Bugün 21 Şubat 2026 Cumartesi
  • Antalya10 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    7182.12
    %0
  • Dolar
    43.8294
    %0
  • Euro
    51.7046
    %0

ALİ İHSAN DİLMEN / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
ALİ İHSAN DİLMEN / KONUK YAZAR

DAVUTOĞLU GEÇİNEMİYOR MU?

21 Şubat 2026 Cumartesi 19:12

Geçtiğimiz günlerde Now tv'de ilker Karagöz'e konuk olduğu programda Gelecek Partisi Genel Başkanı  Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu o kadar önemli şeyler söyledi ki bir anda gündeme oturdu.
Programdan sonra adeta herkes onu ve söylediklerini konuştu.
Emeklinin ve asgari ücretlinin sıkıntılarını ifade ederken, ülkede ekonomi yönetimi o kadar kötü ki, eşi doğum doktoru olarak çalışan Davutoğlu, “Emekli Başbakan olmama rağmen ekonomik olarak zorlandığımız zamanlar oluyor” dedi.
Buradan hareketle bir kesim Davutoğlu’nun geçim sıkıntısına dair sanki kendi durumunu ifade ve maaşından şikayet ediyormuş gibi söyledikleri üzerinden onu yargıladı.
Öyle ki, bir takım insanlar sosyal medyadan “Fitre ve zekatımızı Davutoğlu’na verelim!” gibi yaygara koparmaya kalkıştı.
Bu yaklaşım bizim millet olarak  hakikati öğrenme ve sorumlu davranma hassasiyetini kaybettiğimizi gösteriyor.
Ne yazık ki, sosyal medyada etkileşim almak için ortaya koyduğumuz ve beğeni almaya duyduğumuz şehvet, kalitemizi de ele verdi.
Oysa, soru açık ve net idi.
Ekonomide kötü gidişin sorumlusu kim?
Cevap da soru kadar açık ve net verildi.
Elbette ki, ekonomi yönetimi.
Kötü gidişin sorumlusu sadece ekonomi yönetimi mi? 
Emekli ve asgari ücretli insanların karşılaştıkları zorluğun faili kim?
Ekonomik durumumuzla bölgede veya dünyada yaşananlarla etkisi var mı?
Sorular önemliydi ve cevap verme durumunda olan kişi de geçmişte Başbakanlık yapmış ve bunun dışında dünya politikasını takip eden önemli bir akademisyen kimliğine de sahip birisiydi.
Başbakanlık yapan ve dürüstlüğü ile bilinen Ahmet Hoca ülkenin içinde bulunduğu fukaralığın sebebi olarak iki unsuru dile getirdi.
Hem Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin, hem ekonomide çok farklı politikalar izleyen isimlerin tutumlarının etkisini açık bir şekilde ifade etti. 
Hoca’nın yaptığı durum tespitinden ibarettir.
Evet, ülkede işlerin kötü gittiği, kendisinin emekli maaşı ve eşinin geliri olmasına rağmen zaman zaman geçmiş görevine bağlı olarak temsil ettiği Başbakanlık makamına denk misafirlerini ağırlarken sıkıntı çektiğini dillendirirken temsil ettikleri makamının ağırlığına uygun davranmalarının gerekliliğini ifade için bunu söyledi.
Bu söylediklerinin yanı sıra bir başka konuyu dile getirmiş, geçmişte bakanlık yapanların özel şirketlerde danışmanlık yapmalarının yanlışlığına işaret etmiş, kendisinin de değişik ülkelerin şirketlerinden danışmanlık teklifleri aldığını bunları kabul etmediğini de ifade etti.
Bunları söylediği için takdir edilmesi gerekirken, söyledikleri üzerinden eleştirip magazinleştirerek, ahlak ve siyasetin arınmasına yönelik talep ve ciddiyetimizi ortaya koymuş olduk.
Şurası kesindir; Ahmet Davutoğlu Danışmanlık, Dışişleri Bakanlığı veya Başbakan olarak görev yaptığı süre içinde hiçbir akçeli işe adı karışmayan, akraba ve dostlarını kayırmayan, karanlık hiçbir insanla adı anılmayan, hatta görevde bulunduğu süre içinde kendisine verilen bütün hediyeleri tutanakla başbakanlığa bırakan, başbakanlık konutunda kalırken ailesinin konutta yediği yemeklerin ederini hazineye ödemesine rağmen gördüğü muamele, fanatik parti ve lider siyasetinin ülkemize soktuğu çıkmazı görmek bakımından düşündürücü ve ibretliktir.
İşin doğrusu sayın Davutoğlu, maaşının yetmediği ile ilgili bir şikayette bulunmamış, tam aksine emekli ve asgari ücretli insanların yaşadığı zorluğu ifade etmek için kendi hayatından bir örnek vermiştir.
Yani ülkeyi yönetenlerin yoksulluk karşısında aldıkları pozisyon ve kötü yönetimlerinin sonuçlarını çarpıcı bir dil ile örneklemiştir.
Yoksa, "Geçinemiyorum!" demediği gibi tam aksine "Kendi yağı ve soğanıyla kavrulduklarını" hamd ederek ifade etmiştir.
Konuyla ilgili olarak gazeteci Deniz Zeyrek yukarıda yazdıklarımı destekler mahiyette değerlendirmede bulunarak “Akçeli işler ve yaşadığı mütevazı hayatla maruf Davutoğlu, emekli ve sabit ücrete mahkum insanların durumunu samimi bir dil ile ifade etmiştir.
Sade yaşamına rağmen pahalılıktan, alım gücünün düşmesinden bahsetmesini önemli buluyorum” diyerek bir hakkı teslim etmiştir.
Bu olumlu örnek idi.
Bir de olumsuz örnek var.
Son günlerde Orhan Pamuk'tan Ahmet Davutoğlu'na birçok muhalif aydın ve siyasetçinin sicil amirliğine soyunan, Ziraat Bankasından aldığı ve ödediği şüpheli kredinin sahibi “Tüpçü” diye bilinen kişinin medya kuruluşlarında kendisine tahsis edilen güçle, saraya hizmet etmekle gazeteciliğini sınırlayan, kirlendiren, aklını ve zamanını buraya teksif eden A.Hakan Coşkun var.
Bu efendi, Ahmet Davutoğlu için adeta kibir abidesi gibi ithamda bulunmuş, “Başbakanlık yapmasaydı keşke, ‘Ben Başbakanken’ diyerek, her şeyi kendi dönemiyle kıyaslıyor.” diyerek safını belli etmiş, yolsuzluk ve başarısızlık üzerinden bir şey söyleyemeyince , Davutoğlu’nun kendi dönemi ve öngörüleri üzerinden Başbakanlığını yaptığı partiyi eleştirmesinin özgüvenini, cesaretini, kendine duyduğu özsaygıyı “Başbakanlık oyuncağı “ elinden alınmış bir portre olarak küçümseyerek patronlarına selam çakmıştır.
A.Hakan'a söylemekte fayda var.
Doğruluğu, dürüstlüğü, çalışkanlığı ve bilgisiyle, ahlaki duruşuyla toplumda kabul görmüş bir siyasetçiye itibar suikastı yapma zilleti boynunuzdadır.
Bunu da söylemiş olalım.
Sözün özü; herkes çapını ve çeperini ifade etmiş ve esasen mesele de bundan ibarettir.
Bütün yazılıp çizilenlere rağmen emekli ve asgari ücretlilerin yoksullukla imtihanını, yönetenlerde kötü yönetimlerinin imtihanını vermektedir. 
Sandık Davutoğlu'nun Gelecek Partisine itibar eder mi şimdiden bilemeyiz.
Ama, ufukta görünen o ki, iktidarın sandıktan çıkamayacağını söylemek kehanet olmayacaktır.

Bu yazı toplam 110 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim