Bugün 20 Temmuz 2026 Pazartesi
  • Antalya29 °C
  • IMKB

    %
  • Altın
    6077.24
    %-0.24
  • Dolar
    47.1725
    %-0.02
  • Euro
    53.8822
    %-0.25

HASAN YAKUP CANGÜVEN / KONUK YAZAR

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
HASAN YAKUP CANGÜVEN / KONUK YAZAR

HER GECE ÖLÜR, HER SABAH YENİDEN DİRİLİRİZ

20 Temmuz 2026 Pazartesi 02:17

İnsanoğlunun ömrü; doğumuyla kulağına okunan ezan ile ölümüyle verilen sela arasındaki zaman diliminden ibarettir.

Bu iki yüksek manevi sesten ezan ve kamet hayatın başlangıcını, sela ise hayatın sona erdiğini haber veren ilahî iki çağrıdır. Bir tarafta hayata "Allahu Ekber" nidalarıyla başlayan bir ömür, diğer tarafta aynı hakikatin ardından yükselen sela ile ebediyet yolculuğuna uğurlanan bir insan...

Doğumda kulağa namazsız ezan okunmasının, ölümde ise ezansız namaz kılınmasının hikmeti, dini geleneklerimizde derin anlamlar taşır. Bu uygulamalar hem sünnet temelli birer ibadet hem de hayatın başlangıcı ile sonu arasındaki tefekkürü sağlayan manevi sorumluluğu ve mükafatı yüksek fiillerdir.

İslam medeniyetinde yeni doğan bebeğin sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okunması peygamber efendimizin sünnetidir. Bebeğin işittiği ilk kelimelerin tevhit (Allah'ın birliği) olması, onun hayatı boyunca kötülüklerden korunması, hayatını iman şuuru içinde sürdürmesi, İslam fıtratı üzerine büyümesi ile birlikte vatan, millet, devlet ve ülküsü uğruna yetişmesi için yapılan bir dua ve temennidir.

Bu iki çağrı arasındaki zaman, insanın dünya imtihanını tamamladığı, kulluk yolculuğunun nihayete erdiğidir. Kulağa okunan ezan, hayatın başladığını ve belirli bir olgunluğa ve erginliğe erişildiğinde insanın sorumluluklarla yüzleşeceğini haber verirken; vefatın ardından verilen sela ise dünya yolculuğunun son bulduğunu ve hesap vakti için hazırlık döneminin tamamlandığını ilan eder. Belki de bu yüzden insanoğlunun bütün ömrü, ezan ile sela arasındaki vakit kadar kısadır. Asıl önemli olan ise bu kısa zaman diliminin ne kadar uzun sürdüğü değil; o ömrün hangi değerlerle yaşandığı, nasıl izler bıraktığı ve hangi amellerle ebediyete taşındığıdır.

ECEL İNSAN ÖMRÜNÜN TEMELİDİR…

İnsan, bu iki yüksek "ilahi çağrı" ve "ilahi davet" arasında kendisine emanet edilen hayatı önünde uzanan zamanda yaşar; sevinçleriyle, acılarıyla, tercihleriyle, geride bıraktıklarıyla, önüne baktıklarıyla, imanı, ameli, idealleri ve ülküsüyle hayatını inşa eder.

Allah’ın her canlı için tayin ettiği bir hayat süresi yani ‘ecel’ vardır. İnsanın veya herhangi bir canlının eceli, kendisine tayin edilen ömürdür. Ecel, tayin edilmiş bu ömrün son bulması, yani ölümdür. Ecel; adına ömür dediğimiz ertelenmiş bir zamanı, ötelenmiş bir süreyi ifade eder. Kimse ecelinden önce ya da sonra ölmeyecek. Allah'ın her canlı için tayin ettiği ‘ecel’ onun için en iyi olandır. Ecel insan ömrünün temelidir. Ömür müddeti Allah tarafından takdir edilmiştir.  Ezelde her nefes için çizilen mukadder sınır ne bir saniye öne alınabilir ne de bir saniye tehir edilebilir. Bunun değişmesi mümkün değildir.

HAYAT DA ZAMAN DA İNSANA AİT DEĞİLDİR…

Kimse kimseye ömür bağışlamasın. Çünkü bu ne dinen ne de fiilen mümkün olan bir durumdur. Ömür bağışlama düşüncesi, iyi niyetli bir temenni olsa da hakikatte karşılığı olmayan bir tasavvurdur.

İnancımıza göre, bir insanın kendi ömründen başka bir insana (ister en yakını, isterse bir devlet büyüğü olsun) süre vermesi ya da ömür bağışlaması mümkün değildir. Çünkü ömür, devredilebilecek bir hak veya üzerinde tasarrufta bulunulabilecek bir mülk değil; Allah Teâlâ'nın takdir ettiği bir sınırdır.

Hayat da zaman da insana ait değildir. Her ikisi de Allah'ın insana emanet ettiği nimetlerdir. İnsan, sahibi olmadığı bir şeyi başkasına bağışlayamayacağı veya devredemeyeceği gibi, kendi ömründen ve kendi zamanından bir parçayı da başka bir insanın ömrüne ekleyemez.

Bununla birlikte, bir anne-babanın evladı için, bir eşin eşi için veya bir insanın sevdiği bir kimse adına, "Allah'ım, benim ömrümden al, ona ver." diye niyaz etmesi; ömrün gerçekten devredilebileceği anlamına gelmez. Bu dua ve yakarış, ilahî takdiri değiştiren bir talep değil; sevginin, merhametin ve fedakârlığın en samimi ifadesidir. Allah katında böyle bir dua, kulun ihlasını ve teslimiyetini gösteren içten bir yakarış olarak değer taşır. Yüce Allah dilerse, bu samimi niyazın hürmetine o kimseye şifa ihsan edebilir, afiyet verebilir veya kendi takdiri içinde ömrünü bereketlendirebilir. Fakat bu, bir ömrün başka bir ömre aktarılması anlamına gelmez.

Ecel, ilahî takdirin bir parçasıdır. Her insanın eceli tektir; vakti bellidir ve Allah'ın ezelî ilminde sabittir. Bununla birlikte, kişinin sadaka vermesi, sıla-i rahimde bulunması ve salih ameller işlemesi gibi sebeplere bağlı olarak, Allah'ın takdir ettiği şartlı bir süre söz konusu olabilir. Bu ameller, ömrün bereketini, verimini ve hayırla değerlendirilmesini artıran ilahî vesilelerdir. Ancak bütün bu ihtimallerin ve şartların nihai neticesi de Allah'ın ezelî ilminde, Levh-i Mahfuz'da tek bir hakikat olarak mevcuttur ve değişmez.

Bu sebeple hiç kimse kendi ömrünü kısaltarak bir başkasının ömrünü uzatamaz; hiçbir insanın ömründen eksilen bir süre, başka bir insanın ömrüne ilave edilemez. Bu, insanın cüzi iradesini ve taktir sınırlarını aşan ve yalnızca Allah'ın mutlak takdirinde olan ilahî bir hakikattir.

Nitekim yüce Allah, A'râf Suresi 34. ayette bu değişmez kaideyi bizlere şöyle ihtar eder:

“Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri geldiği zaman ne bir an geri kalırlar ne de bir an ileri gidebilirler.”

Merhum halk ozanı Kıvırcık Ali’nin okuduğunda yürek sızlatan türküsünde dile getirdiği “Al ömrümü, koy ömrünün üstüne' sözler, insanoğlunun sevgi karşısındaki teslimiyetini ve en saf fedakârlık arzusunu dile getirir. Ne var ki, insanın kalbinden kopan bu derin sevda yüklü türküler, ilahî nizamın karşısında sadece hissi bir arzu ve samimi bir temenniden öteye geçemez.

UYKU ÖLÜMÜN EN BÜYÜK HATIRLATICISIDIR…

İnsan sadece bir kez değil, her gece ölümü tadıp her sabah yeniden dirilen bir varlıktır aslında. Allah, ölümü insana sadece hayatın sonunda tattırmaz; her gece uyku vesilesiyle ona ölümü hatırlatan sessiz bir tecrübe yaşatır.

İnsan bedensel ve zihinsel olarak yorgunluğu atmak ve dinlenmek için uyumak zorundadır. İnsan uykuya daldığında tıpkı ölümde olduğu gibi dış dünyaya karşı bilincini, iradesini ve hareket kabiliyetini kaybeder. Çevresinde olup bitenleri algılayamaz, tehlikelere karşı kendini savunamaz ve zaman algısını yitirir. Bu yönüyle uyku, geçici bir bilinç kaybı durumu olmakla birlikte uykunun biyolojik ve ruhsal olarak ölüme olan benzerliğini anlatılması bakımından dini literatürde yaygın kullanımıyla “Uyku ölümün yarısıdır” denilmiştir.

İnsan uyku esnasında Allah’ın koyduğu bir yasa gereği neredeyse yarı ölü gibi bir formata girer. 

Allah (cc) Zümer Suresi 42. Ayetinde şöyle buyurmuştur:

“Allah, ölüm vakitleri geldiğinde insanları vefat ettirir, ölmeyenleri de uykularında ölmüş gibi yapar. Ölümüne hükmettiklerini tutar, diğerlerini ise belli bir süreye kadar (hayata) salar. Kuşkusuz bunda iyice düşünenler için dersler vardır.”

Bu ilahî beyan göstermektedir ki uyku ile ölüm arasında derin bir benzerlik vardır. Her ikisinde de ruh, Allah'ın kudreti ve tasarrufu altındadır. Aralarındaki temel fark ise şudur: Uykuda ruh, Allah'ın izniyle belirlenen vakit gelince bedene geri döner; ölümde ise artık dünya hayatına dönüş yoktur.

Bu dengeyi en güzel şekilde ifade eden öğütlerden biri de Peygamber Efendimizin (sav) dilinde yer bulan; "Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, her an ölecekmiş gibi ahiret için çalış." hadisidir. Peygamber efendimiz bu hadisiyle, dünyayı ihmal etmeyi değil; dünya ile ahiret arasında ifrattan ve tefritten uzak doğru, anlaşılır ve itidal bir denge kurmayı öğütler.

İnsan, geleceğini planlayacak kadar umut sahibi olmalı; fakat ölümün her an gelebileceğini unutmayacak kadar da hayatın faniliğinin farkında vizyoner yaşamalıdır.

Uyku küçük ölüm; uyanış ise yeni bir başlangıçtır. Her sabah insana yeniden verilen ömür, dünün eksiklerini tamamlaması, hatalarını telafi etmesi, yaklaştığı hakikate daha çok hazırlık yapması ve imhal etmesi (yükümlülüğünü yerine getirmesi) için aslında bir fırsattır.

Her şey zıddıyla kaimdir.

Doğum varsa hayat, hayat varsa ölüm vardır…

İnsanın kaçtığını sandığı yer de koştuğunu sandığı yer de kaderidir.

Bizi her gece uyku ile ölüme yatırıp her sabah yeniden dirilten; vatanımız, devletimiz, milletimiz ve ülkümüz uğruna canımızı feda edecek kadar milli ve mukaddes bir şuur bahşeden; aklımızı, kalbimizi ve imanımızı başkalarına teslim etmeyecek derecede idrak ve basiret sahibi kılan Allah'a hamdolsun…

Bu yazı toplam 333 defa okunmuştur.
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 1983 Antalya Son Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 474 99 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim