Bugün 29 Ekim 2026 Perşembe
  • Antalya15 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6434.71
    %-1.31
  • Dolar
    49.834
    %-0.03
  • Euro
    55.7385
    %0.25

HASAN YAKUP CANGÜVEN / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
HASAN YAKUP CANGÜVEN / KONUK YAZAR

BİR VEKALET ANISI

29 Ekim 2026 Perşembe 19:19

Bazı olaylar vardır; yaşandığı gün küçük, önemsiz bir ayrıntı gibi görünür. Üzerinden yıllar geçer ve bir gün dönüp geriye baktığınızda, aslında o küçük ayrıntının bugün hala devam eden büyük bir kurgunun küçük bir hamlesi olduğunu anlarsınız.

Benim için de benzer bir olay, bundan yaklaşık 15 yıl önce maliki bulunduğum bir yazlık sitede yaşandı. Kafeteryanın hemen köşesindeki dairemi satın alalı henüz iki yıl olmuştu. Tüm komşuların akşamları toplandıkları, keyifle vakit geçirdikleri, çocukların da bisikletlerine binerek eğlendikleri bir sosyalleşme alanı olan kafeterya gece saat 24.00’e kadar açık olurdu.

Genel kurullar da komşularımızın yaz tatili için siteye yoğun olarak geldikleri Temmuz veya Ağustos aylarında, yine bu kafeteryada gerçekleştirilirdi.

Yine bir genel kurul günüydü. Bugün bencil tavırlarından,kuralları hiçe sayan davranışlarından, yapaylığından ve konuşma tarzından rahatsız olduğum bir komşumuz yanıma geldi. Elindeki klasörden, üzerinde tanımadığım bir kişinin adı, soyadı ve imzası bulunan, fakat vekalet verdiği kişinin adı ve soyadı ile tarih kısmı boş bırakılmış, gerçek olup olmadığı fazlasıyla tartışmalı bir vekâlet belgesini bana doğru uzattı.

“Bu nedir?” diye sorduğumda aldığım cevap durumun vahametini gözler önüne seriyordu: O kâğıdın bir vekaletname olduğunu; bu vekaletnameyi, genel kurulda aday olan eşinin karşısına bir rakip çıkması ihtimaline karşı kullanmak üzere, tatil için gelen bir site sakininden yazlıktan ayrılmadan hemen önce rica ederek aldığını söyledi.

Komşumuzun planına göre; genel kurulda eşi olan mevcut yönetici karşısına bir rakip çıkması durumunda vekaletnamede boş bırakılan vekil kısmına benim adımı yazılacak; böylece vekalet bırakan kat maliki, durumdan tamamen habersiz bir şekilde beni vekil tayin etmiş olacak; gündem maddelerini bilmeden bıraktığı bu vekaletnameyle genel kurul kararlarını benim üzerimden onaylamış sayılacaktı.

Ne kadar kolay ne kadar pratik bir çözüm ne sinsice bir plan değil mi?

Tanımadığım ve beni tanımayana birinin bıraktığı vekalet üzerinden böyle bir şeyi asla kabul etmeyeceğimi belirterek teklifini reddettim. Zira bu tür bir usulsüzlüğün parçası olmam ilkelerimle bağdaşmadığı gibi taşıyamayacağım ağır bir vebal olurdu.

Evet, seçim süreci henüz başlamamış, hatta ortada bir rakip bile yokken; iyi niyetli komşularımızın hangi kararlar için ve ne amaçla kullanılacağını bilmeden imzalayıp verdikleri, vekil edilenin isim ve tarih kısımları boş bırakılmış vekaletnameler çoktan toplanıp hazır edilmişti. Anladığım kadarıyla bu vekaletnameler, bir rakip çıkarsa ona karşı kullanılmak, rakip çıkmazsa da bir başka genel kurulda değerlendirilmek üzere hazır bekletiliyordu. Nitekim o gün; bencilliği, yaydığı dedikoduları ve “Ben istemezsem kimse burada yönetici olamaz, karşımıza çıkanı perişan ederim” gibi hadsiz sözleriyle sitede huzur bırakmayan bu komşumuzun eşi olan mevcut yöneticinin karşısına bir rakip çıkmadı. Haliyle, o gün ve gelecek yıllarda yapılacak genel kurullar için özel olarak önceden toplanmış vekaletnamelere de ihtiyaç kalmadı. Bir dahaki seçime kadar saklamak üzere aynı özenle elindeki klasöre geri koydu.

Benim için o gün önemli olan genel kurulun kendisi, seçimin sonucu veya yöneticinin kim olacağı değil; üzerinde kime verildiği belirsiz olan ve sahibini tanımadığım o vekalet belgesinden çıkardığım dersti.

Bu vekalet belgesi, benim için sadece tarihi boş bırakılmış sıradan bir kâğıt parçası değildi. Aksine bu belge; sitedeki genel kurul süreçlerinin perde arkasından nasıl yürütüldüğünü, kararların hangi kişisel çıkarlarla şekillendirildiğini ve yönetim seçimlerinin neden yıllardır hep aynı kişiler lehine sonuçlandığını açıkça gözler önüne seren bir kanıttı. Kat malikleri kurulunda alınan kararların; bir sitenin mali, yönetimsel ve hukuki geleceğini doğrudan belirlediği düşünüldüğünde, kime bırakıldığı belirsiz bu vekaletname zihnimde site yönetimine dair çok ciddi soru işaretleri uyandıran dikkat çekici bir ipucuna dönüştü.

Meğer mesele yalnızca genel kurul günü kafeteryada bankolara oturup, ikram edilen kuru pasta, çayı ve limonatayı keyifle yudumlarken oy kullanmaktan ibaret değilmiş.

Meğer seçimlerin sonucu, günler, haftalar ve belki de arşivde tutulan vekaletlerle çok daha önce kapalı kapılar ardında yazılmaya başlanıyormuş. 

Meğer muhtemel bir rakip çıkma ihtimaline karşı; iyi niyetlikomşulardan "güven" adı altında önceden toplanmış ucu açık vekaletler sinsi birer koza dönüşüyormuş.

İnsan bu çarkın işleyişine bir kez şahit olduğunda, dönüp bu insanların geçmişe bakmaktan kendini alamıyor. 

Yakın bir tarihte, yine böyle bir genel kurul günüydü. Divan heyetinin onlarca vekaleti geçersiz saydığında yönetici adayının ve eşinin nasıl basbas bağırdığını, kaybettik diye dizlerine vurduklarını, rakiplerinin üzerine yürüdüklerine, küfür ve hakaret ettiklerine, iftira attıklarına şahit olunca, bugün yıllar sonra bile aynı usulsüzlüklerin pervasızca devam ettiğini gördükçe ister istemez şu can alıcı soruyu soruyorum:

Bugün şahit olduğumuz bu çarpık tablo; sorgulamadan, nedenini niçinini aramadan aklını, iradesini ve vicdanını yönetiye teslim etmiş "kesin inançlı" insanların; her karara sessizce boyun eğen, çıkardıkları ses yalnızca cılız bir itirazdan öte gitmeyen kişilerin; kendi bütçelerinden ettikleri tasarrufla komşularının haklarını savunmak için mahkeme mahkeme adalet arayan insanlara destek vermeyen pasif, edilgen, pısırık insanların sessizliğinin bir eseri midir? Yoksa oturduğu siteyi adeta bir ticarethaneye, haksız bir geçim kapısına dönüştürmüş yönetici kurnazlığının kaçınılmaz bir sonucu mu?

Evet, bugün yaşanan sorunlar; geçmişte sorgulamadan açık vekalet verenlerin, hakkını aramayan korkak, sinmiş, pasif ve edilgen bir tutumla teslimiyeti seçenlerin, söylenen ama söylemeyenlerin bizzat sorumlu olduğu bir tablodur.

Site, apartman veya kooperatif gibi topluluk yönetimlerinde "aman tatsızlık çıkmasın" ya da "güveniyoruz" diyerek ucu açık yetkiler vermek, zamanla bu yetkiyi alan kişilerin denetimsiz kalmasına ve gücü kendilerinde görmelerine yol açar.  

"Neden, niçin ve kime vekâlet veriyorum?" sorusunu sormayan, yönetim faaliyetlerini ve denetçi raporlarını sorgulamayan insanlar yönetim anlayışının zeminini kendi elleriyle hazırlarlar. 

Zamanında müdahale edilmeyen her usulsüzlük, bir sonraki dönemde yerini daha büyük bir pervasızlığa bırakır.

Aradan yıllar geçti. Bugün pekçok sitede vekâletler, genel kurullar, yönetimler, alınan kararların usulsüz olup olmadığı, denetimler ve temsil yetkisinin sınırları ve mahkemelerin neden bu kadar uzun sürdüğünü konuşuyoruz. O gün önüme uzatılan isimsiz ve tarihsiz o vekâlet belgesine bakarken belki de pervasızlığın bu kadar uzun süre devam edeceğini, meselenin bu kadar büyüyebileceğini düşünemiyorsunuz.Şimdi geriye dönüp baktığımda, bazı şeylerin bir günde ortaya çıkmadığını; önce küçük bir vekâletle başladığını, sonra alışkanlığa, alışkanlığın bir yönteme dönüştüğünü, yöntemin de zamanla “normal” kabul edilmeye başladığını daha iyi anlıyor insan…

Yıllar önce fark ettiğim şey tam olarak buydu. Bugün, o gün önüme konan isimsiz ve tarihsiz vekâleti hatırlatmamın sebebi de budur.

Bazen geçmişte küçücük görünen bir ayrıntı, bugünü anlamanın en önemli anahtarı oluyor.

Memleketlerine dönerlerken veyahut başında bulunamayacakları bir genel kurul için vekâlet bırakan tüm insanlara şunu söylemek istiyorum:

Verdiğiniz vekâleti yalnızca bir kâğıt parçası olarak görmeyin; çünkü o kâğıt, sizin adınıza kullanılacak olan kendi iradenizdir. Vekâlet vermekle; genel kurulda söyleyemediğiniz sözün, soramadığınız sorunun ve savunamadığınız hakkın temsilini bir başkasına bırakmış oluyorsunuz. Aslında bu tercih, sonradan vicdanınızı sızlatacak ve geri adımı mümkün olmayacak kararların doğrudan müsebbibi olmanız da demektir.

Vekâlet veren hiç kimse, adına hangi kararların alınacağını, bu kararların ne gibi sonuçlar doğuracağını ve hatta alınan bazı kararların yol açacağı zararların dolaylı sorumluluğunun kendisine de uzanabileceğini düşünüyor mu? Bu nedenle vekâlet vermeden önce herkesin kendisine şu soruyu sorması gerekiyor: “Alınan bir karar yüzünden komşularım zarar gördüğünde, ‘Ben orada değildim.’ demek beni sorumluluktan kurtarır mı?” 

Dahası, her yıl düzenli olarak vekâlet isteyen kişiye şu basit ama önemli soruyu sormak kimsenin aklına gelmiyor mu: “İlk toplantıda yeterli çoğunluk sağlanamasa bile ikinci toplantıda kararlar, kanunun öngördüğü şartlar çerçevesinde salt çoğunlukla alınabiliyorsa, neden her yıl benden vekâlet istiyorsunuz?” 

Demem o ki mesele yalnızca vekâlet vermek değil; verilen vekâletle hangi kararların alınmasına imkân sağlandığı ve bu kararların sonuçları karşısında nasıl bir sorumluluk üstlenildiğinin hatırlanmasıdır. 

Evet, bu sorunun cevabını herkes kendi vicdanında tartmalıdır.

Genel kurulda bulunmamak başka şeydir; kişinin kendi iradesinin nasıl kullanılacağını düşünmeden başkasına bırakması bambaşka bir şeydir.

Bugün verilecek bir vekâlet, sadece bugünün işini kolaylaştıran bir imza değil; yarın bazı büyük sorunların başlangıcı da olabilir.

Bu yüzden imza atmadan önce yalnızca kime vekâlet verdiğinideğil; kendi iradesini kimin/kimlerin eline bıraktığını düşünmelidir insan. 

Bir vekâlet, genel kurulda tanıdığınız insanların işini kolaylaştıran, onları yönetime taşıyan bir belge olurken; aynı zamanda insanların içinde en küçük bir şüpheye yer bırakmayacak kalitede daha iyi bir yönetim anlayışına sahip kişilerin önlerini de kendi ellerinizle kapatmış olabilirsiniz…!

Bu yazı toplam 48 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim