebiyatçıların ve edebiyatseverlerin bulunduğu toplantıyıAavukat ve Türkolog Yalçın Duman yönetti.

Yalçın Duman, konuya ilişkin görüşlerini dile getirerek Rus edebiyatının önemli isimlerinden Mayakovski’nin şiirde dize kırılmalarıyla edebiyata yenilik getirdiğini, bu yönüyle Nazım Hikmet’i de etkilediğini ifade etti. Maksim Gorki’nin sosyalist gerçekçiliğin öncülerinden biri olduğunu belirten Duman, Gorki’nin işçi sınıfının uyanışını epik bir dille anlattığını, kendi hayatında da işçilik tecrübesi bulunduğunu söyledi. Gorki’nin bu yaşantılarını “Benim Üniversitelerim” adlı eserinde anlattığını, işçi sınıfına adanmış en önemli romanlarından birinin de “Ana” olduğunu belirtti.

Duman ayrıca Sergey Yesenin’in, Mayakovski ile farklı çizgilerde yer almasına rağmen köylü duyarlığını ve lirik toplumsal şiiri temsil ettiğini dile getirdi. Devrimci ve toplumsal coşkuyu dile getiren Aleksandr Blok, Nikolay Ostrovski ve Eduard Bagritski gibi Sovyet yazarlarının yetiştiğini; bu akımın Şili’de Pablo Neruda, İspanya’da Federico García Lorca, Almanya’da Bertolt Brecht gibi isimlerle dünya edebiyatında karşılık bulduğunu söyledi. Ardından gruba, “Bu akım 1960’lardan sonra niçin tıkandı?” sorusunu yöneltti.

Gazanfer Eryüksel, tarih ve sosyoloji temelinde toplumların oluştuğunu, bu oluşumun kendi şartlarına göre edebiyatını yarattığını belirtti. Toplumcu gerçekçilik değerlendirilirken köleci toplumlardan itibaren toplumsal yapının dikkate alınması gerektiğini ifade eden Eryüksel, Türkiye’de güçlü bir işçi sınıfı oluşmadığı için sosyalist/toplumcu edebiyat beklentisinin de sınırlı kaldığını söyledi. Tanpınar’ın edebiyat anlayışına katıldığını belirterek görüşlerini örneklerle açıkladı.

Nazmi Öner ise kendisini “romantik bir solcu” olarak tanımlayarak 2002 yılında sırt çantasıyla Sovyet coğrafyasını gezdiğini ve yaklaşık beş bin kilometre yol kat ettiğini anlattı. Öner, “Hayallerimin romantik olduğunu gördüm. Gerçeklik, zihnimde kurduğum teori gibi değilmiş. Cennet zannettiğim ülke, katliamlar cehennemiymiş. Bu gerçeğin romantik edebiyatı devam edemezdi. Tıkanma gerçekliğe uygundur.” dedi.

Ahmet Turan Kul, edebiyatın; sanat, bilim ve siyaset zemininde oluştuğunu belirtti. Toplumcu gerçekçi edebiyatın sınıf bilincinin ürünü olduğunu ifade eden Kul, bu edebiyatın yazar ve çizerlerinin sahip oldukları ideolojinin memurları hâline geldiğini söyledi. Kul, “Bu düşünürler büyük insanlardır; ancak sosyalist rejimlerin içine sığmamış, rejim onlara dar gelmiştir.” değerlendirmesinde bulundu.

Prof. Dr. Fuad Bozkurt, toplumcu gerçekçi edebiyatı yalnızca sosyalizm üzerinden açıklamanın doğru olmadığını belirtti. Çeşitli örnekler veren Bozkurt, toplumcu gerçekçiliğin bilimi değil, toplumu yansıttığını ifade etti.

Eşref Ural ise konuşmasına, “Bu edebiyat türleri insanı çözebildi mi?” sorusuyla başladı. Ural, çağımızda insanın özne olmaktan çıktığını, nesne bile olamadan eridiğini belirterek, “Eriyen şey edebiyat yapabilir mi? İnsan dönüştü, Kafka’nın böceği oldu.” sözleriyle görüşlerini dile getirdi.

Muharrem Yellice de toplantıda yaptığı değerlendirmede, toplumcu gerçekçilik tartışmasının yalnızca sosyalist edebiyat üzerinden ele alınmasının eksik olduğunu söyledi. Yellice, “Sanki toplumcu gerçekçi sanatı ve edebiyatı sadece sosyalistler yapıyormuş gibi bir algı oluştu. Oysa toplumcu edebiyatı yalnızca sosyalist olanlar üretmez.” dedi.

Yellice, sanatın ve edebiyatın ideolojinin dar kalıplarına hapsedilmemesi gerektiğini belirterek şu görüşleri dile getirdi:

“Edebiyatı ve sanatı ideolojiden kurtarmamız gerekir. İdeolojik, dinî, siyasî ve öğretici ürünler zamana direnemez. İnsanı önceleyen eserler kalıcıdır. Remzi Oğuz Arık önemli bir arkeolog ve yazardır. ‘İdeal ve İdeoloji’ ile ‘Coğrafyadan Vatana’ adlı eserlerinde güçlü toplumcu temalar vardır. Tanpınar da ‘Huzur’ romanında toplumsal temayı işleyerek Türk toplumu için gelişerek değişmeyi önermiştir.”

Yellice, konuşmasında Necip Fazıl, Stefan Zweig ve farklı edebî örnekler üzerinden sanat, ideoloji ve insan gerçeği arasındaki ilişkiye de değindi.

Toplantının sonunda oturum başkanı Yalçın Duman, katılımcılara teşekkür ederek programı kapattı. Antalya Edebiyat Dostları Grubu’nun nisan ayı toplantısı, edebiyat, sanat, ideoloji ve toplum ilişkisine dair zengin tartışmalarla sona erdi. Katılımcılar, toplantıdan fikirsel bir doyumla ayrıldı.

whatsapp-image-2026-04-26-at-00-54-46-1-001.jpeg

whatsapp-image-2026-04-26-at-00-54-46-2.jpeg

 

Kaynak: HABER MERKEZİ
Bu haber toplam 385 defa okunmuştur
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim